Türk Mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Mitolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2021 Pazartesi

Türk Tarih Okuması - Yol Haritası

 

Uzun zamandır aklımda olan bir planı artık yazıya dökme vakti geldiğini düşünüyorum. Türk tarihini sistemli olarak okumaya karar verdiğimde ilk olarak Türklerin Mitolojisini okumak istedim. Bundan dolayı yayınlanmış kitapların bir çoğunu okudum. Okumadığım eserlerde mevcut, bazı eserleri ise vakit bulamadığım için okuyamadım. Bazılarını da sahaflarda bulamadım. Temel olarak aklımda Türk mitolojisi ile ilgili konuları yerleşti. Dilim döndükçe de size aktarmaya çalıştım. 

Türk mitolojisini okuduktan sonraki ikinci adım benim için Türklerin eski diniydi. Mitoloji ile karışmış bir halde olan bu konu yeterli kaynağın olmamasından dolayı da tam netliğini kazanmıyor. Bunun  yanında Şamanizm konusu da bu başlık içinde incelemeye çalıştım. Genel kanı Türklerin eski dininin şamanizm olduğu yönünde olsa da bunun doğru olmadığını anladım. Eski Türk dini konusu da mitolojik ve şamanizm baskısından ötürü araştırması zor konu. Kaynaklarında yeterli olmaması bizi zora sokuyor. Bu konu hakkında da okumadığım eksik kitaplar mevcut. Zaman geçtikçe bunlarda okuyup size aktarmayı düşünüyorum. Şamanizm konusunda ise diğer yazılarımda belirttiğim gibi bölgesel inançlar ve uygulamaları farklılıklar gösterdiği için bu tür eserleri es geçtim. 

Burada birde Türk dili konusu var. Türk dilini tarihsel sürecini araştırmak istiyorum. Fakat aklında ki yapı biraz farklı. Belki yüzeysel olabilir. Çünkü harf değişimleri, geçişler benimde ilgilimi çekmiyor. Başlangıcı ve tarih içersin de aldığı yol daha ilgi çekici. Bu konu hakkında ki kitapları da ileride okumaya çalışacağım.


Türk tarihini okumaya  başladığımda  ilk olarak Sümer  ve  Anadolu medeniyetlerinden başlamak  istedim. Atatürk'ün  düşüncesinden yola  çıkarak bu medeniyetleri okudum. Mezopotamya ve  Tunç çağı Anadolu medeniyetleri artık bu  dönemi de bu sene kapadım. Demir çağı medeniyetleri ile devam edeceğim. Bu dönem Türk Tarihi dönemleri ile kesişeceği için bu dönemleri okurken devam etme düşüncesindeyim.

Bunlardan öncede MU Teorisi  hakkında esas eserleri ve yan eserleri okudum. Bunlar tarihsel  olarak aklında bir çizgi oluşmasını sağladı. Mu kıtası teorisi şuan için benimde inanmadığım bir teori. Atatürk'ün sağlık durumu iyi olsaydı eminin kendisi de daha sonra bu teoriden vazgeçerdi. Bu araştıra da mu kıtası olmada bazı olaylar gerçek ve bazılarının üzerindeki sır perdesi hala kalkmadı bence. Eski çağ medeniyetlerinden Mısır kaldı sadece değinmediğim. Aslında Türklük ile alakalı olmasa da biraz olsun Mu Kıtası Teorisinde geçiyor. Benimde merak ettiğim bazı hususlar var. Yeterli kaynak ve zaman bulursam değineceğim.

Bu kadar uzun bir girişten sonra  Türk Tarihi konularına başlayabileceğim. Tabi merakım konular içinde beni farklı yerlere sürükleyebiliyor zaman içinde. Okuma maratonlarının bu başlıklara göre düzenlemeyi düşünüyorum. Türk tarihi çok geniş bir mesele. Uzun soluklu bir okuma maratonu olacak. Türk tarihine başlamışken  aklımda farklı fikirlerde  mevcut.  Fakat  zaman sıkıntısı çektiğim için ne zaman hayata  geçirebilirim bilmiyorum. Şuan için okuma maratonumun  yol haritası aşağıdaki şekilde olacak.



30 Eylül 2018 Pazar

Türk Kültüründe Kurt İzleri




Türk kültüründe kurt daha öncede bahsettiğim gibi önemli bir yere sahiptir. Bir çok destanda görülmektedir. Daha önceki Türk Mitolojisi kitaplarında buna değinmiş hatta bir yazıda bazı mitolojik unsurlar üzerine tek tek araştırma yapılması gerektirdiği üzerine durmuştum. Bununla ilgilide Yaşar Kalafat'ın Türk Halk Tefekküründe Kurt kitaplarını size tanıtmıştım.

Bu kitapta da Mitoloji, Destan, hikaye ve halk kültüründe Kurt motifinin nasıl bulunduğu ve ortaya çıktığını anlatmakta. Kitap yazarın gazete makalelerinin bir araya getirilmesi ile ortaya çıkmış bir eser. Makalelerden bir araya geldiği akademik bir yayın beklenmemeli. Benimde okuduğum ve burada bahsettiğim temel kitapların bazılarını incelemiş yazar. Kurt motifinin Türk kültüründe nasıl devam ettiği, Orta Asya'dan Anadolu'ya nasıl geldiği, diğer milletlerin mitolojilerini nasıl etkilediği üzerin durulmuş. Dünya edebiyatında Kurt Adam'ın nasıl ortaya çıktığına da değiniyor. Anadolu pirlerinin şiirlerinde ve masallarında ki kurt motifini, hikayelere nasıl yerleştiğini anlatıyor. 

Kitaba bir bilimsel kitap olarak bakmak yanlış olur. Kurt motifinin eski dönemden bu güne nasıl geldiğini, halen nasıl devam ettiğini anlatan bir kitap. Merak edenler fikir sahibi olmak isteyenlerin bakabileceği bir eser. Fakat bilimsel bir çalışma arayanları pek tatmin etmeyecek bir çalışma. 



20 Mayıs 2018 Pazar

Oğuz Kağan Destanı





Daha önce size birkaç tane Oğuz Kağan Destanı ile ilgili kitap tanıtmıştım. Bunlardan bir tanesi Togan’ın çevirdiği Reşieddin oğuznamesi idi. Bu kitabın piyasada zor bulunması ve nadir olması nedeniyle herkes ulaşamıyordu. Fuara gitmeden önce kitap araştırması yaparken Tufan Gündüz’ün Reşieddin oğuznamesini yeniden çevirdiğini ve kitabın içinde farklı bilgiler ekleyerek bastığını öğrendim. Hemen listeme ekledim okumak için. 

Oğuz destanı daha önce anlattığım gibi Türk milletinin tarih içindeki yol alışının bir yansımasıdır. Gösterdikleri kahramanlıklar, inançları, göreneklerini, devlet sistemlerinin bir yerde toplandığı bunların hepsinin Oğuz Han’ın şahsiyetinde birleştiği bir destan. Aslında destanlaşmadan öncesinde mitolojik bir karakter. Daha önce dediğimiz gibi araştırmamızda ilk önce Oğuz Kağan bir mitoloji olarak doğmuş, sonrasında içinde bulunduğu mitolojik ögeler kaybolarak destanlaşmıştır. Bu kitapta destansı özelliğini de kenara bırakarak gerçekliğe daha yakın şekilde bize Oğuz Destanı sunulmakta. Kitabın başında Oğuz Kağan Destanın bir incelmesini yapar. Reşieddin'in kitabı nasıl yazdığını, dönemin hangi kaynaklarından yararlandığını, yazımı sırasında nerelerden etkilendiğini belirtir. Oğuz Kağan Destanında geçen ve bugünkü Türk boylarının oluşumunu anlatmaktadır. Burada yazar bu boyların tarihsel olarak nasıl ortaya çıktıklarını, nerede göründükleri üzerine durur. Boyların tarihsel olarak ortaya çıkışı önemli bir noktadır. Boyların tarihi kayıtlara zaman içinde ne şekilde girdiğini belirtir. Aynı şekilde dış oğuz boyları denilen Oğuz Kağan destanında geçen boylarında oluşumunu inceler. Daha sonra boy ayrılmasından ikili sisteme geçişi yani Bozok ve Üçok meselesi üzerine durur. Bunları anlatırken tarih içinde ki Türk devletler üzerine de bilgiler verir. Bunlar aslında Oğuz'un destandaki yolculuğudur. Tartışmalı diğer bir konuda Oğuz'un şahsiyetidir. Tarihçiler arasında bu konuda bir fikir birliği yoktur. Bazıları Oğuz Kağan'ın Türk düşüncesinde ki ideal olduğunu, Mete han olduğunu, yaşamış bir kişi olduğu üzerine fikirleri sunar. Bunların yanında şahsiyeti ve tarihsel serüvenini anlatır. Kitapta Oğuz Destanı anlatıldıktan sonra destan içinde geçen dış oğuzları ne manaya geldiği üzerine bir bölüm var. Oğuz Destanında bilindiği üzere 24 boy bulunmakta, bunlar Oğuz Han’ın kendi çocuklarından meydana gelen boylar olarak düşünülüyor. Bunun yanında birde Oğuz Kağan’ın seferi sırasında isim verdiği kişilerden türeyen Türk boyları bulunmakta. İşte bunlar hakkında ve manaları üzerine bir bölüm bulunmakta. Bu boylara da dış oğuzlar denmekte. Destanın özelliği üzerine de durarak nasıl meydana geldiğini ve diğer nüshalardan ne şekilde ayrıldığını anlatmakta. 

Oğuz Han’ın mitolojisini okumaya başladığımda eskiden bu yana etrafta dolaşan bir Oğuz Han’ın Türklük Duasını görmüşümdür. Yalnız bunun bizim Türk tarihinden geçen uydurma hikayelerden birimi olduğu konusunda çok şüpheye düştüm. Bu kitapta Tufan Gündüz kitabın sonuna bir duayı  eklemiş. Tabi bu hali Osmanlı döneminde olduğu için onlara övgüler, islam dini içinde olduğu için ona bağlı öğütler içermekte. 

Bu açıklamaların sonunda da Oğuz Kağan destanı bulunmakta. Oğuz Kağan destanı Türk tarihinin katmanlarını içinde bulunduran bir eser. Bundan dolayı ne zaman ortaya çıktığı konusu aslında tam net değil. Tufan Gündüz Oğuz Kağan'ın ilk babasına isyan etmesinden yola çıkarak Mete (Bahadır) Han'ın babasına isyanını döneminde şekillenmeye başladığını belirtiyor. Oğuz Destanını okuduğunuzda bunu Türklerin yüzyıllar içinde aldıkları yolların bir öyküsü olarak okumanızı tavsiye ediyorum. Bu konuyu ilk okuyacaklar için anlaşılır bir eser. Daha derinlere girmek isteyenler ise Türk Mitolojisinde incelediğim kitapları tavsiye ederim. 

Türk milletinin en son destanı olan Kurtuluş Savaşı bu destana belki bir kaç yüzyıl sonra girecek. Bunu başlatan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına minnet borçluyuz. Türk tarihinde bulunan kahramanları Tarihten silecek hiç bir silgi yoktur. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramınız Kutlu Olsun.

15 Eylül 2016 Perşembe

Türk Düşüncesinde Kozmogoni-Kozmoloji



Kitabı daha önce Emel Esin'in okuduğum Kozmoloji kitabındaki konuları tamamlaması düşüncesi ile almıştım. Hemde bu konuda fazla bir kaynak olmaması, mitoloji konularının için dağınık olaması nedeniyle iyi olacağını düşündüm. Kitap yazarın doktora tezi sonucunda ortaya çıkan araştırmalarının bir ürünü. İslam öncesi Türk devletlerindeki düşünce yapısı üzerine incelemelerde bulunmuş. Genel olarak Kozmoloji-Kozmogoni anlayışı çerçevesinde dönemleri incelesede, Mitolojiye de sık sık girmiş. Zaten bu konularda ikisinin o devirler için ayrı olmayacağını daha öncede belirtmiştim.

Türklerin yazılı kaynak arkalarında fazla bırakmadıklarından dolayı kaynaklar genellikle komşu devletlerin onlar hakkında tuttuğu yazılardan gelmekte. Özellikle Hun dönemi ile ilgili sadece çin kaynakları bulunmakta. Bu konuya bu sene daha ayrıntılı bir bakacağım. Yazar kitabın başında Hunları bir Türk devleti saymamakta. Bunun sebebini ise kendi hakimiyet alanları içinde bir çok kavmin bulunmasını gösteriyor. Ama yönetici kademesinde bulunan kavmin Türk olduğunu atlamış. Daha sonra kitabın ilerleyen kısımların Türk diye nitelendirmiş. Sakalardan ise pek bahsedilmiyor.

Emel Esin'in kitabında da bahsettiğimiz ilk kozmolojik fikir anlayışı Çular ile birlikte Çin topraklarına gelmiş. Yazar burada bu kavmin Orta Asyadan geldiğini kabul edip, Türk olduklarına kuşku ile bakmakta. Çuların getirdiği düşünce anlayışı Hunlar, Göktürkler, Uygurlar da bir süreklilik halinde devam etmiş. Türkler Gök Tanrıya, Yer-sulara ve çeşitli kültlere yılın belli zamanlarında ayinler yapmakta ve kurbanlar vermektedirler. Burada tespit edilen yer-su, erlik, ülgen gibi kültler ile Gök Tanrının kelime olarak daha fazla söz edildiği anlaşılmış. Mesela yer-sulara bir kere dua ediliyorsa Gök Tanrı için 8 kere dua edildiği tespit edilmiş. Konuyu yazar derinlemesine incelemiş bu bakımdan güzel. Çuların getirdiği bu inanç sistemi Çinlileri de etkilemiştir. Çinlilerde kutsal gök, dört yön, kutsal dağ gibi inançlar Çulardan aldıkları inançlardır.

Kitapta destanlardaki kozmolojik-kozmogoniler incelenmiş.Gök Tanrı, Kurt-kutsal ışık, Mağara, Dağ, Umay, Ülgen, Yer-sular da konu başlıkları olarak hem inanç hemde kökenleri bakımından inceleniyor. Yazar burada Türklerde ki ateş kültünün İranlılardan geçtiğini söylüyor bazı yerlerde. Fakat daha önceki kitaplarda ateş kültünün İranlılardan geçmediğini öğrenmiştik. Daha sonraki sayfalarda ise Türklerde ki ikili evren anlayışı ile İran kültüründeki ikili evren anlayışının aynı olmadığını aralarında belirgin bir fark olduğunu belirtiyor. Çuların getirdiği evrenselik anlayışı için Gök ve yer birbirini tamamlayan, iki kutsal olarak geçer. İran kültüründe ise gök kutsal olan yer zıttı olan bir şekilde olup bunlar sürekli bir biri ile savaş içindedirler.

Türk inançları içinde Budizm, kofuçizm, manizm gibi komşu kavimlerin inançlarının etkilerini de irdelemiş. Bu konuda bir çok konu üzerinde geniş açıklamalarda bulunuyor. Kitap bir doktora tezi olduğu için yeni yaklaşımlar sunuyor. Fakat bahsettiğim yerlerde bazı ters gelen noktalar mevcut. Okurken sorgulayarak okunursa bir terslik ile karşılaşılacağını düşünmüyorum. Kozmoloji ve Kozmogoni konularına etraflı şekilde bakması bu konu üzerinde az olan kitaplar açısından önemli. Bu konuları merak edenlere okumalarını tavsiye ederim.

7 Mart 2016 Pazartesi

Türk Kozmolojisine Giriş




Size ilk olarak biraz kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitap yazarın Türk Kozmolojisi üzerine yazdığı makalelerin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bir eser. Tam bir bilimsel kaynak. Hep size burada yakınıyorum ya bu nasıl bilimsel kitap, kaynaklar verilmemiş diye. İşte bu kitabı okuduğunuzda bilimsel bir kitap nasıl olur görüyorsunuz. Gerçi bu yazılar kitap için hazırlanmamış, makale için hazırlanmış olduğu için bu kadar kaynaklara ve dipnotlar verilmiş. Bu kadar dipnot ve kaynağın yayınlanırken kağıt tasarrufu yapacağız diye kesilmemesi ise yayınevinin bilinçli bir davranışı. Tebrik ettim kendilerini hem bu şekilde basmalarından hemde böyle bir eseri oluşturmalarından dolayı. Kitap makalelerden oluştuğu için bilimsel olarak anlatımı son noktada. Bundan dolayı okuyacak kişilerin belli bir seviyede Türk tarihi ve mitolojisi bilmesinden fayda var diye düşünüyorum. Çünkü yazar daha önce belki hiç duymadığınız Türk devletlerinden (Çu Hanedanlığı) ve bunların getirdiği düşüncelerden (bir birine zıt, fakat bir birini tamamlayan evren anlayışı)  bahsetmekte. Bunların anlanması ve kafanızda belli bir yere konması için belli bir birikim olması gerektiğini düşünüyorum.

Mitoloji insanların evreni, doğayı anlama biçimlerini ve kültürlerini yansımasını içerir. Kainatın anlamdırılmasını gök ve yere yansımasını kozmoloji olarak ifade edilebilir. Bu yansıma ilk zamanlar simgesel olarak var olmuş. Çu Hanedanlığından (MÖ 1059-249) Çin içlerine gelen ve Türk olduğu belirlenmiş bir hanedanlık. Bu hanedanlığın getirdiği  düşünce kainatın tüm yansımasını gök ve yer-su (yeryüzü) temsil ettiği birbirine zıt, fakat birbirini tamamlayan ikili evrensel nefesten oluştuğu kabul eden sistem. Bizim şuan ying-yang olarak bildiğimiz sistemi yazar kaynakları ile Çu hanedanlığının Çin topraklarına getirdiğini söylüyor. Çular bu anlayışlarını ana vatanları olan Orta Asyadan getirmişler. Bu arada belirtelim, aslında Çin içlerine gelip hanedalıklar kurmuş Türk boyları bulunmakta. Bunlar zaman içinde Çinleşip bizim Çin tarihinde hanedanları olarak bildiğimiz ufak devletlerden birkaçı haline gelmişler. Hep merak ettim Çin'i birleştiren hükümdar acaba bizden miydi? Bununda cevabını önümüzdeki sene araştıracağım, yazarın kaynak aldığı, Çuları ve Çin içindeki diğer Türk varlıklarını anlatan kitaba zor olsa da eriştim.

Çuların getirdiği bu inanç şekilleri daha sonra Hunlarda ve Göktürklerde devam ediyor. Çuların getirdiği bu evrensellik düşüncesine ait terimlerin çoğu Türkçe karşılığının olması, aynı kavramların Türkçede de olduğunu kanıtdı. Çu ayinlerini Çin'e getiren sülalenin kurucusu, Çin'in batısından gelen fatih Wu (MÖ 1100). Biz burada kişilerin ve boyların gerçek isimlerini bilmediğimiz için, Çin dilinin Türkçeden farklı olması nedeniyle bu adların gerçekte Türkçe ne olduğunu tespit edemiyoruz. Bundan dolayı tarih içinde Çincede geçen isimleri ile adlandırılıyor. Ayinler, kozmogonik yasalar, her tanrıya veya ruha atfedilen yerde ve simgelerle yapılıyordu. Bu anlayış merkeziyetçi devlet dini tarzında. Gök tanrı hükümdarın atası sayılmasıyla, merkeziyetçi devlet dini kozmolojik bir açıklama bulmuş.

Çu hanedalığı döneminde savaş eğitimi veren bir saray okulunun bulunduğu tespit edildi. Bu okulda hükümdar ve ihyar alpler, hükümdarın oğullarını yetiştirirdi. Devletin oğulları denen genellikle Çu'lara bağlı beylerin oğulları olan genç alpler silah kullanmayı, ok atmayı ve diğer savaş becerilerini öğreniyorlardı. Buda demektir ki o dönemde Türk boyları artık sistemli bir hale gelmiş. Yani Hunlar başlangıç değil.

Kitapta daha bahsedilecek bir çok şey var. Bunları da yazarın diğer kitabına sakladım. Orada daha ayrıntılı ve karşılaştırmalı olarak anlatmış. Yalnız okuyuculara şunu anlamalarını istiyorum. Türk kültüründen gelen Mitoloji ve gelenekler çok eski çağlarda meydana gelmiş ve günümüzde de devam etmekte. Bunların ne dinle nede diğer milletlerden etkilenme ile geçmiş değil. Bu tür geçişlerde mevcut olsa da kemik diye bahsedebileceğimiz ana ögeler Türklerin yıllar içinde oluşturdukları kültürlerinden ve tarihlerinden gelmiştir. Bu tür konulara meraklı olan arkadaşlara kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitabın ne yazık ki baskısı yok. Sahaflarda aramanız gerekiyor. Nadir bulunan eserlerden, fakat yazarın diğer kitaplarını da şimdiden edinin diyorum. Sanat tarihi okuyanlar varsa, ayrıca bu konuya meraklı olanlar onlar içinde çok faydalı olacaktır.

4 Ocak 2016 Pazartesi

Oğuz Destan Dünyası




Oğuz destanı Türk kültürü içinde büyük öneme sahip. Şimdiye kadar okuduğum kitaplarda Oğuz destanın mitolojik unsurlarını, destan unsurlarını ve tarih içinde unsurları çeşitli araştırmalar ile okumuş oldum. Türklerin MÖ IV-V yıllarında İskitler döneminde tarih sahnesine çıkmaya başlamaları, bazı araştırmalar daha ilerisine de götürmekte, ile şekillenmeye başladı. Türklerin İslam dinine girmesine kadar süreçte ve biraz sonrasına kadar yaptığı olaylar, savaşlar, hakanlar, seferler vs gibi tüm olayların birikmesiyle bir Türk Destanı ortaya çıkmış oldu. Bunun içinde mitolojik unsular ile Türk devlet geleneği, görenekleri, töresi, dini görüşleri, kozmolojisi içinde bulunmakta.

Kitap sistemli olarak işin içine girecek şekilde hazırlanmış. ilk önce Oğuznamelerin yazılı olan nüshaları üzerine bilgi aktarmakta. Daha sonra geniş olarak Oğuz Destanı üzerine yapılan çalışmaların özetini aktarıyor. Destanın yazılı olarak ortaya çıktığı ilk Uygur nüshasından sonra bir çok farklı nüsha yazılmış, bu yazılan nüshalar daha öncede bahsettiğim gibi kendi dönemini destan içine etkileri görülmüş. Benimde daha önce burada tanıttığım Reşideddin Oğuznamesi de farklı bir nüsha. Bu yıl içersin de kazan da bulunan bir oğuzname nüshası da incelenip yayınlandı. Tabi artık bundan sonraki oğuzname incelemeleri akademik nitelikte. Tüm nüshaların detaylı şekilde incelemesi de Türk Mitolojisi 1 kitabından bulunmakta.

Oğuz Kağan Destanının içinde geçen unsurları ilk kez Türk Mitolojisi 2 kitabında araştırılmıştı. Daha öncede bahsettiğim gibi Türk Mitolojisi içinde geçen her şeyin bir anlamı bulunmakta. Bundan dolayı orada anlatılanlar yıllar boyunca insanlara bir şeyler ifade etsin diye ortaya çıkmış. Yazarda destanda anlatılan ve orada gözüken her şeyi temellerine inerek bize açıklıyor. Bu bakımdan güzel bir eser ortaya çıkmış. Eser akademik olarak da kullanılabilecek seviyede, zaten dili biraz ağır ilerliyor. Çünkü her detaya değinilmiş, destanda niteliğinin özellikleri belirtilmiş ve ona benzer diğer destanlardaki unsurlar ile karşılaştırılmış.

Nihayetinde Oğuz Destanı, geleneği, devlet yapısını, inançları, kozmolojisi, kahramanlıklarımızı anlatan bir eser. Bizi biz yapan şeylerin birleşimi ve bugüne kadar rafine olarak ulaşmış hali. Oğuz Kağan gerçekliği bugünde tartışılıyor, yarında tartışılacak ama bizi öyle bir sisteme sokmuştur ki Oğuz Türkleri ve onları oluşturan Oğuz Boyları yıllardır bu yazılmamış sistem içersin de tarih içinde bulunmuşlar. Kurt, at, dağ, yırtıcı kuşlar (ongular) bizim için neler ifade ettiği ve manaları anlamak önemli. Kitap akademik olduğu için herkese tavsiye etmiyorum. Destanı bilmek isteyenler Türk Destanlarına Giriş'i okuyabilir. Destanın ne ifade ettiğini daha derinlemesine araştırmak isteyenler bu kitabı ve diğer size tanıttığım Türk Mitolojisi kitaplarını okuyabilirler. 

1 Aralık 2015 Salı

Oğuz Destanı (Reşideddin Oğuznamesi)




Daha önce Türk Mitolojisi kitaplarında da bahsettiğim gibi Oğuz Kağan Türklerin mitolojilerinde ve düşüncelerin de büyük bir yer kaplamakta. Oğuz Kağan'ın destanında ortaya çıkan Türk boyları ve Oğuz boyları ve Dış Oğuzlar denilen diğer Türk boyların oluşumunu anlatmakta. Bunun yanında bir çok Türk gelenek ve düşüncesini de içermekte. Bunları daha önce okuduğum mitoloji kitaplarından aktarmaya çalışmıştım. 

Oğuz Destanı Türkler arasında yıllarca sözlü anlatım ile yaşamış. Daha sonra bazı kişiler tarafından da yazıya geçirildi. Bu yazıya geçirilmiş Oğuznameler yazıya geçiren kişi yada bulundu yerlere göre isimler verilmiştir. İlk yazıya geçirilmiş Oğuzname Uygurlar dönemindedir. Daha sonraki Oğuznameler geç dönemlere rastlamaktadır. Yinede yazıya geçirilen ilk eserler olduğu için Oğuznameler açısından büyük bir önem arz etmekteler. Her yazıya geçirilen Oğuzname yazıldığı devre ve zamana göre belli özellikler taşımakta ve kendi yapısından bazı özellikler kaybetmiş. Reşideddin; İlhanlı sarayının veziri, tarihçisi ve doktorudur. Reşideddin Oğuznamesi Oğuzların müslüman olmadığı zamana kadar olan yaptıkları işleri anlatan bir kitap. Burada anlatıldığı zamana göre içine islam etkisi de girmiş. Mitolojik Oğuz anlatımına göre burada anlatılanlar artık destan özelliği kazanmış. Mitolojik kavramlar artık yok olmaya başlamış. Kitapta Türklerin soyunun nereden geldiği üzerine rivayetten başlayıp, oğuzların yaptıklarına kadar tüm seferleri anlatmakta. Burada anlatılan yer isimleri gerçeğe daha yakın olmakta. Reşideddin Oğuznamesinin diğer bir incelemesi de Bahaeddin Öğel'in Türk Mitolojisi 1 kitabında bulunmaktadır.

Kitapta diğer bölüm olarak Reşideddin Oğuznamesi ile Ebu'l Gazi Bahardır Han'ın aktardığı Oğuz name arasında yazım ve anlatım bakımından karşılaştırması mevcut. Ebu'l Gazi Bahardır Han'ın Oğuznamesi de aynı şekilde Oğuz Kağan Destanını yazıya geçirilmiş bir nüshasıdır. 

Kitabın son kısmı ise destanın tahlil edilmesi üzerine. Burada anlatılanlar tarih süreci içinde önemli. Z.V. Togan Oğuz destanının aslında üst üste binmiş Türklerin kahramanlıkları olduğunu söylemekte. Bu kahramanlıkların zamanı ise İskitlerin M.Ö. 8.yy da kurdukları büyük imparatorluktan başlamakta. Daha sonra bu kahramanlıklar her Türk boyunun yaptığı işler ile birleşerek bir destanın oluşturmuş. Oğuz destanında geçen Dış Oğuzlar dediğimiz, daha öncede bahsettiğim Oğuz Kağan tarafından isim verilen boyların Oğuz Destanından öncede tarih içinde var olduğunu tespit etmişler. Kalaçlar (Halaçlar), Kanglı, Uygur, Kıpçak gibi destanda geçen boyların daha eski olarak tarih sahnesinde gözükmekteler. Daha önce Türk Destanlarında Giriş kitabında da belirtiğimiz gibi Oğuz Kağan'ın soyu olarak ortaya çıkan 24 Türk boyunun kabileler birliği şeklinde teşkil edildiğini belirtmekte. Oğuz Boylarının Okların birliği olarak ortaya çıktığını belirtmişler. Oğuz Kağan destanı Türk milletinin teşkilatlanmasını, tarih içindeki kahramanlıklarını, devlet geleneklerini, sistemlerini, inançlarını, kozmogonilerini anlattığı bütünleşmiş bir eser olarak ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı bu destanı bilmek kendimizi bilmek demektir. Zeki V. Togan'da son sözde araştırmaların devam etmesini ve hangi yönde yapılması gerektirdiğini açıklamış kitapta.

Türklerin tarih içinde oluşan karakter özellikleri onların uzun süre yaşamalarını ve büyük topraklara hüküm sürmelerini sağlamış. Bunlardan bir tanesi de gittikleri coğrafyaya uyum sağlamalarıdır. Yalnız bazı karakter özellikleri iki tarafı keskin kılıca benzer. İyi kullanıldı mı karşı tarafı, kötü kullanıldı mı kendini keser. Bundan dolayı Çin topraklarından, Sibirya'nın soğuk tunduralarına, Asya'nın geniş bozkırlarına, Hindistan, Rusya, Anadolu ve Avrupa topraklarına kadar bir çok alana gitmiş ve oraları hükmetmişlerdir. Coğrafyaya uyum çok fazla sağlanması sonucu da bazı yerlerde, hükmettiği topraklarda asimile olmuşlar. Hindistan ve Orta Avrupa buna güzel bir örnektir. Oğuz Destanı ve diğer milli destanlarımızı bilmek bundan dolayı hayati öneme sahiptir. Uydurma ve çalıntı Yunan Mitolojisini öğrenme yerine kendi Mitolojimizi öğrenmeliyiz.

Kitap diğer Zeki Velidi Togan kitapları gibi baskısı yok. Sahaflardan bulma ihtimaliniz var benim gibi ama yüksek fiyata satıyorlar. Bundan dolayı size kalmış bir şey. Normal okuyucu için okunması elzem değil. Türk Mitolojisi 1-2, Türk Destanlarına Giriş ve Türk Mitolojik Sistemi 1-2 gibi baskısı olan kitapları okurlarsa yine bilgi sahibi olurlar.  

22 Ekim 2015 Perşembe

Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlüğü



Türk Mitolojisi konusu araştırmaları eski devirlere uzandığı için bu konudaki kelimelerde farklı olmakta. Burada kullanılan kelimeler bugün artık kullanılmıyor yada manası değişmiş oluyor. Genelde Türk Mitolojisi kitaplarında anlatılan konu ile ilgili kelimeleri açıklanmakta. Yinede normal okuyucu, akademik okuyucu için bir sözlük ihtiyacı vardı. Bu kitapta bu düşünce ile hazırlanmış.

Bugün Türk Mitolojisi konusunda çalışmış ve çalışmakta olan bilim insanları çok az. Elimizde olan kitaplar belli sayıda. Burada çoğunu size tanıtmaya çalıştım. Akademik olarak çıkan makalelerden ne yazık ki fazladan ilgi göstermezsek haberimiz olmuyor. Bunların sayısı da fazla değil günümüzde. Yabancı dilde çıkan yayınların hepsinin de Türkçe'ye çevrilmediğinden dolayı, bu konuda araştırmaların fazla olmaması bunları bize kazandırmıyor. 

Tarih konusu da çalışan bilim insanlarının kendilerine daha kolay geldiği üzere yakın tarihi çalışıyorlar. Onuda nasıl çalıştıkları çoğunlukla sıkı takipçiler arasında biliniyor. Bunun dışında Osmanlı Devletinin ötesine gidilmeye başlandıkça bu konularda çalışan bilim insanlarının sayısı gittikçe azalıyor. Buda bizim için ayrı bir sorun olarak ortaya çıkıyor. 

Bu kadar olumsuzluk içinde yinede yapılmaya çalışılan işler var. Bu kitapta bunlardan bir tanesi. Diğer mitolojiler hakkında bir çok eser verilirken ve sözlükler hazırlanırken. Kendi öz kültürümüz ile ilgili bu tür çalışmalara uzak kalınması işin başka tarafı. Kitap bu konuda bir açığı doldurmak için hazırlanmış. Normal okuyucu için yeterli fakat daha ilerisi için pek yeterli olmayan bir eser. Ben kitapları okurken acaba bu terim yada kelime var mı diye merak edip baktığım oldu. Fakat ne yazık ki çoğuna rastlamadım. Genel bir içerik mevcut, daha ilerisi için fazla bir şey içermiyor. Yazardan mı kaynaklanıyor yoksa yayıncıdan mı bilmiyorum. Fakat terimlerin kaynakları bire bir nereden alındığı referans olarak gösterilse daha bilimsel bir yayın olabilirdi. Bundan sonraki çalışmalar daha bilimsel ve geniş bir tarama gerektiriyor. Çok derine gitmeden normal okuyucu için yeterli, daha ileri okuyucular için pek yeterli değildir. Bunu göz önüne alarak edinmenizi tavsiye ederim.

29 Eylül 2015 Salı

Türk Halk Tefekküründe Kurt




Serinin üçüncü kitabı olan Türk Mitolojisinde Kurt hakkında az da olsa bir şeyler yazmıştım bu ay içinde. Mitolojiden sonra halk inançları okumak benim pek ilgimi çekmedi gerçekten bundan dolayı uzun bir yazı yazmadım bu konu ile ilgili. Bu yazıda kurt'un Türk Mitolojisindeki yeri hakkında biraz daha etraflı yer vererek bunu telafi etmeye çalışacağım.

Türk Mitolojisi Türk tarihi gibi çok derin ve geçmişi olan bir konu. Kültür yıllar içinde kendini geliştirmiş. Bundan dolayı Türk Mitolojisinde geçen her şeyin bir manası bulunmakta. İnsanlar bu Mitolojileri oluştururken gecelik anlatılacak hikayeler olarak değil, evreni,dünyayı, doğayı algılama biçimlerini oluşturmuşlar. 

Bu bakımdan kurt motifi Türk Mitolojisi içinde bir çok yerde geçmekte ve önemli mitolojilerin ve destanların içinde bulunmaktadır. Türeyiş destanında rakip bir boy tarafından yok edilen bir boydan tek kalan kolları ve bacakları kesilmiş bir çocuğun bir dişi kurt tarafından büyütülmesi vardır. Dişi kurt çocuğu besler, yaralarını iyileştirir ve en sonunda ondan hamile kalır. Böylelikle bu Türk boyu bu kurt ve sağ kalan çocuktan meydana gelmiştir. Menşeyi mitleri genele olarak bir hayvandan, ağaçtan, dağdan meydana gelme olayı çok görülür. Bunların hepsinin bir manası vardır. Bir hakanın üç kızının bir kulede uygun eşi beklerken kocamış bir kurdun çıkagelmesiyle küçük kızın bu kurtla evlenmesi de bir meşeyi mitidir. Cengiz-Han'ın doğumunu anlatan bir efsanede bir gece annesinin çadırına gökmavisi bir ışığın girdiğini ve annesinin karnına girip kurt-köpek olarak çıktığı anlatılır. En büyük destanlarımızdan bir tanesi olan Ergenokon Destanında düşmanın saldırısından sağ kalmış bir kaç kişi yada bir grup Ergenekon adında dağların arasında bir mekana sığınırlar. Yıllar geçtikçe burada boy yeniden gelişir ve artık buraya sığmaz olurlar. Bundan dolayı artık atalarından kalan hatıralar ile öz yurtlarına gitmek isterler ve bir demircinin yardımı ile dağı eriterek buradan çıkarlar. Dağı erittiklerinde ilk dışarıya çıkıp yol gösteren bir kurttur. Mitolojinin etkisi insanların algısından kaçabilmektedir. Bundan dolayı bunun ne kadar önemli olduğunu anlamamakta ve ona değer vermiyorlar. Oğuz Türkleri için bir mitolojinin en büyük etkisi Oğuz Destanında görülmektedir. Oğuz Destanı Türklerin boy teşkilatlarının nasıl ortaya çıktığını, devlet düzneini, yapısını anlatır. Bunun etkileri tarihte ve şuan bile gözükür ki Oğuzlar boy yapıları ve devlet düzenleri ile göstermiştir. Mitolojiye gelirsek Oğuz Kağan Destanında, Oğuz efsanevi şekilde doğar büyür ve kahramanlıklar gösterir. Bir gün sefer çıktığında, çadırının içine gökyeleli bir kurt girer ve kendisine seferi sırasında yol göstereceğini söyler. Bu şekilde Oğuz kurdu takip eder, yeni yerler fetheder, kurt ne zaman ortadan yok olsa ordugahını oraya kurar. Ne zaman kurt ortaya çıksa sefere tekrar devam eder. Böylelikle dünyayı fethetmiş olur. 

Görüldüğü gibi kurt ana destanlarda önemli bir rol oynamaktadır. Peki kurdun manası nedir. İlk olarak isminin neden kurt olduğu üzerine duralım. Aslında Türkler kurda Börü derler. Gökbörü de bu efsanler de görülen gök yeleli kurdun ismidir. Türk Mitolojisinde ve inanışında Börü ismi o kadar çok tabulaşmıştır ki ismini kullanmak yerine onu yine çağrıştıran bir isim verilmiştir. İnanışta Börü kutsal bir varlıktır ve ona büyük saygı duyulmaktadır. Bundan dolayı isminin her zaman anılması istenmez. Zaman içinde Börü unutulmuş ve kurt olarak isim kalmıştır. Ama ismin aslı Börü'dür.

Türk Mitolojisinde ve İnanışında Börü(kurt) GökTengri'nin yer yüzündeki simgesidir. Bazen kutsal bir ruh, bazen büyük dağların ruhu, bazende Ata ruhu olduğu görülmüş. Yukarıda anlattığım destanlara ve mitlere baktığınız neden hep önemli bir yerde olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz. Türkler kendilerini GökTengri'nin yer yüzündeki elçileri, hizmetkarları, onun ordusu gibi görürlerdi. Bu tefekkür içersin de menşeyi mitolojisinde olsun, Oğuz Kağan, Ergenekon ve diğer mitoloji, destanlarda olsun GökTengri'den geldiklerini, GökTengri'nin yaptığı işlerde onlara yol gösterdiğine inanmışlardır. Kağan olan kişi zaten GökTengri'den Kut almış kişi olarak inanılırdı. Böylelikle Türk Milletine GökTengri izni ile hükmetme yetisi verilmişti. GökTengri inancını ileride daha detaylı araştıracağım için aradaki bağlantı daha iyi anlaşılacaktır. Kurt motifinin mitolojide ve destanlarda gözükmesi bu nedenden dolayı çok önemlidir.

Halk inançları içersin kurt önemini sürdürtmüştür. Savaşlarda, hastalıkta, isim vermede, inaçt gibi bir çok konuda kurt önemlidir. Kurdun; kanı, postu, dişi, kılı, patisi, kemiği, kafası gibi bir çoğu inanışta yer edinmiştir. Bundan dolayı bir kurt kültü ortaya çıkmıştır. Buda mitolojinin halk içersindeki etkisi ve kalıntılarıdır.

Kitap hakkında fazla bilgi vermedim. Yazı daha çok bir makale niteliğinde yada bir özet gibi oldu Türk Mitolojisinde ki kurt üzerine. Kitapta Türk Mitolojisinde ve inançlarında kurt motifi üzerinde makaleler bulunmakta. Halk inançları için bir katkı verse de Türk Mitolojisi olarak bir artı olarak göremedim ben. Bunun sebebi yine temel kitapları ilk okuduğum için. Sadece bu konuyu merak edenler bu kitabı alabilirler. Geniş olmasa da genel bir fikir sahibi olmuş olurlar.  

15 Eylül 2015 Salı

Türk Mitolojisinde Kurt



Türk Mitolojisi içinde kurt büyük önemi olan bir simge. Zaman içinde anlamını kaybetse de bu zamana kadar Mitoloji, destanlar, hikayeler, halk inançları, simgeler, armalar şeklinde bu günlere kadar ulaşmış. Bu kitapta da halk kültürü içinde Mitolojik Kurt motifinin nasıl şekilde yaşadığı üzerine bir çok sunumun ve araştırmanın birleşmesinden oluşan bir kitap. 

Halk inançları içersinde kurt motifi çok farklı şekiller de gözükmekte. Bu kitapta yapılan halk inançlarında kurt motifinin araştırmasını anlatmakta. Kitabın ismi ile aslında içeriğinin pek alakası yok. Bende alırken mitolojik kurt motifinin araştırılması ve incelenmesi olduğunu düşünmüştüm. Fakat halk inançları araştırması olduğunu öğrenince biraz hayal kırıklığı oldu. Kitap aslında 3 kitap olarak basılmış. Konu içersin de ki materyalin çokluğu sonucu en son bu kitap ortaya çıkmış. Kitabın üstünde 3. kitap olduğu nede tanıtımda böyle bir şey yazmadığı için tersten başlamış olduk okumaya.
Halk inançlarına ilginiz var ise okunabilecek bir eser. Beni o kadar tatmin etmedi. Mitoloji okumak daha ilgi çekici geldi. 

1 Eylül 2015 Salı

Türk Mitolojisinin Ana Hataları





Kitap genel manada Türk mitolojisi üzerine durmuş. Yalnız diğerlerinden farklı olarak yazar Şamanizm bakış açısıyla Türk Mitolojisini açıklamaya çalışmış. Kitabın bir bölümünde Şamanizm'i açıklarken "diğer bildiğimiz dinler gibi teşekkül etmiş bir din değil tanrılar, ruhlar ve insanlar arasında ilişkiyi sağlayan bir tekniktir" demiştir. Daha öncede okuduğum kitaplar da Şamanizm hakkında araştırmacılar aynı kanaate varmışlar. İleride Şamanizm konusunu okuduğumda daha detaylı bunlara bakabileceğim.

Türklerin Şamanist oldukları yaygın bir düşüncedir. Ama gerçekte öyle midir? Bazı alimler, bunun içine Gumilev de  dahil, Şaman ve Kam sözcüğünün 7. yy dan sonra Türkler arsında görüldüğünü, bu sebeple bu inanış şeklinin Türklere sonradan girdini savunurlar. Fakat yazar aynı görüşte değil. Türklerin inanç sistemi içinde olduğunu, hatta Tunç çağından bu yana  bu inanışa sahip olduklarını düşünmekte. Bunu da taşlardaki resimleri göstererek kanıtlamaya çalışmakta.

Kitap aslında Şaman ve Şamanizm hakkında çok bilgi vermekte. Yazarın görüşü bu yönde olduğu için Şamanizm içindeki maddi ve manevi şeyleri açıklamış. Şamanların giysilerindeki eşyalardan, davullarındaki resimlere kadar her şeyi açıklamaya çalışmış bu konu ile ilgili. 

Diğer konular genellikle aynı şeyleri içermekte. Türk destanları ve burada gözükenler, hayvanlar, yer-sular, renklerin manası, sayıların manası gibi.  Diğer mitoloji kitaplarında bunların bazılarını yazdığım için tekrar yazmayacağım. Kitap bana çok hafif geldi konu olarak. Bunun sebebi ana kitapları okuduktan sonra bu kitabı okumam olabilir. İsminden de belli olduğu gibi okurken de bu kitabın Türk Mitolojisine Giriş olarak algılamak yararlı olacaktır. Daha sonra diğer kitaplara geçmek daha mantıklı. Kitapta ek bir bilgi var mıdır? Aslında kitapta Türk Mitolojisi ile ilgili yeni bir bilgi  yada dikkat çeken bir yorum yok. Bundan dolayı okunması elzem bir kitap değil. Tabi Şamanizm konusunda yeni bilgiler edindim fakat bu konu ile ilgili ana kitapları okumadığım için, Şamanizm konusunda da yeni bilgi içeriyor mu sorusu şimdilik cevapsız. Kitabın başında da bahsettiğim gibi yazar Türklerin Şaman inancına sahip olduğu görüşünde ve ona göre Türk Mitolojisini incelemekte. Bunun yanında bir çok yerde Türk Mitolojisinin Hint ve İran Mitolojilerinden etkilendiğini savunmuş. Fakat diğer okuduğum ana kaynaklarda bunlarla ilgili bir veriye rastladım. Bundan dolayı bana pek inandırıcı gelmedi. Kitabın okunması konusunda okuyucunun tercihine bırakıyorum bu noktalardan sonra.

4 Ağustos 2015 Salı

Türk Mitolojik Sistemi 2




Türk Mitolojik Sistemi 1 kitabında mitolojik olarak temel kavramlar üzerine durulmuş bir eserdi. Kitabın 2.cildinde ise daha çok iyeler, tösler yani ruhlar üzerine durulmuş. Daha önceki kitapta bahsettiğim gibi Türkler canlı ve cansız her şeyin bir ruhu olduğuna inanırlar. Bu ruhların bazılarını kutsal sayarak ona saygı gösterirler, törenler düzenlerler ve kurbanlar sunalar. Bundan dolayı araştırmacılar Türklerin bu törenlerini tanrılara yaptıkları kurban sunma ve saygılarını gösterme şekilleri ile karıştırarak bu ruhları da Türk inanç sistemi içinde tanrı mertebesine koyarlar. Aslında öyle olmadığını araştırdıkça görülmektedir.

Türk mitolojisinde dediğimiz gibi bir çok ruhlar var. Bu ruhlar diğerleri arsından öne geçerek kültür içinde daha önemli hale gelmiş. Bunlardan bir tanesi de Umay Ana. Umay Ana'yı bazı araştırmacılar Tanrı mertebesine koymalarına rağmen o mertebede olmayan bir ruh. Bu ruh bebeklerin, hamilelerin koruyucu olarak geçer. Türklerde zaman geçtikçe bazı ruhların işlevi ve bulundukları konumları değişebiliyor. Bir dönem iyi olan bir ruh belli zaman sonra demon olarak görülmeye başlanabiliyor. Bunun temel araştırmalarının yapılması daha iyidir. Mesela bugün kötü olarak düşünülen bir ruh yada inanç eski zamanlarda iyi olarak inanç sisteminde bulunuyor olabilir.

Türklerde diğer önemli iyelerden bir tanesi de ateş iyesidir. Türkler ev ateşine büyük önem verirler ve onu kutsal sayarlar. Çadırda yakılan bu ateşin asla sönmesine izin vermezler. Eğer sönerse herhangi bir ateşten gidip alınmaz. Başka bir ev ateşinden tekrar yakılır. Ev ateşine saygı gösterirler ve ona bazı zamanlarda saçılar saçar, bazı yiyecekler sunarlar. Daha geniş olarak kitapta anlatılmaktadır. Bazı araştırmacılar Türklerin ateşe karşı tavırlarını Zerdüşlük de ki tapma ile aynı olduğunu savunmuşlar. Hatta ateş kültünün Zerdüşlükten Türklere geçtiğini savunmuşlar. Türkler ev ateşinin kutsal olmasından yana ateşin bazı özellikleri olduğuna inanırlardı. Ama ateşe tapma gibi bir eylemleri yoktur. Ateşi fiziksel ve ruhsal olarak bir temizleyici saymışlardır.  Hakanların yanına girmek isteyenleri iki ateş arasından geçirerek temizle ve kötü ruhları uzaklaştırdıklarını inanırlardı. Buna karşı çıkanları öldürdükleri bile görülmüş. Ateşin temizleme özelliği Türkler için çok önemli bir husus olarak görülmekte. 

Bir çok doğa olayının ve doğada bulunan cismin iyesi olduğunu söylemiştik. Bunlar orman,dağ, ağaç, yağmur, yıldırım, taş vs gibi bir çok şeyin iyesi vardır. Bunlar arasında ileride okuyacağım Türklerde çok ayrı bir yere sahip olan taş iyeleridir. Türklerde Yada taşı adında yağmur yağdırdığına inandıkları bir taş kültü vardı. Bu o kadar önemli bir hale gelmiş ki mitolojik bir çok unsura sahip olmuş zaman içinde. Yada taşı hakkında sadece Türk kaynaklarında değil, komşu ve seyyahların anlatımında da var olduğu görülmektedir. Hatta bu taşın yağmur, kar yağdırdığı tasdik ediyorlar. Bu taşın nasıl ortaya çıktığı konusunda bir çok hikaye var. Bunun İslam öncesi varyantı ve İslam sonrası varyantı bulunmakta. Bizim kültürümüz için çok önemli bir cisim olan yada taşı zamanla unutulmuş. 

Günümüzde bir çok eski Türk inancı ve kültür ögesi yaşamakta. Bunların bazıları İslam kültürü içine sokularak yaşatılmaya devam edilmiş. Bazıları da kültür ögesi olarak yaşamaktadır. Günümüzde bu inançları bağtıl olarak sayarak silmeye çalışılmaktadır. Bunlar bir din değil bir kültür ögesidir. Bundan dolayı korunması, kültür içindeki yerlerinin belirlenmesi gerekir. Kitapta iyeler, tösler, demonlar üzerine çok geniş bir araştırma mevcut. Türk mitolojisinde şimdiye kadar karşılaştığım bu konudaki tek kitap. Meraklı olanlar tavsiye ederim bu konuyu anlamak için.


24 Temmuz 2015 Cuma

Eski Türk Mitolojisi




Türkoloji araştırmaları dendiği zaman yabancılar arasında aklımıza gelen en ünlü kişi Jean-Paul Roux dur. Türk kültürü ve Moğollar üzerine bir çok araştırma yapmış. Orta Asyada kültüründe bir çok konuyu işlemiş ve Türkçe olarak bir çok kitabı çevrilmiştir. Mitoloji kitabı hangi yayınından çevrildiğini tam anlamadım. Çünkü kitapta ki orjinal ismi eserin Almanca verilmiş. 

Türk Mitolojisi olarak konuları başlıklar halinde incelemiş ve geniş bir kaynak vererek okuyucuya sunmuş eserde. Genel kabul edeceğimiz başlıklar, uzun uzadıya değilde konu hakkında bilgi vermek için yazılmış. Bu bakımdan biraz kaynaklardan toplama bir eser olmuş.

Türk tarihinde Gök (Kök) Türk Kağanlığı zamanında başlıyor. Çünkü kendisininde belirttiği gibi Hunların Türk olup olmadığı konusunda emin değil. Çinlilerin kaynaklarının Hunları Türk olarak nitelendirse de kendisi buna şüphe ile bakmış. Fakat Hunların içinde Türk boylarının elbette olabileceğini söylemiş. Burada bazı bilgilerin Moğol mu Türk mü olduğu konusunda da bir karara varamamış. 

Kitapta Türk Mitolojisi olarak genel bir bilgi aktarsa da bunun üzerine uzun uzadıya bir tartışmaya girmemiş. Buda basit sadece bilgi vermek için hazırlanmış bir eser niteliğinde olmuş. Türk Mitolojisi-1, Türk Mitolojisi-2, Türk Mitolojik Sistemi-1-2 okuduktan sonra bu eser bana çok hafif geldi. İlk bu eseri okusam daha iyi olacakmış konuya giriş olarak belli başlı başlıkların ne olduğunu okuyabilirdim. Direk daha geniş kitaplardan başlayınca bu eser hem bilgi hemde hacim olarak çok hafif geldi.

Kitap Türk Mitolojisini merak edenlerin okuyabileceği, anlatımının ağır olmadığı bir eser. Giriş olarak düşünülerek okunabilir. Fakat her okuduğunuza da doğru diyerek kabul etmemenizi tavsiye ederim. Sonuçta kaynaklardan toparlamış bir eser olmasına karşın, konular derinlemesine irdelenmiyor. Ne kadar Türkolog olsa da bazı konularda Hint-Avrupa düşüncesini aşamamış ne yazık. Konu hakkında fazla kitap bulunmadığından dolayı dediğim gibi giriş niteliğinde okunabilir.

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Türk Mitolojik Sistemi 1



Türk Mitolojisi araştırmalarına devam etmekteyim. Ülkemizde ne yazık ki Türk Mitolojisi üzerine yapılan çalışmalar çok az olmakta. Bu araştırmaların akademik olarak desteklenmemesi buna en büyük sebeplerden bir tanesi. Aslında geniş bir düşüce dünyası olan Türklerin Mitolojileri de geniştir. Bunun yanında çok geniş coğrafyaya yayıldıkları için ve her coğrafyadaki temas ettikleri halklar, iklim şartları, coğrafi yapılar, yaşam koşulları gibi değişkenlikler olduğundan Mitolojiler zaman içinde evrilmeye başlamış. Bunların takip edilmesi, ana mitolojik unsurların iyi öğrenilip manalarının çıkarılması, Türk Mitolojik anlayışına diğer kavimlerin mitolojilerinden geçmiş unsurların belirlenmesi önemlidir. Aynı şekilde Türk Mitolojisinden diğer kavimlerin mitolojilerine geçişlerde araştırılmalıdır. Bunun yanında dünya mitolojileri ile de karşılaştırılma yapılması gerekmektedir. Ama akademik olarak çalışanların az olması nedeniyle bunlar yapılamamaktadır.

Türk Mitolojisi Sistemi kitabı diğer araştırmalara göre daha yeni sayılabilecek bir araştırmadır. Birinci kitapta daha temel mitolojik kavramlar üzerine durulmuş ve aydınlatılmaya çalışılmış.

Her milletin Mitolojisi içersin de evreni ve dünyayı algılama şekli vardır. Yerleşik hayat yaşayan kavimler ile geniş bir alanda yaşayan hareketli kavimlerin anlayışları arasında büyük farklılıklar ortaya çıkmakta. Aynı şekilde ekonomik olarak da bakıldığında göçebe-hayvancılık ile ilgilenen kavimlerin anlayışı ile tarım ile uğraşan kavimlerin anlayışı çok farklılık gösterir. Türkler Evreni ve Dünyayı bir yurt gibi düşünmüşler ve buna birde yeraltı eklemişler. Kendileri de gök kubbe ve yeraltı arasında yaşadıklarını. Tüm bu tabakaları birleştiren birde göğün direğinin olduğunu. Evrenin ise demir kazık dedikleri (kutup yıldızı) etrafında döndüğünü düşünmüşler. Bir çok ayrıntı kitapta mevcut tabi. En ilginci Oğuz Kağan Destanındaki sayıların bir takvim ifade etmesi, oğullarının sağına ve soluna oturması mevsimleri göstermesi Oğuz Kağan destanındaki Mitolojik evren algısını güzel yansıtıyor. Zaten Türk Mitolojisi düşüncesi Oğuz Kağan Destanı içinde neredeyse temel olarak bulunmakta.

Dünya da ki her büyük kavim gibi Türklerde evrenin nasıl ortaya çıktığını ve dünyanın nasıl yaratıldığını Mitolojilerinde bulunmakta. Genel olarak Dünya da ki diğer Mitolojiler gibi Türklerde Evrenin ilk başta bir sadece sudan var olduğunu. Ve onun içinde Ülgen'nin uçmakta olduğunu varsaymışlar. Daha sonra Ak Ana Ülgen'e yaratma gücü vererek Dünyayı yaratmasını sağlıyor. Bu yaratılışın bir çok varyantı zaman içinde Türk toplulukları içinde oluşmuş.

Türk Boylarının ortaya çıkış efsaneleri ise mitolojide her boy için ayrı olarak yer kaplamaktadır. Oğuz Boyları (24 Boy) Oğuz Kağan'ın torunlarını soyundan geldiği mitolojik olarak anlatılır. Aynı destanda dış oğuzların nasıl ortaya çıktığı da anlatılmaktadır. Karlukların Oğuz Destanın da Oğuz Kağanın Atını dağdan alıp getirmesi ile bu ismi alan erin soyundan gelenlerdir. Yine sefer sırasında ağaç kovuğunda doğan yada bir başka varyantında ordunun nehri geçmesini sağlaması için sallar yapan ere kıpçak demesi ve kıpçakların bu erin soyundan gelmesi. Elde edilen ganimeti taşımak için kağnıyı bulan ere kangılı demesi ve soyun bu erden devam etmesi gibi dış oğuzların oluşumunu destanda anlatmaktadır. Bunun yanında kırgızlar'ın oluşumu ise bir Türk prensesinin bir gece vakti mahiyeti ile birlikte bir göle gitmesi ve göle gökten ışıkların düşmesi ile 40 kızın hamile kalması ile sonucu bu 40 kızın sürgün edilmesi sonucu kırgızlar ortaya çıkmıştır. Bunun gibi boyların bir çok menşeyi efsanesi bulunmaktadır.

Türk Mitolojisinde ve inanç sisteminde en çok karıştırılan konulardan bir tanesi ruhların ve tanrıların hiyerarşisidir. Türkler canlı ve cansız her varlığın ruhları olduğunu düşünürler. Bundan dolayı kötü ve iyi ruhların olduğu, bunların bazılarının önemli olduğu için bazı törenler gelişmiştir. Ateş ruhu, eşik ruhu, umay ana, iyeler, tösler ve yer-sular gibi ruhların hepsinin bir işlevinin olduğunu düşünmüşlerdir. Bunların bazılarına törenler düzenleseler de Türklerde tapılacak bir Tanrı niteliği genel olarak gelişmemiş. Daha sonraları bazı guruplarda ön plana çıktığı görülmüş. Bunun dışından tanrıların olduğu biliniyor. Bunlar Ülgen, Erlik, Umay Ana, Ak Ene vs gibi Tanrılar vardır. Bunlara da törenler ve kurbanlar kesilir. Hepsinin bir görevi vardır yaşam içinde. Fakat her şeye gücü yeten tek tanrı vardır. Mesela yaratılış mitinde Ülgen insanı ve dünyayı tek başına yaratamaz. Bunu başka bir tanrıdan alır. Bu tanrı ise Türklerin her zaman ön planda tutuğu bu yer-su ve diğer tanrılardan farklı yere koyduğu Gök Tengrisidir. 

Gök Tengri inancı Türklerde çok büyük önemi bulunmaktadır. Diğer tanrılar gibi her zaman hayatın içinde değil her şeyin üzerinden ve geride bekleyen sonsuz bir güç olarak vardır. Bundan dolayı her şeyi yaratan ama insanların ve doğanın işleyişine karışmayan Gök Tengri olmuştur. İlginçtir ki Türklerde Gök Tengrinin hiç bir şekilde putu yoktur. Bundan dolayıda onları korumak için tapınakta bulunmaz. İşaret olarak bir simgesi vardır. Kağanlar kendilerini bulundukları konuma getirenin Tengri olduğunu ona ve ailesine Kut bahşettiğini sürekli dile getirirler. Yaptıkları anlaşmalarda ve yahut mektuplarda "Gök Tengri tarafından Kut almış.." gibi ifadeler mevcuttur. Yaptıkları her işte Tengri'ye dua ederler ve ona adak anarlar. Güçlerinin ondan geldiğine inanırlar.

Gök Tengri'nin simgesi

Türkler arasında halen bugünde yanlış anlaşılan  bir husus Şamanlık olayıdır. Yapılan araştırmalarda yazılı ve sözlü kaynaklarda Şamanizm'in Türklerin milli dini olduğuna dair kanıt mevcut değildir. Bu kaynakta ve bir çok önemli tarihçinin ve araştırmacının belirttiği üzere böyle bir dinin var olmadığı. Fakat zaman içinde din olgusundan sapılarak bu şekilde bir din sistematiğinin çıktığını belirtirler. Şaman isminin bile belli zamandan önce Türk halkları arasında var olamadığı gözükür. Şuan bunun Türk halklarında bile Şamanlık bir din değildir. Şamanlık ruhlar ile insanlar arasında bağlantıyı kuran, insanları iyileştiren bir din adamı niteliği taşımaktadır.

Türk Mitolojisi ve Türk Destanları bittikten sonraki araştırma konusu Türk İnanç sistemi kapsamında Gök Tanrı ve Şamanlık konularını okumayı düşünüyorum. Burada bulduğum kaynakları inceleyerek bu zaman kadar okuduğum kaynaklar ile daha iyi anlaşılacaktır. Bu kitap bu konuda yapılmış araştırmalardan en yenisi. Geniş bir araştırmadan ve bir çok Mitolojik unsurdan bahsedilmekte benim burada daha bahsetmediğim. Meraklı olanlara tavsiye ederim.


15 Haziran 2015 Pazartesi

Türk Mitolojisi -2



Türk Mitolojisi'nin 1.cildinde geçen konuları kısaca değinmiştim. 2.Cilte de Türk Mitolojisi üzerine yeni bulgular ve Mitolojide geçen unsurlar üzerine konular devam etmektedir. Yine bunları başlık altında sunacağım.

Mitoloji ve bir kültürün içindeki anlayışlar çok geniş konuyu kapsamaktadır. Her milletin kendi mitolojisi olduğu gibi bu mitolojide geçen her şey onların anlayışı çerçevesinde mana kazanmaktadır. Bunun yanında da kültürlerinin getirdiği anlamlarda vardır. Bundan dolayı bir çok konuda başlık oluyor. Hayvanlardan, bitkilere, doğa olaylarına, cisimlere, gök cisimlerine, ruhsal aleme, insan ve hayvan davranışlarına gibi bir çok konuda mitoloji ve kültür ögeleri vardır. 

Türk milleti içinde çeşitli boylardan gruplar bulunmakta. Bunların en büyüğü ve bizim yaşadığımız coğrafyaya yayılmış olan Oğuzlardır. Oğuzlar Oğuz Kağan destanıyla şekillenmiş ve kültüre yerleşmiştir. Bundan dolayı Oğuz Kağan Destanın çözümlenmesi önemlidir. Çünkü orada geçen olaylar neden Oğuz Kağan hemen büyüdü, hemen ata binip ok attığı, ağaç kovuğunda bulunan kız ile, nehir ortasında ki ada da bulunan kız ile evlendiği, neden seferler yaptığı, oradaki geçen olaylar ve en sonunda altın yay ve üç ok gibi bir çok olay ve destanda geçen her şey bir manası var. Kitabın birinci kısmında geniş şekilde anlatılsa da bu cildinde de yeni belgelerle bazı destanda geçen olaylara değiniliyor. Oğuz Destanı geç dönemde kayda geçtiği için. Bir çok farklı kaynağı ortaya çıkmış. Bunlar yazıldığı devre ve yazanın anlayışına göre bazı farklılıklar ortaya çıkarıyor. Uygur zamanında kayda alınan nüshada mani dini etkisi görülürken, Reşiddin'nin bize aktardığında moğol etkisi var. Ebulgazi Bahadır Han'ın bize aktardığında islam etkisi. Fakat yinede temel konular değişmiyor. Bundan dolayı yeni bulunan her vesika bizim için değer kazanıyor.

Alp Er Tonga Efsanesi ise hakkında fazla bir şey bilmediğimiz. Sadece tarih içinde olduğunu bildiğimiz bir hadise. Hadise ise Şahname de geçmekte fakat orada da isim yoktur. Turanlı bir Hakan olarak geçer bize sadece ufak bir ağıt şeklinde gelmesi ile isimden haberdar oluyoruz. Olay hakkında fazla bir şey bilmediğimiz için hoca ismin Türkçe olup olmadığı üzerinde incelemede bulunmuş.

Türk mitolojisinde ve destanlarında bir çok unsur geçmektedir. Bu unsurlardan Tepe Göz, Keloğlan, Deli Dumrul, Hızır anlayışı üzerinde durulmuş. Tepe Göz karakteri ne zaman çıktığı tam bilinmiyor fakat Türk mitolojisi içinde geçiyor. Buradan insanın aklına Yunanlılara İskit-Saka lardan mı Tepe Göz (cyclops) geçti diye düşündürüyor. Daha öncede homerosda geçen hikayelerin bazı yerlerden aldığını ve kendine göre düzenlediğini okumuştum. İleride daha detaylı inceleyeceğiz. Yeri gelmişten değinmek istedim. Burada bizi en çok ilgilendiren anlayış ise Hızır anlayışıdır. Hızır'ın islam ile Türk düşünce anlayışında ortaya çıktığını sanırız. Fakat asıl islamdan önce Türklerde yardıma gelen beyaz saçlı ve  ak sakallı  Kocalar bulunmakta. Buradan gelişen anlayış islam inancında Hızır ile birleşerek kendini devam ettirmiştir.

Türk Mitolojisinde ve bir çok yerde etkisi görülen olaylardan bir tanesi de Don Değiştirme olayıdır. Don değiştirme bazı kişilerin çeşitli hayvanların şekline girmesidir. Şamanlar, Ak sakallılar, Hacı Bektaşi Veli gibi insanlar hayvanların şekillerine girerek çeşitli işler yaparlar. Bu olaya Türk Mitolojisinde Don değiştirme denilmiştir. Bu anlayış Anadolu'ya kadar gelip bazı inançların içine yerleşip, hikaye, şiir gibi kültür ögelerin de görülmektedir.

Türk Mitolojisinde bir çok yerde görülen hayvanlar vardır. Bu hayvanlar kutsaldır ve bir çok işte Türk Milletine yardımda bulunurlar. Mitolojide çokça geçen Gök Kurt, Geyik, Yırtıcı Kuşlar (Doğan, Kartal) bir çok mitolojik hikayede görülmektedir. Gök Kurt türeyiş destanında, yol göstermede, uyarmada Mitolojide gözükür. Burada Bu Kurt motifinin normal bir kurt olmadığını daha önce söylemiştik. Türkler bunu ifade ederken Gök Börü diye ifade ederler. Gök yeleli ve renkli bir canlıdan bahsediyorlarsa Türkler bu kutsal bir şeydir. Gök Boğa, Gök sakallı Koca, Gök sakallı keçi gibi bir çok örneği vardır. Dişi Geyikte Türk Mitolojinde görülmektedir. Erken dönemlerde Dişi Kurdun yaptığı tüm olayların içinde görülmektedir. Yırtıcı kuşlar ise Türk anlayışında çok geniş şekilde görülür. Bir önceki ciltte bunun üzerinde durulmuştu. Fakat artık boyların şekillenmesi ile bu anlayış sadece ongular olarak etkisi kalmıştır. Her boyun bir yırtıcı kuşu kendi hayvanı olarak kalmıştır. Doğan ve Kartal genel olarak kutsallığını korumaya devam etmiş ve Türk yaşayışı içinde kullanılmıştır.

Türkler de Gök anlayışı çok farklıdır. Gök demek hem göğü ifade ettiği gibi hemde Gök Tengriyi ifade etmektedir. Türkler Göğün sonsuzluğunu ve maviliğini Tengri ile birleştirip onu hayatlarına sokmuşlardır. Gök kubbe çadılarının şeklini, Gök Tanrı demeleri, bazı hayvan ve kişilere gök börü, gök boğa, gök sakallı koca demeleri hepsi kutsiyet ifade etmektedir. Bunda dolayıdır ki Dağ inancı da kutsiyet kazanmıştır. Dağlar Göğe yaklaşan yerlerdir. Türkler nereye giderlerse gitsinler Göğün üstlerinde olmasına ve onları takip etmesi de bu inancı güçlendirmiştir.

Kitapta daha bir çok mitolojik konu ve inanç unsuru geçmektedir. Bunların hepsini burada aktarmak çok uzun olacak. Bundan sonraki Mitoloji kitaplarında da bu konular geçeceği için o konularda kalan Mitolojik düşünceler hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

Türk düşüncesini anlama ve Mitolojisini öğrenme konusunda Temel bir kitaptır. Hacmi çok geniş olması ve derinlemesine her konuyu incelemesi insanları belki sıkabilir. Bunun yanında bu konuya meraklı insanların bu iki ciltlik kitaptan başlayarak diğer kitaplara geçmesini tavsiye ederim. 








3 Şubat 2015 Salı

Türk Mitolojisi 1




Daha önce mitolojiye girişte; her köklü milletin kendine has mitolojileri olduğunu söylemiştim. Mitoloji genel olarak bir milletin etrafını, dünyayı, evreni anlama şeklini yansıtan en büyük kültür öğelerinden bir tanesidir. Önemli olduğu için bazı milletler temelleri olmadığıdan kendileri yapay mitolojiler yazmışlar zaman içinde.

Türk mitolojisi de Türk tarihi gibi çok derinliği olan bir konu. Bunun yanında Türklerin farklı coğrafyalara dağılmaları, farklı kavimler ile komşuluk yapmaları mitolojilerde bazı farklılıklar gösterse de ana yapı hiç değişmemiş. Bunun içine Türklerin farklı dinlere girmesinin  de etkisi bulunmakta. Ama din öğesi ne kadar baskın olasa da kendi kültürlerini her zaman ona uyarlayarak devam ettirmişlerdir.

Günlük yaşantı içersin de yaptığımız eylemler, etkilere gösterdiğimiz tepkiler, etrafı, olayları algılayışımız. Halen mitolojilerden gelen unsurlar içermektedir. Bunları biz günlük yaşantı içinde fark etmesek de  incelendiğinde bu görülmektedir. Bundan dolayıdır ki bir milletin mitolojisini bilmek onların hem tarihte ki olayları neden yaptıklarını hemde günümüzde ki davranışlarını iyi anlayabilmek için gereklidir.


Kitabın birinci cildi Türk mitolojisinde bulunan ana konulara etraflıca değinmiştir. Burada her başlığı anlatmak kitap kadar bir uzunluğa sebep olacağından. Kitap içindeki ana başlıkları yazmaya ve onların altına kısa açıklamalar yapmaya gayret edeceğim. Kitap her başlığı çok uzun ve çeşitli kaynakları inceleyerek aktarmış.

1) Büyük Hun Devleti ve Türk Mitolojisi
  
Genel olarak Büyük Hun Devletinin 2. hakanı Mete-Han(Bahadır Han) Oğuz Kağan ile karıştırılmasından dolayı olan bir mitolojik karışıklık vardır. Mete Han'ın (Bahadır Han) hayatı günümüze bir tarihi karakter olarak değilde bir mitolojik karakter olarak gelmiştir. Bundan dolayıdır Mete Han'ın hayatı anlatılırken Oğuz Kağan destanı ile birleştirilmiş. Mete Han Destanı kendi içinde birkaç katmandan oluşan bir anlatımı vardır. Bu katmanlardan bir tanesi de Oğuz Kağan dır. Mete Han'ın yaşantısı, davranışları ve Türk kültürüne etkisi büyük olduğu için bu birleştirme yapılmaktadır. Tarih süreci içersin de Mete Han (Bahadır) dönemine geldiğimizde yaptıklarını etraflıca inceleyeceğiz.

2) Türklerin Kurttan Türeyişi

Türk tarihinde çok gözüken bir figürdür kurt. Genelde en bilinen mitolojik karakterdir. Fakat ne olduğu pek bilinmeyen, bazen dalga geçilen bir figürdür. Ama unutmamak gerekir mitolojide her şeyin bir manası vardır. Bunu da ileride tek olarak değineceğiz. 

3) Ergenekon Efsanesi

Türklerin en büyük efsanlerinden bir tanesidir. Bu efsane gerçekte olmuş mu belli değil. Fakat inanç olarak yansımaları çıktığı dönemden bu yana devam etmiştir. Baharın gelmesi, demirin ve demirciliğin kutsallığı, kurdun yol göstermesi hepsinin Türk kültürü üzerinde etkileri kalmıştır. Kutsal mağralar bu efsane sonucunda çıkmıştır. 

4) Uygurların Türeyiş Efsanesi

Uygurlar döneminde yazıya geçirilen Türeyiş Efsanesi üzerine yapılan bir incelemedir. Burada artık bazı şeylerin değişmesi ve mainizm dinin benimsenmesi ile birlikte mitoloji içine bunlarda girmeye başlamıştır. Fakat ana konu yinede değişmez.

5) Oğuz Destanı

Oğuz Destanı bizi en çok etkileyen Destanlardan bir tanesidir kanımca. Genellikle insanlar Türk milletinin Oğuzuzlardan oluştuğunu düşünürler. Bu yanlış bir düşüncedir. Türkler sadece oğuzlardan değil kıpçaklar, uygurlar, kagnılılar gibi dış oğuzlar yani Türklerde vardır. Oğuzlar dediğimiz Türk grubu Oğuz Han'ın soyundan gelen 24 boydan oluşmaktadır. Bu o kadar içe işlemiştir ki günümüzde bile boyların kendi teşekkülü yaşamasa da isimleri ve bazı ananeleri yaşamaktadır. Oğuz'un yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor. En azından şuanda ben o bilgiye ulaşmadım. Ama Oğuz destanının etkisi Oğuz'un iki hanım ile evlenmesi birisi göğün birisi yerin kızı olması, erken yaşta konuşması yürümesi ata binip ok kuşanması, Hakan olduktan sonra Bozkurt'un yol göstermesi hepsinin simgelsel manası bulunmaktadır. 

6) Türkmenlerin Seceresi ( Şerece-i Terakkime)

Bir moğol şehzadesi olan Ebulgazi Bahadır Han'ın yazdığı Türkleri ve Oğuz destanını anlatan kaynak niteliği taşıyan bir kitaptır. İleride bu kitaba da değineceğiz. Kaynak olduğu için kitap içinde genişçe değerlendirmesi yapılmıştır.

7) Oğuz Destanları Hakkında Bazı Notlar

8) Han-Name

Han-Namede Oğuzları anlatan bir kaynaktır. Fakat yazarının yaşadığı devir bilgi seviyesinden dolayı ortaya çıkan bozulmalar olmuştur. Kitap içinde bu olayları ve kaynak olarak nelerin bize kadar geldiğini değerlendirmiştir.

9) Yaratılış Destanı

Türklerin evreni, dünyayı, insanları ve doğanın nasıl yaratıldığını anlatan destandır. Bu destanda tanrılar, doğa üstü varlıklar, insan nasıl yaratıldığını anlatmaktadır. Bu yaratılış destanı ile kainatı nasıl algıladıklarını ve inanç sistemlerinin nasıl olduğu görünmektedir. 

10) Manas Destanı

11) Türkler ve Moğol Mitolojisi (Benzer ve ayrı taraflar)

12) Türk Mitolojisinde Geyik

Türk mitolojisinde geyik önemli bir simgedir. Özellikle dişi geyik mitolojide tanrıça niteliği taşımakta, insanlara yol gösteren, onlar ile birlikte olan bir karakter şeklinde gözükmektedir. Eski mitolojik kaynaklarda dişi geyikten türeme efsanesi de vardır. 

13) Türk Mitolojinde Kartal

Mitolojide en büyük yer kaplayan hayvanlardan bir tanesi de Kartaldır (Bürküt). Kartalın yanında Atmaca, Şahin gibi avcı kuşlarda önemlidir. Oğuz boylarının onguları olarak her boyun bir vahşi kutsal kuşu vardır. Ongular ne zaman boyların simgesi olduğu bilinmiyor ama eski devirlerden kaldığı düşünülüyor. Tarihte ilerledikçe sadece simgeleri ve belli ananelerin kaldığı görünmektedir. Kartal gibi avcı kuşlar hem doğadaki konumu hemde yaşam içindeki kullanımı ile Türkler arasında kutsal ve saygı duyulan hayvanlardır. Halende Orta-Asya da yaşayan Türkler bu hayvanı avcılıkta kullanmaktadır.

Kitap uzun zamandır baskısı bulunmuyordu. Bu yıl tekrar TTK baskısını yapıp bizi bu kaynağa ulaşmamıza yardımcı oldu. Baskı kalitesi gerçekten çok güzel normal saman kağıtlarından daha kaliteli bir kağıda basılmış. Bahaeddin Ögel Türk Mitolojisinin temel taşlarından bir tanesidir. Kendisinin yaptığı çalışmalar ve araştırmalar Türk Milletinin Tarihi ve Mitolojisinin gelişmesinde büyük katkısını olmuştur. Bundan dolayı bu eser Türk Mitolojisi konusunda ilk okunacak en geniş kaynaklardan bir tanesidir. Konuları o dönemin kaynakları ve araştırmaları yararlanılarak en geniş şekilde incelenmiştir. Tabi eksiklerini de söylemek gerekiyor. İki yerde şimdiye kadar eleştiri gördüm kitap hakkında. Birincisi Türk Mitolojisi konusunda ABD derlenen kaynak kitaplar arasında güvensiz denmiş bu kitap hakkında. İkincisi de Fuzuli Bayat bazı konularda aşırılığa kaçtığını belirtmiş. Ama eleştiride temel kaynak niteliğinin bozulmadığını belirtmiş. 

Türk Mitolojisini merak edenlerin ilk olarak okuyacağı kaynaktır. Merak edenlerin okumalarını tavsiye ederim. 

     


19 Kasım 2014 Çarşamba

Mitoloji Üzerine Araştırmalar





Mitolojinin ne olduğunu Mitolojiye Giriş kitabının ilk paragrafında açıklamıştım. İnsanların eski çağdan temellendirdikleri daha sonra sözlü edebiyat halinde nesilden nesle aktarılarak devam eden bir unsurdur Mitoloji. Bu kitapta mitolojinin bir yönünün daha olduğunu bize göstermek istemiş hoca. Mitoloji tarihte gerçekleşmiş bir olaydır. Evrenin yaratılışı, dünyanın yaratılışı, insanın yaratılışı, kendi milletlerinin oluşumu, kahramanları, inanç ögelerinin varlığı gibi var olan yada olmuş olan şeyleri efsane haline getirerek bunları nesilden nesle aktarmışlardır. Mesela biz batı Türklerinde ki Oğuz Destanı, Ergenekon Destanı, Dünyanın yaratılışı gibi konular sözlü olarak aktarılmış. Çok geç dönemlerde yazıya geçirilmiştir. 

Mitolojik olaylar bir tarih gibi anılmaz ve anlatılmaz çünkü onun içinde bir kutsiyet vardır. Anlatım sırasında belli bir tören gerçekleştirilir, belli zamanlarda anlatılır, belli kişilere söylenir. Nasıl Ergenekon destanda oradan çıktıktan sonra her yıl aynı tarih bayram olarak kutlanmış ve halen devam etmekte. İşte bu şekilde bir kutsiyet içersin de devam eder. Bir tören vardır onun anısına demir dövülür. Hoca'da bu kutsiyet olayını vurgulamak için çeşitli kültürlerde ki aynı şekilde olaylar hakkında bilgi vermiş. Bizden farklı şekilde olan toplulukların mitolojisi ve maddeyi algılama şekilleri üzerine de durmuş. Mesela halen kültürümüzde devam eden ekmeğe saygı olayı Sumer Mitolojisinde Tahılların tanrısı olan Enki'den kaynaklıdır.

Kitapta Menşe ve Kozmogonik Mitlerde anlatılmış. Menşe mitleri denince olmuş yada yeni olan her cisim için oluşturulmuş mitlerdir. Bunlar aynı zamanda kutsal olarak geçer. Demir, su, yağmur, bitkiler, hastalıkları vs. Kozmogonik mitler ise o toplumun evrenin, insanların, gök cisimlerinin yaratılmasını, hayat ve ölümün nasıl oluştuğunu anlatır.

Kitabın en sonunda çeşitli milletlerin mitlerinin yeniden değerlendirilip, okunmuş. Bu kısım benim pek hoşuma gitmedi. O çağlarda olmayacak düşünce şekillerini atfetmiş gibi geldi hoca. Merak eden okuyabilir, hacmi de küçük bir kitap ama ben tavsiye edemeyeceğim bu kitabı.

Prof.Dr. Bilge Seyidoğlu geçen Ağustos ayında vefat etmişti. Hocaya Allah'tan rahmet diliyorum.


9 Kasım 2014 Pazar

Mitolojiye Giriş







Mitoloji kültürlerin temelini oluşturan, kültürün içinde hiç bir zaman yok olmayan. Zaman içinde evrilerek farklı hallere alarak yaşamaya devam eden insanların çevresini, evreni, yaratılış olaylarını, kahramanlarını, inançlarını gibi konuları algılama biçimlerini gösterdikleri kültürü oluşturan temek taşlardan bir tanesi.

Bundan dolayıda bende Türk Tarihine girmeden önce Türklerin evreni, yaratılışlarını, kendilerini, dünyayı, çevreyi ve inanç unsurlarını nasıl algıladıklarını daha iyi öğrenmek için bu konu üzerine eğilmeye karar vermiştim. Bu kitaptan sonra Türk Mitolojisi, Kozmolojisi ve Eski inançlarını okuyarak bu kolu devam ettireceğim.

Türkiye de Cumhuriyetin kurulması ile birlikte Atatürk'den sonra Yunan Mitolojisine büyük bir alaka doğmuş. Altın yıllar denilen zamanda yapılan Anadolu Medeniyetleri ve Türkler üzerindeki çalışmalar durmuş. Bunun yerine Yunan Mitolojisi ve başka konular üzerine kitaplar çevrilmeye başlanmış. Fuzuli Bayat Hoca da Türk eğitim sistemi içersin de yoğun bir Yunan Mitolojisi öğretildiğini fakat Türk mitolojisi üzerinden fazla durulmadığını görerek bu kitapları yazmaya karar verdiğini söylüyor. Bu kitapla birlikte üç kitaplık yayını çıkardığını ve bir Türk mitolojisi için metot oluşturmaya çalıştığını aktarıyor. Mitoloji konusunda en büyük eksiklerden bir tanesinin de metot eksikliği olduğunu, diğer kültürlerin oluşturdukları metotların bizim için uygun olmadığını söylüyor. 

Bu kitabında mitolojinin ne olduğunu, bilim çevrelerinde diğer bilim adamlarının mitoloji üzerinde ki fikirlerini söylüyor. Mitolojinin ilkel inanç sistemleri, masal, efsane, destan ve menkıbe gibi edebi kültürü oluşturan ögeler arasındaki bağlantıları uzun uzun anlatmış. Türk Mitolojisi konusunda daha önce yapılmış çalışamalar üzerinde de duruyor. Tabi arada mitolojik olaylar, karakterler ve mitoloji içinde bulunan materyalleri de anlatıyor. 

Avrupa kendisinin fikir kökenlerini Yunanlılara bağladığı için bu Yunan Mitolojisi ve bilgisi konusu pek gündeme gelmiyor. Avrupa'dan etkilenen bizim araştırmacılarda bu konuya değinmeyerek aynı misyonu devam ettiriyorlar. Bunlardan dolayı bilinçsizce bir Yunan köken tezi propagandası var. Ama farklı bilim dalları incelendikçe ve yeni bulgular ortaya çıktıkça. Her şeyin Yunan kaynaklı olduğu tezi çökmeye başlıyor. Bu konuya burada girmeyeceğim çok uzun sürer. İleride bir kitap eşliğinde yazmayı düşünüyorum. Ama Yunan Mitolojisinin çoğu ve bize söylenen teorilerin, fikirlerin aslından daha eski medeniyetlere ait olduğu. Yunanlılar bunları onlardan alarak kendilerinin gibi kullandıklarını göreceksiniz. 

Hocanın burada bizi ilgilendiren iki tespitini yazmak istiyorum.

1) Türk mitolojisinde çok tanrıcılık yoktur.
Bu maddeyi açıklamıyor. Diğer kitaplarında değinecektir bu konuya. Bende diğer kitapları okudukça, eski Türk inanç sistemine girdikçe cevabı bulmaya çalışacağım. Acaba Gök Tengri sistemin tepesinde bulunan bir yaratıcı ve altındakilerde çeşitli rütbelerde tanrıları mı ? Yoksa Semavi dinlerde olduğu gibi Gök Tengri yaratıcı ve diğer unsurlar cinler, kötü ruhlar, melekler gibi diğer varlıklar mı? Bu sorunun cevabını okudukça bulmaya çalışacağım. Şimdiye kadar çeşitli bilim adamlarından, yazarlardan duyduğum kadarıyla bazısı Tek Tanrılı bir inanç var diyor, bazısı çok Tanrılı bir inanç var diyorlar Türkler için. Umarım bizde doğrusuna erişiriz okudukça.

2) Türkler tetotemcilik yoktur
Totem deyince büyük çoğunluğun aklında Amerika yerlilerinin yaptığı büyük çeşitli hayvanlardan yada ruhların tasvir eden uzun totemler gelmiştir. Bizde bu tür bir inanç yok. Bunu açıklarken de bizde sadece Bozkurt'un olduğunu belirtmiş. Ama Oğuz boylarının her birinin farklı kutsal hayvanı vardır. Alt inanç da onları temsil eden bu konuya değinmemiş. Diğer kitaplarında Oğuz Destanında değinecektir muhtemelen. 


Son olarak kitapta Türklerin mitolojik unsurlar arasında bir fark görmüyorlar. Bundan dolayı kurttan türeyebiliyor, yerin ve göğün kızları ile evlenebiliyor, perilerle evleniyor, kutsal ışıktan hamile kalabiliyor ve ağaçtan doğa biliyorlar. Kendilerini algıladıkları çevrenin bir ferdi sayıyorlar. Bunu Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk tanımından nasıl anlatmış;
Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne yedi bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

Mitoloji konusunu okuyacak olan arkadaşlara, daha sonra Türk mitolojisi ve destan sistemlerine geçecek olanlara bu kitaptan başlamalarını tavsiye ederim. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...