Türklerin Eski Dini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türklerin Eski Dini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2021 Pazartesi

Türk Tarih Okuması - Yol Haritası

 

Uzun zamandır aklımda olan bir planı artık yazıya dökme vakti geldiğini düşünüyorum. Türk tarihini sistemli olarak okumaya karar verdiğimde ilk olarak Türklerin Mitolojisini okumak istedim. Bundan dolayı yayınlanmış kitapların bir çoğunu okudum. Okumadığım eserlerde mevcut, bazı eserleri ise vakit bulamadığım için okuyamadım. Bazılarını da sahaflarda bulamadım. Temel olarak aklımda Türk mitolojisi ile ilgili konuları yerleşti. Dilim döndükçe de size aktarmaya çalıştım. 

Türk mitolojisini okuduktan sonraki ikinci adım benim için Türklerin eski diniydi. Mitoloji ile karışmış bir halde olan bu konu yeterli kaynağın olmamasından dolayı da tam netliğini kazanmıyor. Bunun  yanında Şamanizm konusu da bu başlık içinde incelemeye çalıştım. Genel kanı Türklerin eski dininin şamanizm olduğu yönünde olsa da bunun doğru olmadığını anladım. Eski Türk dini konusu da mitolojik ve şamanizm baskısından ötürü araştırması zor konu. Kaynaklarında yeterli olmaması bizi zora sokuyor. Bu konu hakkında da okumadığım eksik kitaplar mevcut. Zaman geçtikçe bunlarda okuyup size aktarmayı düşünüyorum. Şamanizm konusunda ise diğer yazılarımda belirttiğim gibi bölgesel inançlar ve uygulamaları farklılıklar gösterdiği için bu tür eserleri es geçtim. 

Burada birde Türk dili konusu var. Türk dilini tarihsel sürecini araştırmak istiyorum. Fakat aklında ki yapı biraz farklı. Belki yüzeysel olabilir. Çünkü harf değişimleri, geçişler benimde ilgilimi çekmiyor. Başlangıcı ve tarih içersin de aldığı yol daha ilgi çekici. Bu konu hakkında ki kitapları da ileride okumaya çalışacağım.


Türk tarihini okumaya  başladığımda  ilk olarak Sümer  ve  Anadolu medeniyetlerinden başlamak  istedim. Atatürk'ün  düşüncesinden yola  çıkarak bu medeniyetleri okudum. Mezopotamya ve  Tunç çağı Anadolu medeniyetleri artık bu  dönemi de bu sene kapadım. Demir çağı medeniyetleri ile devam edeceğim. Bu dönem Türk Tarihi dönemleri ile kesişeceği için bu dönemleri okurken devam etme düşüncesindeyim.

Bunlardan öncede MU Teorisi  hakkında esas eserleri ve yan eserleri okudum. Bunlar tarihsel  olarak aklında bir çizgi oluşmasını sağladı. Mu kıtası teorisi şuan için benimde inanmadığım bir teori. Atatürk'ün sağlık durumu iyi olsaydı eminin kendisi de daha sonra bu teoriden vazgeçerdi. Bu araştıra da mu kıtası olmada bazı olaylar gerçek ve bazılarının üzerindeki sır perdesi hala kalkmadı bence. Eski çağ medeniyetlerinden Mısır kaldı sadece değinmediğim. Aslında Türklük ile alakalı olmasa da biraz olsun Mu Kıtası Teorisinde geçiyor. Benimde merak ettiğim bazı hususlar var. Yeterli kaynak ve zaman bulursam değineceğim.

Bu kadar uzun bir girişten sonra  Türk Tarihi konularına başlayabileceğim. Tabi merakım konular içinde beni farklı yerlere sürükleyebiliyor zaman içinde. Okuma maratonlarının bu başlıklara göre düzenlemeyi düşünüyorum. Türk tarihi çok geniş bir mesele. Uzun soluklu bir okuma maratonu olacak. Türk tarihine başlamışken  aklımda farklı fikirlerde  mevcut.  Fakat  zaman sıkıntısı çektiğim için ne zaman hayata  geçirebilirim bilmiyorum. Şuan için okuma maratonumun  yol haritası aşağıdaki şekilde olacak.



30 Mart 2020 Pazartesi

Türk Kültüründe Kadın Şaman



Türk kültüründe kadın şaman konusunda elimizde ki kaynaktan başka eser yoktur. Yapılan akademik çalışmalarda genel olarak şamanlık kültürü incelemektedir. Kitap olarak sunulmuş daha önce burada da size aktarmış olduğum eserlerde kadın şaman konusu değinilmemiştir. Yazarın şamanizm ile ilgili diğer kitaplarını da bitirdikten sonra artık son olarak bu eseri kaldı konu hakkında. Diğer kitaplarda şamanlık ve eski Türk inançlarının şuan yaşadığımız kültüre ne kadar büyük etkisi olduğunu. Bu kültürün aslında fark etmesek de yaşamaya devam ettiğini çok kez tekrar ettim. Kadın şaman konusunda aslında fark etmediğimiz kültür ögeleri günümüzde de yaşamaya devam etmekte.


Türklerde şamanlık anlayışının ilk çıktığı zamanlar daha anaerkil bir döneme denk gelmektedir. Yazılı kaynaklarda geçen tarihte genellikle erkek şamanlardan bahsedilse de bunlardan önce ilk şamanlar kadınlar olmuştur. Bunlarla ilgili mitoloji ve anlatılar bulunmaktadır. Şamanlığın kadınlarda başlaması daha sonra sosyal yapının değişmesi ile erkeklere geçmiştir. Ama şamanlık görevi cinsiyete bağlı bir işlev yürütmemiştir. Hem erkeklerin hemde kadınların şaman olabilirler. Genel olarak erkek ve kadın şamanların işlevleri aynıdır. Fakat kadın şamanların bazı özellikleri erkeklerde bulunmaz. Şamanların en güçlüsünün kadın olduğu her zaman vurgulanır. Bundan dolayı erkek şamanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar. Hiç bir vakit kadın şamanlar kadar güce erişemezler. Buda anaerkil bir toplumdan geçişi gösteren unsurlardan bir tanesidir. Manyak denilen elbisenin erkek şamanlar tarafından kullanılması, saçların uzatılıp örülmesi kadın şamanlardan erkek şamanlara geçen unsurlardır. Kadın şamanlar genel olarak hastaları iyileştirmek, ölen insanların ruhunu öteki dünyaya taşımak, kısırlığı tedavi etmek, fal bakmak, evi kötü ruhlardan temizlemek, kurban sunmak, mevsim ritüellerini yapmak, sığırlara ve atlara zarar veren ruhları kovmak, yağmur yağdırmak, koruyucu amuletler yapmak gibi aslında erkek şamanların yaptığı her şeyi yapmaktadırlar. Bunların yanında şaman olma ritüelleri, eğitimi, toplum içindeki konumları şamanlık konusunda ki ile aynıdır. Bunda da aslında şamanlığın bir cinsiyete bağlı kurum olmadığı anlaşılıyor.

Kadın şamanların bir çok özelliği erkek şamanlara devretmesiyle etkisi azalmış gibi gözükebilir. Daha öncede bahsettiğimiz gibi şamanlık kendini islam kültürü içinde de devam ettirdiği için. Kadın şamanlık da kendini devam ettirmiştir. Bugün etrafımıza baktığımızda aslında bunun kültür içinde yaşadığını görebilirsiniz. Kadın şamanlık konusu çok özel bir konu, en eski kültür ögelerinden gelmekte. Bu konuyu merak edenlerin okumasını tavsiye ederim.

8 Mart 2020 Pazar

Ana Hatlarıyla Türk Şamanlığı



Artık şamaniz konusunun sonlarına doğru gelmekteyim. Öğrendiğim ana temel şey var ki buda halen Türklerin hangi coğrafyada olursa olsunlar, hangi inancı benimsemiş olsunlar eski kültürlerinden geleneklerini devam ettirdikleri oldu. Müslüman olan Türkler ise eski Gök Tanrı inancını ve şamanik gelenekleri islam kültürüne sokarak bunu sanki islamın bir parçası haline getirerek yaşatmaya devam ettirdiler. Bu konuyu inceledikçe şuan yaşadığımız bir çok olayın şamanik kültürün evrilmesi sonucu olduğu gördüm. 

Diğer bir husus ise diğer yazılarda belirttiğim gibi Türklerin eski dinlerinin şamanizm olduğu üzerine bir yanılgının yaygın olarak devam etmesi. Bu araştırmada da bu konunun bütünüyle yanlış olduğunu gördüm.

Bu kitapta ise diğer kitaplarda bahsedilen şaman kavramı, şamanik yolculuk, şaman olmak ve bunun aşamaları üzerine duruyor. Eski kültürde şaman olmak iki türlü meydana geliyor. Bunlardan bir tanesi ve en güçlüsü olan soydan gelen şamanlık görevi. Diğeri ise başka güçler tarafından kişinin şaman olarak seçilmesi. Burada şaman olarak seçilen kişi artık litaratüre bile şaman hastalığı olarak geçmiş farklı bir ruh haline bürünüyor. Bu seçilmeden ruhlar şamanın ruhunu belli bir kutsal yere götürerek orada kemiklerini etinden ayırıyorlar. Kemiklerin miktarı kişinin şaman olmasından önemli bir etken olarak görülüyor. Kemikleri sayan ve sonra tekrar dizen ruhlar, daha önce yüzmüş oldukları etleri çeşitli işlemden geçirdikten sonra tekrar şamanın bedenine yerleştiriyorlar. Burada artık şaman farklı yeteneklerle bürünmüş olarak tekrar doğuyor. Artık göğün 7 katına çıkabilir, yer altına inebilir, doğa ile konuşabilir, ruhlarla bağlantıya geçebilir, kimsenin duymadığını duyar ve kimsenin görmediğini görebilir. Bundan sonra şamanın bir çok olay meydana geliyor. Hocasından yani bir başka şamandan şamanlığı öğrendiği gibi bir ruhtan gizli öğretileri de öğreniyor. Bu bir olabildiği gibi birden fazlada olabiliyor. Dişi bir albastı olduğu gibi bir hayvanda olabiliyor. Daha önceki kitap tanıtımlarında da bahsettiğim şamanın üzerindeki ve davulunda ki simgelerin hepsinin bir anlamı vardır. Bunlar kendilerini korumaya yaradığı gibi, hayvan ruhunu simgeleyen eşyalarda olabilir. Bu eşyalar kişiye, boya ve coğrafyaya göre değişmektedir. Aynı şekilde şaman davulunda da geçerlidir.

Şamanlarda sık olarak gözüken aslında temelinde yatan bir hususta şamanların cinsiyet değişimi yada kadın gibi giyinmeleridir. Bu olaya araştırmacılar farklı yorumlar getirmeye çalışmışlar. Şamanlar hem gökte hemde yer altına gidebildikleri için buradaki ruhlara göre erkek yada kadın olmaları gerekmektedir. Ruhların cinsiyete göre yaklaşımlarının farklıdır. Diğer bir görüşte şamanlığın aslında anaerkil bir yapıda ortaya çıktığıdır.  ilk şamanların kadın olması ve kadın şamanların aslında en güçlü şamanlar olmalarından dolayı onlara benzeme düşüncesi yatmaktadır. Şamanlık zaman içersin de avcılığın erkeklere geçmesi, demir işlemeciliğinin erkekler tarafından yapılmaya başlanması ile demirin kutsiyet kazanmış, toplum içersin de erkek egemen düşünce armış, demirci şamanlar ve ardından erkek şamanlar ortaya çıkmıştır.  Şaman giysilerinde bulunan erkek ve kadın motiflerinin ilk düşünceye daha fazla ihtimal olduğunu düşündürmektedir. Bundan sonraki okuyacağım kitapta kadın şamanlar hakkında daha fazla bilgiye edineceğim. Onuda size aktaracağım.

Şamanlığın sonradan Türk kültürüne girdiği belirtisi olarak eski inanıştaki ögelerin şamanizm  içibde olmamasıdır. Gök Tanrı'ya adak sunmak, atalar kültü, iyeler, ikizler olgusu, şamanizm yoktur. Bunlardan dolayı şamanlık rahiplik rolü yerine zaman içinde icracı rolüne geçmiştir.

Kitabın birinci kısmında şamanları açıklarken ikinci kısmında şaman'ın tarihte ki yerinin nereden geldiğini irdelemektedir. Tarihte nereden çıktığı, isminin manası, kültür içindeki yerini anlatmaktadır. Geniş manada bilgi almak isteyenlere tavsiye edeceğim bir eser. Genel olarak Şamanizm üzerine yazılanlar bölgesel araştırmalar olmakta. Şamanzim aslında bölgeler arasında değişse de genel olarak okumak daha uygun olacağını düşünmekteyim. 

21 Temmuz 2019 Pazar

Şamanizm



Şimdiye kadar okuduğum kitaplarda gerek Türklerin Eski Dini gerekse Şamanizm hakkında ki eserlerde Türklerin şamanizm inancının nasıl olduğu ve günümüze yansımalarının ne şekilde olduğu ile ilgiliydi. Türkler tarihin bir döneminde şamanizm inancını benimsemişler, bunlarla ilgili ritler oluşturmuşlar ve mitler meydana getirmişler. Ama araştırmalarımda gördüğüm üzere hiç bir zaman tamamen bir inanç olarak benimsememişler. Hatta bir inanç olma mertebesinde ne seviyede olduğu kesin değil. Daha çok ruhlar ile insanlar arasında bulunan bir aracı olarak gözükmekte. Doğa ile bağlantı kurabilen, şifacılık yapan özellikleri de bulunmakta. 

Dünyanın çeşitli yerlerinde de şamanizm inancı görülmekte. Daha önce belirttiğim üzere Tunguzca bir isim olan Şaman kuzey Asya dan tüm Asya içlerine kadar yayıldı. Fakat ilginç olan dünyanın çeşitli yerlerine nasıl yayıldı bilinmemekte. Diğer okuduğum kitaplarda şamanizm konusunu sadece bizim kültür çerçevemizde inceleniyordu. Asya içlerinde ne şekilde yaşandığı, mitolojisi, ne tür inançları ve ritleri olduğu gibi özellikleri üzerinde durulmuştu. Şamanın giyimi, davulu ve takılarının manası üzerine de bilgiler bulunmaktaydı. Bunun yanında şamanizm inancının yada Eski Türk Dinin kalıntılarının günümüz yaşantımızın içinde ne şekilde halen yaşadığı üzerine de incelemeler bulunuyordu. Fakat bu kitapta Eliade daha geniş bir çerçeveden bakmayı tercih etmiş. Dünyada bulunan tüm şamanizm inançlarını inceleyerek bize ne şekilde teşkil ettiklerini anlatıyor yazar. 

Şamanizm diğer inançlardan farklı olarak bir şekilde çağrılma ile şaman olunabiliyor. Bir kişi genç yaşına da belli davranışlar göstermesi, özellikleri olması onun şaman olabileceğinin göstergesi olarak nitelendiriliyor. Bundan sonra da yaşlı bir şamanın yanına verilerek eğitimine başlanıyor. Kitapta hangi bölgelerde ne şekilde çağrılmalar meydana geldiğini ve sonrasında eğitimlerinin nasıl olduğu detaylı şekilde işleniyor. 

Şaman olabilmek için belirli bilgilerin ona gelmesi gerekiyor. Buda eğitimle birlikte çeşitli ritlerle beraber sırra erme denilen ritüelle öğreniliyor. Şaman adayı rüyalarında yada geçirdiği ağır hastalıklar sonucunda bu sırra erişip şaman olma yolunda adım atmış oluyor. Şamanların normal insanlardan nasıl farklı karaktere sahip olduğunu burada daha iyi analiz edebiliyorsunuz. Toplum içindeki tuhaf kişiler genellikle şaman oluyorlar. 

Artık şaman olacak kişi eğitimi ile birlikte şaman güçlerini elde etmesi gerekiyor. Kendince yaşça büyük şaman onu eğitirken, onunda kendisinin belli sırlara vakıf olması gerekiyor zaman içinde. Çeşitli ritüeller ile koruyucu ruhlara sahip oluyor. Doğayı anlayabilme, göğe çıkmayı ve yer altına inmeyi öğreniyor. Kişilerin ruhlarının yer altına gittiğinde nasıl geri getireceğini, bir kişi hastalandığında onu nasıl iyileştireceğinin eğitimini alıyor. Bunların bazıları hocası tarafından öğretilirken bazıları ise sır olarak kendisine geliyor. Bunların nasıl olduğu ise kitapta çok detaylı ve karşılaştırılmalı şekilde anlatılıyor. 

Tabi ki şamanların giyinişleri, takıları ve davulları önem arz ediyor. Çünkü Şamanlar bunları giyerken süs olarak değil hepsinin bir manası olduğu için takıyorlar. Kafalarına giydikleri börkler geyik boynuzu veyahut kurt postu olabiliyor. Omuzlarında kuş (kartal veya yırtıcı bir kuş) tüyleri bulunuyor. Giysisinin üzerinde çeşitli takılar bulunuyor. Bunların hepsi şamanı koruması, şans getirmesi, göğe yada yer altına indiğinde ona yardımcı olması için takılıyor. Davullarının üzerinde çeşitli simgeler bulunuyor. Hayat ağacından, kutup yıldızına ve bir çok mitolojik unsur işleyebiliyorlar. Daha önceki kitaplarda bunlara değinilmişti. Fakat burada daha detaylı olarak ele alınıyor. Burada ilginç bir şey dikkatimi çekti. Daha önce Osmanlılarda Padişahların içlerine giydikleri kuran ve duaların yazıldığı iç gömleklerinin Orta Asya geleneğinden geldiğini okumuştum. Şimdi şamanizm konusunu okuyunca bunun oradan geldiği benim için netleşmiş oldu.

Dünyanın çeşitli yerlerinde Şamanizm görülmekte. Asya, Sibirya, Alaska, Amerika Kıtası, Avusturalya ve Afrika gibi kıtalar da Şamanizm görülüyor. Bunlar arasında ritler ve inanışlar, giysiler ve davullar arasında benzerliklerde bulunuyor. Fakat bu şamanizm kültürünün bu kadar geniş bir alana nasıl yayıldığı ise halen gizemini koruyor. Amerika Kıtası için ilk yerleşenlerin getirdiği bir Gök Tanrı dini ve şamanik ritüeller bulunuyor.

Kitabın sonunda Şamanizm nereden geldiği üzerine durulmuş. Bazı araştırmalar göre kelime olarak Tunguzcadan değilde Hindistandan geldiği üzerine duruyor. Lamanizm ve Budizm yardımıyla çok geniş alanlara yayıldığını belirtiyor. Bazı araştırmacıların taş çağından önceye kadar bunu götürdükleri üzerine durmakta. Bazı yerlerde tunç devrine ait kalıntıların şamanik unsurlar içerdiği üzerine araştırmalar yapılıyor. Asya toplulukları içine şamanizmin bir şekilde yayıldığı kesin. Ama şamanizm gelmeden önce yazarın da belirttiği gibi bu topluluklarda bir Gök Tanrı inancı bulunduğu ve atalar kültünün var olduğunu belirtiyor. Şamanizm geldikten sonra bile Gök Tanrı'ya yapılan sunularda ve törenlerde, atalar kültü törenlerine şamanın katılmadığını söylemekte.

Bizim kültürümüzde çok etkisi olan Eski Türk Dinin ve Şamanizm geleneğinin bu araştırmasında bu kitap detaylı incelemesi ile hoşuma gitti. Yalnız araştırmada bir kez daha ortaya çıktı ki Türklerin Eski Dini Şamanizm değil Gök Tanrı, Atalar Kültü, yer-sular  olduğu. Merak edenlere bu kitabı tavsiye ederim.




21 Nisan 2019 Pazar

Tarihte ve Bugün Şamanizm





Şamanlık meselesi Türk toplumu içinde tam olarak anlaşılmamış bir konudur. Türkiye de Şamanizm dendi mi insanların aklına eskiden Türklerin inandıkları bir din olarak gelmektedir. Bu konu yeterli kaynakların bulunmaması ve aynı coğrafyanın farklı bölgelerinde bile uygulama, mitolojik olgular farklı olmasından dolayı tüm şamanizmi kapsayacak şekilde bir kurallar silsilesi ortaya çıkarmak güç olmuştur. Benim yaptığım araştırmanın çerçevesi genel olarak Türk halkı içinde bulunan Şamanizm nasıldı ve ne idi üzerine olacak. Bazı boylarda bulunan Şamanizm üzerine yapılan araştırmalar mevcut. Fakat yukarıda da bahsettiğim gibi Türk boyları arasında ki uygulamalar bile farklılaştığı için boylara ait Şamanizm kaynaklarını burada incelemeyeceğim.

Kitap şamanizm’in tarihi içersin de ki yerini anlatmakla başlıyor işe. Burada şamanizm’in ne kadar eskiye dayandığı konusu biraz karanlıkta kalmakta. Bazı araştırmalar bunun ilk Türk dini olduğunu savunurken bazıları ise sonradan Türklerin içine girmiş bir inanç olduğunu savunmakta. Zaman içinde Şamanizm içine giren tufan, öteki dünya, insanların yaratılışı ve kıyamet gibi kavramlar Hristiyanlık ve Musevilik yolu ile Şamanizm içine girmiş olduğunu yazar değinmekte.

Türk mitolojisinde anlatılan Ateş kavramı, Yer-su, Yada taşı konusu burada da geçmekte. Zaten bu üç kavram Türk toplulukları içine öyle yerleşmiştir ki şamani kavramlar her boy içinde farklılık göstermesine rağmen bu kavramlar sabit olarak her boy içinde aynı olarak kalmışlardır. Buda bana göre bu kavramların daha eski bir dönem inançlarından geldiğinin göstergesidir.

Şamanların yada Türklerde bahsedildiği adı ile kamların hayatları, yaptıkları ayinler, giyimleri, kullandıkları aletler, baktıkları fal teknikleri gibi bir çok konuda bize bilgi sunmakta kitap. Şamanların giyindikleri her şeyin bir manası bulunmaktadır. Bunların bazıları büyü gücünü artırıcı özellikte eşyalar olsa da bazıları koruyucu tılsımlardır. İptidai zamanlarda en güçlü şamanlar kadın şamanlardır. Bununla ilgili özel bir çalışma inceleyeceğim. Şamanlık kadınlarda ortaya çıkan bir kurum olarak görülmektedir. Kadın şamanların yerini yavaş yavaş erkek şamanlar almış olmasına karşın erkek şamanların giysileri kadın şamanların giysilerini devam ettirmişlerdir. Bir Şaman da davulu mutlaka olması gereken bir eşyadır. Şaman davulunu yaparken hizmetinde olduğu ruh vasıtası ile nasıl olacağını belirlenir. Bundan dolayı her şamanın davulu kendine özgüdür. Kutsal sayılır şaman öldüğünde kırılıp mezarının başına asılır. Şaman olan kişilerin nasıl oldukları tam olarak çözülmüş bir mesele değil. Bazı durumlarsa soydan da geçse bazı durumlarda kişinin kendisinde de meydana gelmektedir. Genel olarak farklı karakterde kişilerdir ve toplumdan ayrı olarak yaşarlar. Şamanlık her boyda farklı olduğu için farklı boylarda şaman olma şeklide farklılık gösterebilir.  Şamanlar Türk kültürünün içinde otacı (şifacı), falcı, ruhi rehber olarak görev yapmaktadır. Bunlarda özelleşmiş yada hepsini bir yerde toplamış da olabilir. Şamanlar kişilerin ulaşamadıkları büyük ruhlara ve tanrılara erişen aracı bir kişidir. Ayinlerde kendilerinden geçerek ruhlarının göklere yada yer altına inerek gezdiğini, oralardan haberler getirdiğini söylerler. Bu şekilde kehanetlerini dile getirirler. Şamanların her birinin bir töz’ü yani yardımcı hayvan ruhu vardır. Bu hayvan ruhuna kendi ruhunun bağlar. Kendi töz’üne bürünebildiği söylenir. Bu töz şamanın hem yardımcısı hem de koruyucusu dur.

Şamanların en büyük görevlerinden bir tanesi insanlar ile ruhlar arasında bir köprü olmasıdır. Türk inancına göre her şeyin bir ruhu (tin) bulunur. Bundan dolayı şamanlar zaman zaman bu ruhlara adak adar ve tören yaparlar. Aynı şekilde büyük ruhlar (tanrılar) içinde törenler düzenlerler. Bu törenlerde çeşitli sunular yaparlar. Bunlar kanlı olduğu gibi kansız da olabilir. Şamanların Gök Tanrıya ayin yapamaz ve sunu sunamazlar. Belki bundan dolayı kendi mitolojilerini ve tanrı sistemlerini ortaya çıkarmışlardır. Türk Mitolojisi 1-2 kitapta bu konuda geniş bilgi bulunmaktadır.

Şamanların yukarıda bahsettiğim gibi otacı ve falcılık yaptığını söylemiştim. Günlük işlerden, ruhlara seslenişe kadar bir çok konuda şaman falcılık yapmaktadır. Bunlar kitapta geniş olarak verilmekte. Burada en ilginç olanı ve insanların bu fiziksel olguyu gördüklerini, çeşitli kaynaklar ve kişilerin nakillerinden belirtmektedir. Türklerde yada (cada-sata) taşı diye yağmur, kar yağdıran bir taş vardır. Bu taşa sahip olan şaman her nerede olursa olsun istediği zaman yağmur, kar, dolu yağdırabilir. Türkler içinde büyük öneme sahip olan bu taş, ne kadar zaman geçse de kültür içinde varlığını sürdürmüş fakat işlevi gözden kaybolmuştur. Bu taşın işlevi Çinlilerden Müslümanlara kadar bir çok komşu milletin dikkatini ve ilgisini çekmiş. İslam Halifelerinin bile peşine düştüğü bir nesne olmuş. Yada taşı kültürü Türkler Müslüman olduktan sonrada devam etmiştir. Anadolu da yağmur duaları ile benzerlikleri buradan geldiğini gösterir.

Her kavim için ölü gömme geleneği o kültüre has ayırt edici bir özelliktir. Türklerde de bu özellik Çin sınırlarından Avrupa içlerine kadar her coğrafyada aynılık gösterir. Bazı uygulamalar halen günümüzde dahi devam etmektedir. Daha önce Türklerin ölü gömme gelenekleri hakkında bilgi vermiştim. İleride birkaç kitapta bunlar üzerine ayrıca durmayı düşünüyorum. Yazar bu konuda uzunca bu konu üzerine değinmiştir.

Şamanizm konusunda Türkiye de ilk araştırmalardan bir tanesi olduğundan okunması konusunda tavsiye ederim. Kitaplar hakkında yazılar uzun sürede hazırlasam da yazmaya devam edeceğim.

3 Ocak 2019 Perşembe

Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri Şamanizm




Bu çalışma yazar tarafından Atatürk’e zamanında hazırlanıp sunulmuş bir eser. Elde olan verileri inceleyerek, bir araya toplayarak ve öne sürülen bazı bilgileri tenkit ederek ortaya çıkmış. Biliyorsunuz Cumhuriyet kurulduğu ilk yıllarda Türk Tarihi çalışmalarına önem verilmiş. İslamdan önce ve sonraki Türklerin ananeleri ve tarihleri konusunda bir çok çalışmaya destek verildi. Eski Türk inancı da bunlardan bir tanesini oluşturmakta. Geçmişi anlamadan günümüzü anlamanın güç olduğu bilen Atatürk günümüz geleneklerinin nereden geldiğini merak edip, bu konularında araştırılmasını istedi.

Bunun sonucunda çeşitli çalışmalar yapılsa da devamlılığı gelmediği için belli bir aşamada da kaldı. Günümüzde de bu konular üzerinden fazla araştırma yapılmaması nedeniyle konu kısıtlı bir araştırma çerçevesinde kaldı. Bende bu kısıtlı alanda size şamanizm’in ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Her şeyin bir temeli olduğu gibi inançlarında bir temeli bulunmakta. Kitap ilk olarak bu temeli anlatmakla başlamış. Yazarın burada görüşünü de ortaya koyarak bir şeyleri anlatmak daha yararlı olacaktır kanımca. Yazar Şamanizm’in kurumsal bir din olduğu görüşünü savunmakta. Türk milletinin ilk inançlarını ne olduğunu temel Şamanizm hangi şartlarda ortaya çıktığını anlatıyor. Animizm, Totemizm, Natürizm ve en sonda Şamanizmin devirler içinde nasıl oluştuğunu açıklamaya gayret göstermiş. Şamanizm ilk gelişmesinden sonraki devirlerde ne şekilde insanlar içinde bir inanç şeklinde yayıldığına değiniyor. Diğer kitaplarda olduğu gibi benzer unsurlara da değinmekte. Ne tür törenler düzenledikleri, Gök Tanrı, Yer-su, giyimleri, davulları, ateş kültü, yada taşı, sihir yetenekleri gibi şamanlığa ve eski Türk inançlarında bulunan gelenekleri ve inançları açıklamış. Bunların çoğunu mitoloji kısmında ve Gök Tengri inancı içinde size açıklamaya çalışmış ve kaynaklar vermiştim.

Türkler var oldukları zaman içinden günümüze kadar birçok dini benimsediler. Fakat bunlardan İslam hariç diğer hiçbir din kaidesine Gök Tanrı ve Şaman gelenekleri kadar bağlı kalmadılar. Hangi din içine girseler bu inançlarını onlara uydurarak yok olmasını engelleyip yaşamasını sağladılar. Türkler Müslüman olduktan sonra da eski inançlarını korumayı ve Müslümanlık içine yerleştirip yaşamayı sürdürdü. Öyle bir hale geldi ki halk fark etmeden yaşadıkları ananelerin eski inançlardan geldiği unutup direk onun İslam içinde mevcut olduğu inanarak yıllardır korudular.  Son devirlerde bunun en büyük örneklerden biriside Alevilerin yaşattıkları geleneklerdir. Kitapta Alevilik’in nasıl eski Türk inancından ve Şamanik gelenekten gelişerek islam ile birleşip meydana geldiğini anlatmakta. Yaşanan geleneklerin hangi eski kaidelerden günümüze kadar geldiğini örneklerle göstermekte. Alevilik günümüzde de devam eden inanç sisteminden bir tanesi ve ne yazık ki hem ülkemizde yaşan bir çok insan ve bu inanca sahip kişiler bunun temellerini bilmemekte. Bu bakımdan bu eser güzel bir örnek olmakta. Alevilik eski Türk inançlarının bir devamı olduğunu belirtmeliyiz. Günümüzde de sadece Türk toplulukları içinde olduğunu da söylemek lazım. Farklı toplulukların içinden bu tür bir söylem çıktığında ise şüpheyle bakılmalıdır benim kanaatime göre.

Şamanlığın dünyada çeşitli yerlerde görülmesini, ilk doğuş yerinin Orta olması nedeniyle yayıla evresinin buradan olduğu kanaatine varmış yazar. Orta Asya da meydana gelen dinlerin köklerinde şamanik unsurlar olduğunu da savunmakta. Zerdüşlük ve Hirstiyanlık ile karışarak bu dinlerde farklı mezhepler oluşturmuş. Aynı bizde Alevilikte olduğu gibi. Müslümanlık içinde insanın gündelik hayatındaki kültür aktivitelerinin içinde günce olarak yaşayan Şamanizm kendini Müslümanlık içine adapte ederek yaşamaya devam etmiş. Bunu daha önce söylemiştim.

Eski Türk inançlarını Müslümanlık içinde yaşadığını çeşitli kitaplarda örnekler göstererek anlatmıştım. Şamanzm konusuna da yeni girerek bu kitaplarda Şamanizm Türkler tarafından ne kadar benimsendiği, tam teşekkülü bir inanç mı yoksa yardımcı bir unsur mu olduğunu araştıracağım. Bu kitapta zamanında yapılan ilk araştırmalardan biri olması sebebiyle okunmanızı öneririm. 

3 Mayıs 2018 Perşembe

Atalarimizin Gök Tanrı Dini



Gök Tanrı inancının araştırmasında okumayı planladığım kitapların artık sonuncusuna geldim. Araştırdığım kitaplarda bu inancın anlamaya çalıştım. Elimdeki bu kitap konu ile alakalı son kitap. Diğer aktardığım Gök-Tanrı kitaplarına göre bu kitap çok farklı bir yerden bu konuya yaklaşmış. Ezoterizm bakış açısıyla bu konulara yaklaşarak konuyu açıklamaya çalışmış. Bu tabi bizi bilimsellikten uzaklaştırmakta.

Yazar konuya Mu Kıtasından başlamış. Mu kıtası ve onla gelişen teroriler konusunda da ki fikirlerimi daha önce Ön Türkler kitapta paylaşmıştım. Bundan dolayı bu konu üzerinden çok durmayacağım.

Kitapta mitolojide geçen kurt, mağaralar, kut, hayat ağacı gibi unsurları semavi dinleri, diğer inançlar ve diğer toplulukların mitolojileri ile karşılaştırarak bir ortak nokta bulma yoluna girmiş. Tabi bu yöntem belli bilimsel çerçeve içinde yapılabilir. Yüzeysel olması konu üzerindeki bağlantıların bilimselliğine gölge düşürüyor. Kuran'da geçen mağaralar ile geçen ayetin, eski Türklerdeki kutsal mağaralar arasındaki bağlantıyı burada da bu var benziyor demek doğru olmaz. Bu tür bir yaklaşımda bulunulacaksa bunun bir metodolojisinin olması gerekiyor. Bunla ilgili yine ne büyük yanlışı Mu Kıtası konusunda ki araştırmalarda yapıldı. Bu yanlış halen devam etmekte. Bazı ilginç meseleler olsa da bazı kabile mitolojilerinde bunu Türk mitolojisi ile birleştirmek zorlama geldi. Özellikle kurt motifini gökten inmesi konusunda diğer kabile mitolojilerinde uzaydan gelen atalar olarak yorumlamaya çalışması gibi. Türk mitolojisi konusunda bunların anlamlarına değinmiştik. 

Gök-Tanrı konusunda kitapta değindiğinde ise Oğuz Kağan'ın mitolojide anlatan unsurlarını açıklamaya çalışarak işe başlanmış.  Bu açıklamaları ezoterizm içinde anlamdırmaya çalışmış yazar. Konuya çok farklı yerden yaklaşan yazar beni bu konularda tatmin etmedi. Yapılan alıntılarda kaynak gösterilmemesi benim hoşuma giden bir yazım türü değil. Bir araştırma kitabı yazılıyorsa yapılan alıntılar kaynaklar ile belirtilmesi gerekiyor. Bu bazı okuyucular için pek önemli olmasa da bir araştırma kitabı, bilimsel bir kitap okuyorsanız bu olay çok önemlidir. Bir fikri kendiniz ortaya koysanız dahi daha önce yapılmış araştırmalardan referans göstermeniz gerekiyor. Çünkü araştırma dediğiniz olgu bir bina inşa etme gibi düşünebilirsiniz. Her araştırmacı konu hakkında bilimsel bir veriye ortaya çıkarır ve onu o temel üzerine koyar. Ondan sonra gelen araştırmacı yeni bir veri üretir oda bir tuğla koyar temele böylelikle zaman içersin de o konu hakkında bilimsel bir veri topluluğu ortaya çıkarak bir bina inşa edilir. Bundan dolayı bir konu hakkında yapılan diğer araştırmalar hakkında bir bilgi olması lazım ve geçerli bilgilere referans göstermek gerekiyor. 

Kitap benim yaptığım araştırma çerçevesinden biraz uzak bir noktada bulunuyor. İşin içine Sirius gibi temeli olmayan bağlantılar da girdimi ne kadar ciddi olduğunu tartışmaya gerek görmüyorum. Kitap tabi ki bizim incelediğimiz mitolojileri aktarmış ama açıklarken bilimsel çerçeveden ayrılmış. Yukarıdaki uzun bahsettiğim sebeplerden dolayı da Gök-Tanrı inancı konusunda kaynak bir kitap olarak tavsiye etmiyorum.

Gök Tanrı konusunda ki bu araştırma maratonunda daha önce okuduğum mitoloji kitaplarında, eski Türklerin dini konusunda ki araştırma başlığında ve en sonunda Gök-Tanrı ile alakalı kitaplarda ortaya belirli bir çizgide inanç çıkıyor. Bu inancı en iyi yansıtan konulardan bir tanesi de tarih içersin de sarf edilen sözler. Bu sözler o insanların Gök-Tanrı konusunda ne düşündükleri, neye inandıkları konusunda bize bilgiler vermekte. Bunun yanında yapılan törenlerde de Gök-Tanrının farklı bir yeri olduğu da görülmekte. Ona yapılan sunular, törenler yılın belli zamanında yapılmakta. Bu törenleri şamanların yönetememesi de ilginç bir ayrıntı. Şamanlar yer-sulara, diğer semavi varlıklara sunu sunsalar, kurban kesseler de Gök-Tanrı oldu mu orada bir şey yapamıyorlar. Buda bu inancın şamanik unsurlardan farklı bir konuma sokuyor. Zaten mitoloji kitaplarında da Gök-Tanrıyı anlatan bir mitoloji var bir de ayrı olarak şamanların oluşturdukları bir şamanik mitolojik inanç sistemi var. Gök-Tanrı inancını araştırırken şunu da fark ettim. Daha öncede şuan yaşadığımız topluluk içinde yapılan bazı uygulamaların eski inançlardan dönüşerek devam ettiğini yada kalıntıları olduğunu söylemiştim. Gök-Tanrı inancıda aslında günümüzde yoğun bir şekilde devam etmekte. Türkler islam dünyası içine girdikten sonrada Tanrı konusunda söyledikleri, düşündükleri olgu ile eski inançtaki Gök-Tanrı olgusu bana çok benzer geldi. Bundan dolayı Türkler Tanrıya bu kadar bağlı olduklarını düşünmeye başladım. Her şeyin onun taktiri olduğunu, yönetim anlayışının Tanrının verdiği kut dan ileri gelmesi ( bu inanç gerçi birebir devam etmiştir), kötünün ve iyinin onun tarafından verildiği, her şeyin üstündeki tek varlık olduğu, her zaman bizim üstümüzde yani Gökte olduğu düşüncesi gibi bir çok İslamda da halen mevcut olan düşünceler eski Gök Tanrı inancından geldiğini anladım. 

Bu kitabı konu ile alakalı kitap olarak size önermeyeceğim. Bu araştırma konusu da yeni çalışmalar gelene kadar burada sonlandı. Sırada ki Türk inançları konusunda yine çok tartışmalı olan Şamanizm konusunu araştıracağım.

28 Aralık 2017 Perşembe

Gök-Tanrı İnancının Bilinmeyenleri



Gök Tanrı kısıtlı tarihi veriler nedeyle derinlemesine inilemeyen bir inanç. Genel olarak bir kaç kaynaktan nasıl bir yapıda olduğu anlaşılıyor. Fakat günümüzde bu çalışmayı yapmak onun gerçekte o dönemlerde nasıl olduğunu anlamaya elbet yardımcı olacaktır. Ama bugün alınan inanç verileri Gök Tanrı inancının artık farklılaşmış bir halidir. Orjinalliğini ne kadar koruduğu ise şüphelidir.

Bu uzun araştırmada Gök Tanrı inancının nasıl olduğunu anlayama çalıştım. Bu yolda Türk Mitolojisi, Eski Türk inançları konularını okuduktan sonra Gök Tanrı üzerine ayrı bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim. Eski Türk Dini konusunda parça parça bazı yerlerde değinilmiş, Mitolojide bazı yerlerde görülmüştü bu inanç hakkındaki detaylar. Ama daha derine inmek istediğimde acaba bu nedir dediğimde bu konu hakkında daha ayrıntılı okumak gerektiğini gördüm. Çünkü Tengri inancı acaba tek tanrılı bir inanç mıydı yoksa çok tanrılı bir inanç mıydı. Gibi sorularında cevabını bulmaktı. Çünkü işin içine girdikçe genel kanılardan başka araştırmacılarında kendi aralarında fikir ayrılığı mevcuttu. Bazı araştırmacılar Türklerde bir tanrılar panteonun olduğunu söylerken, diğer araştırmacılar ise Gök Tanrının en kutsal olduğunu, diğer tanrılarında semavi dereceli varlıklar olduğunu savunuyorlar. Benim şimdiye kadar araştırmalarımda da  ikincisi bana daha yakın göründü. Tabi bunun psikolojik bir çağrışım olduğunu da söyleyenler var. Tek tanrılı bir inanç sistemi içinde bulunduğumuz için konuyu incelerken Gök Tanrıyı da ona benzetme yoluna gidildiğinden bahsediliyor. Daha önceki kitaplarda da bahsettiğim üzere Gök Tanrının diğer tanrılardan ve ruhlardan çok farklı yerde olduğunu da söylemiştim. Bunlardan sonra özel olarak bu konuyu araştıran kitapları okuduğumda aslında Asya da halen devam eden bu inancın zaman içinde çok farklı bir boyut haline geldiğini öğrenmiş oldum. İşte burada tarihte ki gök Tanrı inancı ile şimdi bulunan Tanrıcılık inancını bir birinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum.

Bu okuduğum kitapta da yazar bir yüksek lisans tezi olarak tanrıcılık konusunu araştırmış. Altay Bilik kitabında olduğu gibi bu kitapta da Asya da bulunan bir Kam ile görüşmelerde bulunmuş. Bu konular hakkında kendisinden bilgiler alarak Tanrıcılık dinin nasıl bir yapıya sahip olduğunu, inancın temellerini, dünya görüşünü ve mitolojisi hakkında bize bilgiler vermeye çalışmış. Burada tabi insanlar bir başka yanlışın içine de düşüyorlar. İnsanlar genelde yaşadıkları toprakları kutsal sayarlar. Bu Türk toplumundan büyük öneme sahip olduğu gibi her millette de geçerli olan bir düşüncedir. Bundan dolayı şuan Tanrıcılık inancına sahip Asya da bulunan insanlar bu inancı anlatırken Altay'ın ulu olduğunu anlatırlar. Bunun üzerine her şeyin oradan başladığını ve oraya gideceği üzerine bir yapı oluştururlar. Tarihi dönemler boyunca Türkler için bir çok yer kutsal sayılmıştır. Bunlar Ötüken olduğu gibi Tanrı Dağları da olmuştur. Bu özellikleri yaşadıkları bir çok coğrafi mekana da taşımışlar oradaki yerleri de zaman içinde ulu saymışlardır. Bundan bahsetmemin sebebi Türklerin ilk yurdunun Altay olduğu teorisi artık hükmünü kaybetmeye başlayan bir meseledir. Bunu ileri ki zamanlarda değineceğiz. Bundan dolayı eğer ki Gök Tanrı inancı geçmişi olan bir inanç ise bunun Altaylarda vuku bulması mümkün gözükmüyor. Bundan dolayı burada yaşan insanların anlattıkları artık yerel Tanrıcılık meselesi kendi kabile inancına ( islam da olduğu gibi mezhep'e) dönüşmüştür. Bunu bence iyi ayırt etmek gerekiyor. Bu kitapta da anlatılanlarda gördüğüm Türk Din Etnolojisi kitabında bahsettiğim Ak Can ( Ak Din ) inancıdır. Bundan dolayı şuan yaşanan Tanrıcılık inancının eski zamanda Türklerin inandıkları Gök Tanrı inancını tamamen yansıtmamaktadır.

Ak Din konusunda bilgi almak isteyenlerin okuyabileceği bir kitap. En azından nasıl bir şekilde oluştuğu, düşünce yapısı ve sistemi hakkında biraz bilgi edinilebilir. Gök Tanrı dini konusunda ise okunacak bir eser olarak tavsiye etmiyorum.

20 Kasım 2017 Pazartesi

Altay Bilik



Bu kitabı Altay da bulunan halkların eski Türk inançları üzerine yapılan bir çalışma olarak okuma listesine eklemiştim. Fakat beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitap Altay'da yaşan bir Türk tarafından yazılsa da anlatılan inançlar eski değil yeniyi daha çok andırmakta. Diğer kitapların aksine farklı ve son dönemde oluşmuş inançlar, isimler üzerine kurulmuş. Oluşturulan mitoloji Türklerin daha önce incelediğim imparatorluk mitolojisinden tamamen ayrılmış. Artık bir bölge, boy mitolojisine dönüşmüş.

Türk mitolojisi kitaplarını okurken iki tür mitolojinin zaman içinde ortaya çıktığını görmüştük. Birincisi eski Türklerin genel mitolojisi, ikincisi ise şamanizm'in oluşturduğu bir mitoloji. Şamanizm zaman içersin de kendi mitolojisini oluşturmuş ve tanrılar sistemini kurmuş. Bundan dolayı Türk mitolojisinde geçen tanrılar, yer-sular ve mitolojik anlatılar farklılıklar gösteriyor. Bunun yanında kitapta geçen Altay Mitolojisi şamanizm, lamanizm, burhanizm ve hristiyanlık gibi eski Asya'ya gelen dinlerden etkilenmiş. Etkilenmeden dolayı mitolojik anlatılarda değişmiş. Eski Türk Mitolojisinden kopmuş. Zamanla farklı bir anlayış haline gelmiş.

Kitapta aradığım Eski Türk inancı ve Tengri ile ilgili bilgiyi ben bulamadım. Yazar ve çevirmen ne kadar da şuanda bulunan inancın kadim Altay inancı olduğunu savunsa da bizim mitolojimiz ile bağlantısı azalmış. Eski Türk inancı ve Tengri konusunda önereceğim bir kitap değil. Fakat şuanda Altay da yaşanan inanacın nasıl olduğunu öğrenmek için okunabilir belki. Buda size belli bir bölgenin inancını sunacaktır. Bu bağlamda merak edenler bakabilir. 

1 Eylül 2017 Cuma

Türk Din Etnolojisi



Türklerin dini geçmişi zaman içinde farklı coğrafyalarda farklı dini inançlarla kesişti ve son olarak 19. yıllardan genel topluluk olarak İslam dini benimsemeleri ile bir noktaya geldi. Bu aşamaya kadar geçen süreçte Türkler eski dinleri olan Gök Tanrı dini ve Şamanizmi hiç bırakmayarak yeni benimsedikleri dinlerin içine yerleştirmeyi başardılar. Bu eski inançlarını öyle güzel yeni benimsedikleri inançların içine yerleştirdiler ki bugün dahi bu eski inançların bakiyelerini toplum olarak yeni inancın bir gerekliliği olarak görüyoruz.

Kitapta Türklerin benimsedikleri dinler üzerine kısa bilgiledirmeler verdikten sonra Şamanizm konusuna geniş bir yer ayırmakta. Şamanizm'in ne olduğunu anlatıp. Şuan ki konumunu ve onu canladırma çabaları üzerine durmuş. Şamanizm ile bitkilerin, hayvanların arasındaki bağlantıyı anlatmış. Daha önceki kitaplarda şamanizm hakkında bilgiler vermiştim. İleriki kitaplarda da buna tamamen gireceğim için burada bahsetmeyeceğim. Tabi buradaki anlatım tam araştırmalara girdiğimde eksik kalacağını gösteriyor.

Kitabın ise bana göre bilgi verici tarafı ise halen Orta Asya da Gök Tanrı inancı olarak yaşatılmaya çalışan Ak Can (Ak Din) dir. Bu inanç Gök Tanrı inancının devam eden şekli olarak sunulsa da tarihi geçmişi biraz siyasi, biraz dini ve baskıdan doğan kurtuluş yolu gibi göründü bana. 19. yy'da Rusların Orta Asya Türkleri üzerine gösterdikleri dini baskı (ortodoskluk) daha sonra onları Ruslaştırma politikasına dönüşmesiyle birlikte Orta Asya Türkleri büyük sıkıntı içine düşüyorlar. Bir gün Ak Çolpan adlı bir çobana at üzerinde iki yaşlı bireyin ona 20 emri tebliğ etmesiyle bu din doğmuş oluyor. 20 Emir'e bakıldığında bu dinin eski bazı inançları yıkmaya, Rus baskılarına karışı direniş göstermeye ve yeni bir yön tayin etmeye yönelik olduğunu yazar belirtmiş. Daha sonra Rus Çarlığının yıkılması ve dinlere karşı gösterilen tutumlar neticesinde bu inanç şekli takibe alınmış. Üzerine davalar açılarak inananlar baskı altına alınıp hapse atılmış. Daha sonra çeşitli şekillerde tekrar canlandırılmak istenerek bir bölgeye umut olmuş. Bundan sonar tekrar bir diriliş çabası ile farklı bir şekle evrilerek ortaya çıkmış.  Ak Can konusunda araştırma yapan Natalya Aleksandrovna ile soru cevap şeklinde bir yazıda kitapta bulunmakta.

Bu kitapta beni ilgilendiren konu yukarıda da dediğim gibi Ak Din oldu. Bunun geçmişi bilmek nasıl ortamda ne şartlar altında ortaya çıktığını okumak bilgilendirici oldu. İleri ki kitaplarda çünkü bu dini halen yaşayan Tengricilik olarak göreceğiz. Bu konuda fazla bir bilgi olmasa da merak edenlere kitabı tavsiye ederim.

8 Ağustos 2017 Salı

Nübüvvet Tarihi İtibariyle Türklüğü Dini Geçmişi





Eski Türk dinin araştırılmasında bilimsel ve kendi yaptığım araştırmalarda biraz sıkıntı yaşandığını gördüm. Türklerin o devirde kendilerinin inançlarını yazılı bir kaynağı olmaması bunun en büyük etkenlerinden bir tanesi. Türklerin eski inançları hakkında erişilen yazılı kaynaklar genelde Çin yıllıklarından gelmekte. Bunun dışında diğer komşu milletlerin yazıları, seyahatnameler ve elçilerin verdikleri bilgilerden ibaret. Bunlardan dolayı belli kalıplarda çok derine inmeyen ama genel bir bilgi içeriği elimize geçiyor. Benim okumalarımda ise bu konu hakkında fazla çalışma olmadığından dolayı kısıtlı kaynaklardan bilgi edinmek durumunda kalıyorum. Bunun yanında bazı yayınlarda ısrarla devam eden Şamanizm ile Eski Türk inancı Gök Tanrının karıştırılması, bu yanlışın devam ettirilmesi ayrı bir sorun oluşturuyor.

Kitap yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi makaleler ve bildirilerin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bir eser. Aslında eski Türk inancının üzerine olduğunu düşünsek de daha çok semavi din mantığı üzerinde eski Türk inancının değerlendirilmesi olmuş. Tabi ki eski Türk inancının ne olduğu araştırılması gerekiyor. Dinlerin karşılaştırılmalı araştırılması ve incelenmesi de gerekiyor. Bunu yaparken fazla semavi mantığa girme taraftarı değilim fakat. İçinde bulunduğumuz islam dininde bulunmamız sebebi ile bu tür düşüncelere girmememizi de biraz doğal karşılıyorum. Ama bilim yaparken bunun ileriye gitmemesi gerekiyor. Türklere ilk ismi veren Hz.Nuh'un oğlu Yafes'in oğullarından bir tanesi Türk den törenin ve bir kavmin isminin meydana geldiği mitolojik olarak geçmekte. Buna kaynak olarak Ebulgazi Bahadır Han'ın Türklerin Seceresi gösteriliyor. Türk'ün bir nizam kurucu olmasından dolayı ve Türklerin bu yazılı olmayan kanunları yani töreyi yıllar içinde sıkı sıkıya bağlı kalmaları. Hakanların ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar töreye dokunmaktan çekinmeleri, Hakanların bile töre karşısında güçsüz kalmaları bu kanunların bir din olabileceği akla gelmekte. Yazarda bunun üzerine durmuş ve gerçekten mantıklı bir konu bu. Bunun yanında daha önce değindiğimiz Oğuz Kağan'ın Oğuz boylarını oluşturması da onun bir peygamber olabileceği üzerine fikirler ortaya çıkarıyor. Daha önceki okumalarımızda Oğuz Kağan Destanının ne kadar farklı bir bütünlük içerdiğini öğrenmiştik. Oğuz'un gerçekte var olup olmadığını da kesin bir kanıya varılamıyordu araştırmalarda. Ama destanın getirdikleri bize Türk kültürünün bir bütününü yansıttığını göstermişti. İslam anlayışındaki peygamberlerin yaşadıkları ile Oğuz'un yaşadıkları karşılaştırdıklarında onunda bir peygamber olabileceğini söylüyor yazar.

Semavi düşünce tarzında yaklaşılarak bakılan eski Türk dini bir çok yerde semavi dinlere benzese de bazı yerlerde ayrışmaktadır. Bu açıdan bakarak değerlendirilen Tengri anlayışı ve diğer mukaddes olaylar üzerine yazılmış bir eser. Farklı bir bakış açısıyla Türklerin eski inancına bakmak isteyenlere okuması için tavsiye ederim. Diğer açıdan çok fazla semavi dinlerin açıklamalarına girdiği için eski Türk inancına ile ilgili yeni bir şey yok. 

11 Haziran 2017 Pazar

Eski Türklerin Dini



Bu ufak nüsha P. Wilhelm Schmidt'in yazmış olduğu Der Urpung Der Gottesidee IX cildinden alınmış ufak bir kısmıdır. Türklerin eski dini üzerinde kısmını alarak çevrilen bu eser İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı dergisinde ayrı basım olarak yayınlanmış.

Yazarın kitapta fikirlerini belirlerken bazı fikirleri klasik Avrupa bakışını yansıtmakta yer yer. Bunlardan bir tanesi Hunların içinde bir çok ulusun bulunduğu bir devlet sayarken Türk devleti olarak saymaması. Bundan dolayı Türk tarihini Göktürk'lerden başlatmakta. Yazar Türk tarihini Göktürkleden başlatsa da, Hunlar ile Göktürkler arasında bir benzerlik olduğunu ifade ediyor. Buna örnek olarak da kurban kutlamalarını göstermiş. Hunların gerçek bir devlet olduğunu, oldukça zengin bir şekilde gelişmiş olduğunu belirtiyor.

Türklerin yer-sulara, atalar kültüne ve güneş,ay'a belli bir kutsiyet verdiklerini daha öncede belirtmiştim. Yazarın buradaki tespiti yazıtlarda Gök Tanrı her zaman daha fazla bahsedildiğini söylemekte. Bu da Gök'ün muklatiyetine bir gösterge olarak belirtmiş. Vesikaların fazla olmaması bazı şeylerin var mı yok mu konusunda kesinliği sağlamıyor. İki yerde de Türklerin Gök Tanrıya dua ettiği tespit edilmiş. Bu duanın diğer mukaddes sayılan şeylere yapıp yapmadıkları ise tespit edilememiş. Gök Tanrının diğer mukaddes şeylerden en üste olduğu belli olsa da. Bu inancın tek tanrılı bir din olup olmadığı konusunda yazar elimizde yeterli bir belge yoktur demekte.

Atalar kültünü yazar Çin etkisi olabileceğini söylemiş. Daha önceki Türk Kozmolojisine Giriş kitabında bu inançların Çu'lar tarafında Çinlilere geçtiğini aktarmıştım. Atalar kültünün daha önce de halen Türk toplulukları içinde yaşadığını belirttim.

Bu ufak eser bulunması biraz zor olasa da bize sunduğu bazı bilgiler önemli. Bundan dolayı bakılabilir. 

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Türk Tarih-i Dinisi



Fuat Köprüsü Türkiye'nin eğittiği büyük bilim insanlardan bir tanesi. Uzun zamandır kendisinin yazdığı kitaplar sadece ilk yayınlanan dergilerde ve sahaflarda bulunuyordu. Son iki yıl içersin de bir kaç yayın evi Fuat Köprülü'nün kitaplarını basmaya başladı. Bu eserde AKÇAĞ yayınları tarafından aynı hizmet ile ortaya çıkmış bir eser. Şans eseri kitap fuarında rastladığım ve aldığım bir kitap. Kitabın oluşumu Fuat Köprülü'nün verdiği derslerde tutulan notların bir araya getirilmesi sonucu ortaya çıkmış bir kitap. Daha özele inmekten ziyada daha genel konuları anlatmak ve uzun bir zaman dilimini bize sunmakta. 

Kitabın ismi Türklerin tarihindeki dinleri olarak yazılsa da aslında çok geniş bir yelpazeyi bize sunmakta. İlk olarak Türklerin ne şekilde ortaya çıktıkları ve hangi devletler kurdukları üzerine kısa açıklamalarla bilgi veriyor. Bunun yanında ekonomik ve kültürel durumlarını da bize aktarmakta kısa kısa. Burada yazar klasik olarak Türk tarihini iki safhaya ayırıyor. İslamiyetten önce ve sonra. İslamiyetten önce Türk devletlerine değinirken, inançları, kültürleri, tarih sahnesine nasıl çıktıları üzerine durmuş. İslamiyetten sonra meydana gelen Türk devletleri üzerinde dururken islamiyettin Türkler içine nasıl girdiğini de değiniyor. Selçuklu döneminde daha sonra nasıl evrilerek Türklerin kendi kültürleri ile birleşmesi sonucu Türk tarikatlarinin ortaya çıkışı anlatmış. 

Kitap Eski Türk Dinine değinse de bu konu üzerine yazılmış bir eser değil. Zaten Fuat Köprülü bu derslerini verdikten sonra bir daha bu konu üzerinde fazla durmamış başka eserlerine yoğunlaşmış. Bundan dolayı anlatımı derslerdeki gibi kısa kısa sunuyor. Çok derinlemesine bir bilgi vermiyor bize. Birde yayın evi yazarın diline çok dokunmak istememiş. Kitapta geçen kelimelerin çoğu eski Türkçe yani Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kullanılan Türkçe olarak basılmış. Bunu günümüz Türkçesine çevirebilirler miydi, olabilirdi ama bu seferde daha başka sorunlar ortaya çıkıyor. İyi bir çevirim olmadığı zaman anlam kayması meydana geliyor ki bu eski eserlerin günümüz Türkçesine sadeleştirme adıyla yapılmasıyla çok gördüğümüz bir olay. Aynı dönem içersin de Alfa yayınları da Fuat Köprülünün külliyatını basmıştı. Daha inceleme imkanım olmasa da bu külliyat içersin de bu eserinde olacağını düşünüyorum. Kitapta kullanılan yazım dili hakkında ise incelemediğim için bir fikrim yok. 

Merak edenler kitabı alarak genel bir fikir edinebilirler. Türklerin Eski Dinleri ve Türk tarihi konusunda illa okunması gerek bir eser olarak ben görmedim bu kitabı. 

14 Mayıs 2017 Pazar

Eski Türk Dini



Eski Türk Dini konusunda çok araştırma olmasa da farklı fikirler zaman içinde ortaya atılmış. Bu fikirlerin birleştiği noktalardan biri ise bu kadar köklü bir  dini inanışın etkilerinin günümüzde yaşıyor olması. Buda ne kadar kuvvetli bir kültür oluşturduğunun göstergesi. Daha önceki Eski Türk Dini Tarihi ve Türklerin ve Moğolların Eski Dini  kitaplarında ve Türk Mitolojisi içinde onguların totemcilik geleneğinin bir kalıntısı olabileceğini söylemiştik. Bu kitapta totemcilik nedir? Sorusu ile başlayıp bunun açıkladıktan sonra totemcilik inancı, sosyo-kültürel hayata etkisini, ekonomik gelişmişliği Eski Türk İnanıcı ile karşılaştırıyor. Sadece totem kültürüne bakıldığında Türklerin bu inançlarının da aslında çok benzediği bir gerçek. İnanç sistemini yukarıda saydığımız hayat içersin de ki etkilerini karşılaştırdığımız zaman Türklerin aile yapılarından sosyal yaşamlarına kadar bir çok farklılıklar ortaya çıkıyor. Bunlardan dolayı daha öncede Türk Mitolojisi kitapları yazılarında belirttiğim gibi Türkler totemcilik yoktur. 

Kitap aslında eski Türk dini konusunda sorulması gereken üç kritik soruya yanıt  arıyor. Bunlardan biricisi yukarıda bahsettiğim totemizm konusu Türkler de ne şekilde olduğu idi. Bu konuyu sosyal-kültürel olarak inceleyerek bir sonuca varmış. İkinci cevap aranan soru Türkler Şaman mı idiler. Şamanizm konusuna girmesek de genel olarak bu konu her Türk Dini araştırmasında ve Mitoloji konularında karşıma çıktı. Orada karşılaştığım bilgileri size aktardım. Bu araştırmada da aslında Türklerin Şaman olduğu konusuna hemen inanılmaması gerektiğini vurguluyor. Bunun sebebininde farklı coğrafi yerlere gidildiğinde inanışların ve isimlerin farklılık gösterdiğini belirtiyor. Bununda derin bir inanç yapısın da olan bir sistemde mümkün olmayacağını vurgulamış. En son soru ise Türklerin eski dinleri üzerine bir araştırma olmuş. Türkler genel olarak üç temel inançları bulunmakta. Bunların ilki doğa güçlerinin mukaddes olduğuna inanır ve onlara kurbanlar sunarlardı. Diğer inançları ise Atalar Kültüdür. Bu kült günümüze kadar gelmiştir. Mesela Atatürk'ün kabrinin her yıl dünyada hiç bir liderin kabrinin olmadığı kadar ziyaret edilmesinin sebebinin temelinde bu vardır. Türkler büyük liderlerini ve halk adamlarını kendi kültür dünyaları içinde yaşatmaya devam etmişlerdir. Bundan dolayı aradan yüzlerce yıl geçmesine rağmen büyük liderler ve halk kahramanları kültür içinde yaşamaya devam etmiştir. Daha önce yine mitoloji konusunda değindiğim yer-sular yani doğa güçlerine Türkler saygı duyar onları da yaşayan bir varlık olarak, kendilerine ait ruhlarının olduğuna inanırlardı. Bundan dolayı yüce dağların, ormanların, nehirlerin, ağaçların vs gibi ruhları olduğuna inanır onlardan yardım ister ve onlara kurbanlar sunarlardı. Eski Türk dininde en temel olan inanç ise hiç bozulmayan ama zaman içinde bazı inançların öne geçmesiyle geride kalmış gibi gözükse de hiç bir zaman yok olmamış olan Gök Tengri inancıdır. Bu konuda çok fazla bilgi bulunmasa da çok eski bir inanç olduğu. Türkler arasında en köklü ve bağlı oldukları inançtır. Halen varlığını devam ettirmektedir. Müslüman olan Türkler Allah dendiği zaman onun Gökte olduğunu düşünürler. Bu eski Gök Tengri inancının tesirinden gelmektedir. Çünkü Gök sonsuz ve en yüce güç olan Gök Tanrı göğün en tepesinde bulunur.

Kitap eski olmasına rağmen günümüzde bile halen insanların kafalarını karıştıran soruları sorarak bunlara cevap aramaya gayret göstermiş. Kitabın baskısının olmamasından dolayı sadece sahaflarda bulunabilecek bir eser. Bu konuyu merak edenlere tavsiye ederim.

1 Eylül 2016 Perşembe

Eski Türk Dini Tarihi



Kitap Abdülkadir İnan'ın bir kaç makalesinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş. Eski Türk Dini Tarihi, Türk Şamanizm ve Hurafeler ve Menşeleri yazılarından oluşuyor. Abdülkadir İnan'ın Türkler hakkında bir çok araştırması bulunmakta. Bu genel olarak etnografya, tarih ve kültürleri ile ilgili konuları kapsamakta. Kitapları ne yazık ki günümüzde baskısı bulunmuyor. Bu sene içinde Şamanizm ile ilgili kitabı TTK tarafından yeniden basıldı sadece.

Dini araştırmaya yaparken bir grubun mu yada genel topluluğun inanış şeklimi bunu iyi araştırmak gerekiyor. Bazı araştırmalar bazı bölgelerde yaşayan Türk gruplarının inançlarını, dünya görüşlerini ve mitolojilerini araştırarak bunları genele örnek olarak sunuyorlar. Avcılık ve basit olarak ziraat ile geçinen, dar bir sahada yaşayan küçük grupların dünya görüşleri ve dini anlayışları ile büyük göçebe hakanlıklar kuran ve dünyanın bir ucundan diğer ucuna hakimiyet sağlayan Türklerin dünya görüşü ve dini anlayışı aynı seviyede olması mümkün değildir.

Yazarın Eski Türk Dinine bakış açısına göre Gök Tanrı, Yer-Su, Güneş-Ay, Ateş kültü esas olarak Şamanizm'i oluşturduğu. Kitap bunun üzerinden şamanizm anlatılmakta. Çünkü daha öncede Türk Mitolojisinde değindiğim, şamanların da kendilerinin oluşturduğu bir mitoloji ve tanrılar sistemi var. Türklerin şamana Kam dediklerini diğer kitaplarda da belirtmiştim. Burada yazarın çok iyi tespitleri ve kaynakları var. Kamlar Türk toplumu içinde din adamı rolünden başka aynı zamanda hekim ve üfürükçü olarak da vazifeleri bulunuyor. Bizim bugünkü kocakarı ve çıkıkçıların temelleri buralara dayanıyor. Şamanların inancına göre bir kişinin bu görevi alması tanrının kudreti ile gerçekleşebiliyor. Yada ailesinden biri var ise bu şekilde devam ediyor. Kimse istediği üzere bu göreve gelmiyor.

Bazı şeyleri aynı konu işlendiği için belki tekrar ediyor olabilirim. Daha önce de Türk Mitolojik Sistemi 1 kitabında da belirtmiştim. Türkler puta tapmıyorlar. Ama puta benzer şeyler yapıyorlar. Ölen aile üyelerinin küçük ağaçtan heykelleri, astıkları tuğlar, ongular, öldürdükleri kişilerin heykelleri balballar gibi bir çok örnekleri mevcut. Aile bireyleri için yaptıkları ve evlere konulan heykeller o kişinin hatırası için yapılıyor. Tuğlar zaten kutsal sayılan yak daha sonra at kuyruğundan ve diğer materyallerden yapılıyor. Ongular çok eski bir devirden gelen, her boyun kendine seçtiği, kutsal saydığı, yemesinin yasak olduğu yırtıcı kuşlar. Ongular konusunda belki çok eski devirlerden bir totem anlayışının olabileceği ama artık sadece onun hatırasının mevcut olduğunu belirtiyorlar.

Bilindiği üzere Türkler silah üzerine yemin ederler. Silahlara mana verirler ve onları savaş dışında da belirli anlamlar için kullanırlar. Bunun ne kadar önemli olduğu Oğuz Kağan Destanında da görülüyor. Orada boyların oluşumu ve bölüştürme, kimin üstün olacağı gibi kavramlar ok ve yay üzerinden anlatılmakta. Ok ve yay dışında kılıçları üzerine yemin etmeleri onu da kutsal saymalarından geliyor. Buda Türklerde demirciliğin kutsal olmasına dayanıyor. Halende silaha gösterilen önem ve silah üzerine yemin devam eder.

Kitap Türk kültürü ve Eski Türk Dini hakkında önemli ve çeşitli bilgiler veriyor. Sadece yazarın baktığı bakış açısından bakmamak gerek. Yazar hepsine şamanizm demesi doğru bir şey değil. Kitabın baskısı bulunmuyor. Fakat sahaflarda ucuza bulabilirsiniz. Bu konuda özellikle ilk makaleyi okumanızı tavsiye ederim.

8 Mayıs 2016 Pazar

Türklerin ve Moğolların Eski Dini



Türk Mitolojisini başlığı genel olarak artık sonlandığı için Türklerin İslamdan önceki Dini inançları üzerine okumaya başladım. Bu konu da Türk Mitolojisi gibi üzerine çok araştırma yapılmayan ve karanlıkta kalmış bir husus. Ayrıca bir çok karmaşa bulunmakta, Türklerin eski dini Şamanizm mi yoksa Gök Tengri inancı mı? Gibi soruları da okuduğum kitaplarda başlıca araştırma konusu olacak. 

Türk Mitolojisi başlığında Jean-Paul Roux'un Türk Mitolojisi kitabını geç bir zamanda okuduğum için bana bilgi bakımından az gelmişti. Bundan dolayı ana kaynakları okumadan bu sefer bu yazarı en önde okumanın daha iyi olacağını düşündüm. 

Konuyu altı ana başlık altında inceliyor yazar. Çeşitli araştırma yöntemlerinin verileri ile bize sunduğu din tarihine genel bir aktarımı var. Daha sonra hemen Şamanizm konusuna giriyor. Türklerin eski inanıcının şamanizm olduğu kanısı çoğunlukla yaygındır. Ama yanlış bir bilgidir. Şamanizm konusuna geniş olarak bu konudan sonra girecek olsam da kitaplarda geçtikçe de değineceğim. Şaman isminin genel kabule göre Tunguz kökenli olduğu ve Türklerin, Moğolların buna Kam dedikleri bilinmekte. Şamanizm bir inanç yerine bir aracı kurum, yazarda buna değinmiş. Gök Tengri, ruhlar ile normal insanlar arasında bir aracı. Bunun üzerine yaptığı ayinler, giyimleri, türleri, eşyaları üzerine duruluyor.

Türklerin eski dinini araştırırken çoğu uygulama ve inanç Türk Mitolojisinde gördüklerimizin aynısı olarak karşımıza çıkıyor. Bunun nedenlerinden biri eski çağ topluluklar için Mitoloji, din ile aynı şeyi oluşturması. Dinler daha sonra Mitolojilerden çıkarak daha kapsamı küçük özerk inançlar haline geliyorlar. Bundan dolayı Türk Mitolojisinden uzaklaşmak mümkün olmuyor. Yazarda bunu olguları incelerken, daha önce Mitolojide okuduğumuz bir çok konuyla karşımıza çıkıyor. Kitapta bazı konulara geniş yer verirken, bazı konulara çok az yer vererek geçmiş. Türk Mitolojisinde farklı yerlerde karşımıza çıkan konuları bir başlık altında toplayıp bize sunması bazı konular için güzel olmuş. Gök Tengri ve ongulara çok az yer verirken, vücut bulma (doğum) çok geniş şekilde işlemiş.

Kitapta özellikle not aldığım bazı hususlar onları da aktarmak isterim. Toplum yapısı zaman içinde ve yaşadığı bölgeye göre değişiyor. Fakat Türklerin tarih boyunca gösterdikleri karakter özelliklerinin bazıları değişmiş, bazıları yerlerinde kalmış, bazıları da şekil değiştirerek yaşamaya devam etmiş. Eski Türklerde (Hunlarda) insan öldürme, ırza geçme, şiddetli saldırı, hırsızlık toplum içinde suçlardan sayılırdı. Zinanın cezası hadım etmek sonra ikiye bölmektir. Oğuzlar zina  yapan kişiyi ağaca bağlayarak yada iki ata bağlayarak kol ve bacaklarını koparırlardı. Bu tür adalet ugulamaları bulunmakta. Daha bir çok kadınla ilgili uygulamaları olsada asılsız iffetine suçlama ve izinsiz bir kadının çadırına girme, bulunmada bu cezalar uygulanıyor.Arap kültürünün işin içine girmesi ile birlikte, yüksek kültür bozulmaya başlamış. Benim her zaman nedenini merak ettiğim bir husus var. Eski Türklerde savaşta ölmeyi büyük onur sayarken, hastalıktan ve yaşlılıktan yatakta ölmeyi büyük onursuzluk sayarlardı. Bu özelliğin şimdi değişmesi beni derinden üzer ve nedenini daha bulmuş değilim. Günümüzde eski geleneklerimizde bir çoğu farklı şekillerde devam etmekte. Bunu biz artık hayatımızın bir parçası, geleneğimiz ve dini bir görev gibi uygulamaya devam ettiriyoruz. Bunlardan bir tanesi de bir kişi öldükten sonra yog adı verilen yemek, şenlik düzenlenmesidir. Bu olay şekil değiştirerek günümüzde de devam etmiş. Biri öldüğü zaman arkasından helva ve yemek dağıtmak olarak sürmüştür. Çoğu zaman duyduğumuz 3,7,40 rakamları vardır. 3ler, 7ler, 40lar diyede geçer. Dinin içine şekilde değiştirerek girsede eski bir Türk geleneği ve inancıdır buda. Bu rakamlar Türkler için önemli ve bir kişi öldüğü zaman günümüzde nasıl 7sinde 40kında kuran okutup yemek veriyorsak, eski Türk inancında da yog uygulaması vardır. Türk kültürü öyle bir şeydir ki Türkler çeşitli dinler seçsede, çeşitli kültürlerden etkilense de, farklı coğrafyalara gitse de özelliğini her zaman muhafaza etmeye devam etmiş. Yazar Türklerin islam dinine geçtikten sonra bu inançlarını ve kültür öğelerini sürdürmelerini iki yüzlülük olarak değerlendirmekte.

Kitap Türklerin ve Moğolların eski inancını atlamak üzerine bir izlenim verse de genel olarak Moğollar üzerinde daha fazla durulmuş. Cengiz Han'dan ve o dönemdeki inançlardan bahsetmesi sıkça dikkatimi çekti. Belkide daha yakın tarih olduğu için olabilir. Moğolları anlatırken genel bir anlatım seçerken, Türkleri anlatırken boyları ve toplulukları Türklerden ayrı bir kolmuş gibi anlatmasıda başka durumlardan bir tanesi. Bir husus Türklerde vardı, şu gruplarda da vardı diye devam ediyor bazı yerlerde. Oysa ki bu bahsettiği isimlerin menşeyi artık bir netlik kazanmıştır tarih bilimi içinde. Bunun yanında bazı yerlerde kendi yorumunu belirtirken bir kaynakta belirtmiyor. Bu bazen belirgin olurken, bazende belirgin olmuyor. Dikkat ederek okunursa sorun olacağını sanmıyorum. Türklerin eski inançlarını merak edenlere başlangıç kitabı olarak tavsiye ederim.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...