Fuzuli Bayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fuzuli Bayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2020 Pazartesi

Türk Kültüründe Kadın Şaman



Türk kültüründe kadın şaman konusunda elimizde ki kaynaktan başka eser yoktur. Yapılan akademik çalışmalarda genel olarak şamanlık kültürü incelemektedir. Kitap olarak sunulmuş daha önce burada da size aktarmış olduğum eserlerde kadın şaman konusu değinilmemiştir. Yazarın şamanizm ile ilgili diğer kitaplarını da bitirdikten sonra artık son olarak bu eseri kaldı konu hakkında. Diğer kitaplarda şamanlık ve eski Türk inançlarının şuan yaşadığımız kültüre ne kadar büyük etkisi olduğunu. Bu kültürün aslında fark etmesek de yaşamaya devam ettiğini çok kez tekrar ettim. Kadın şaman konusunda aslında fark etmediğimiz kültür ögeleri günümüzde de yaşamaya devam etmekte.


Türklerde şamanlık anlayışının ilk çıktığı zamanlar daha anaerkil bir döneme denk gelmektedir. Yazılı kaynaklarda geçen tarihte genellikle erkek şamanlardan bahsedilse de bunlardan önce ilk şamanlar kadınlar olmuştur. Bunlarla ilgili mitoloji ve anlatılar bulunmaktadır. Şamanlığın kadınlarda başlaması daha sonra sosyal yapının değişmesi ile erkeklere geçmiştir. Ama şamanlık görevi cinsiyete bağlı bir işlev yürütmemiştir. Hem erkeklerin hemde kadınların şaman olabilirler. Genel olarak erkek ve kadın şamanların işlevleri aynıdır. Fakat kadın şamanların bazı özellikleri erkeklerde bulunmaz. Şamanların en güçlüsünün kadın olduğu her zaman vurgulanır. Bundan dolayı erkek şamanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar. Hiç bir vakit kadın şamanlar kadar güce erişemezler. Buda anaerkil bir toplumdan geçişi gösteren unsurlardan bir tanesidir. Manyak denilen elbisenin erkek şamanlar tarafından kullanılması, saçların uzatılıp örülmesi kadın şamanlardan erkek şamanlara geçen unsurlardır. Kadın şamanlar genel olarak hastaları iyileştirmek, ölen insanların ruhunu öteki dünyaya taşımak, kısırlığı tedavi etmek, fal bakmak, evi kötü ruhlardan temizlemek, kurban sunmak, mevsim ritüellerini yapmak, sığırlara ve atlara zarar veren ruhları kovmak, yağmur yağdırmak, koruyucu amuletler yapmak gibi aslında erkek şamanların yaptığı her şeyi yapmaktadırlar. Bunların yanında şaman olma ritüelleri, eğitimi, toplum içindeki konumları şamanlık konusunda ki ile aynıdır. Bunda da aslında şamanlığın bir cinsiyete bağlı kurum olmadığı anlaşılıyor.

Kadın şamanların bir çok özelliği erkek şamanlara devretmesiyle etkisi azalmış gibi gözükebilir. Daha öncede bahsettiğimiz gibi şamanlık kendini islam kültürü içinde de devam ettirdiği için. Kadın şamanlık da kendini devam ettirmiştir. Bugün etrafımıza baktığımızda aslında bunun kültür içinde yaşadığını görebilirsiniz. Kadın şamanlık konusu çok özel bir konu, en eski kültür ögelerinden gelmekte. Bu konuyu merak edenlerin okumasını tavsiye ederim.

8 Mart 2020 Pazar

Ana Hatlarıyla Türk Şamanlığı



Artık şamaniz konusunun sonlarına doğru gelmekteyim. Öğrendiğim ana temel şey var ki buda halen Türklerin hangi coğrafyada olursa olsunlar, hangi inancı benimsemiş olsunlar eski kültürlerinden geleneklerini devam ettirdikleri oldu. Müslüman olan Türkler ise eski Gök Tanrı inancını ve şamanik gelenekleri islam kültürüne sokarak bunu sanki islamın bir parçası haline getirerek yaşatmaya devam ettirdiler. Bu konuyu inceledikçe şuan yaşadığımız bir çok olayın şamanik kültürün evrilmesi sonucu olduğu gördüm. 

Diğer bir husus ise diğer yazılarda belirttiğim gibi Türklerin eski dinlerinin şamanizm olduğu üzerine bir yanılgının yaygın olarak devam etmesi. Bu araştırmada da bu konunun bütünüyle yanlış olduğunu gördüm.

Bu kitapta ise diğer kitaplarda bahsedilen şaman kavramı, şamanik yolculuk, şaman olmak ve bunun aşamaları üzerine duruyor. Eski kültürde şaman olmak iki türlü meydana geliyor. Bunlardan bir tanesi ve en güçlüsü olan soydan gelen şamanlık görevi. Diğeri ise başka güçler tarafından kişinin şaman olarak seçilmesi. Burada şaman olarak seçilen kişi artık litaratüre bile şaman hastalığı olarak geçmiş farklı bir ruh haline bürünüyor. Bu seçilmeden ruhlar şamanın ruhunu belli bir kutsal yere götürerek orada kemiklerini etinden ayırıyorlar. Kemiklerin miktarı kişinin şaman olmasından önemli bir etken olarak görülüyor. Kemikleri sayan ve sonra tekrar dizen ruhlar, daha önce yüzmüş oldukları etleri çeşitli işlemden geçirdikten sonra tekrar şamanın bedenine yerleştiriyorlar. Burada artık şaman farklı yeteneklerle bürünmüş olarak tekrar doğuyor. Artık göğün 7 katına çıkabilir, yer altına inebilir, doğa ile konuşabilir, ruhlarla bağlantıya geçebilir, kimsenin duymadığını duyar ve kimsenin görmediğini görebilir. Bundan sonra şamanın bir çok olay meydana geliyor. Hocasından yani bir başka şamandan şamanlığı öğrendiği gibi bir ruhtan gizli öğretileri de öğreniyor. Bu bir olabildiği gibi birden fazlada olabiliyor. Dişi bir albastı olduğu gibi bir hayvanda olabiliyor. Daha önceki kitap tanıtımlarında da bahsettiğim şamanın üzerindeki ve davulunda ki simgelerin hepsinin bir anlamı vardır. Bunlar kendilerini korumaya yaradığı gibi, hayvan ruhunu simgeleyen eşyalarda olabilir. Bu eşyalar kişiye, boya ve coğrafyaya göre değişmektedir. Aynı şekilde şaman davulunda da geçerlidir.

Şamanlarda sık olarak gözüken aslında temelinde yatan bir hususta şamanların cinsiyet değişimi yada kadın gibi giyinmeleridir. Bu olaya araştırmacılar farklı yorumlar getirmeye çalışmışlar. Şamanlar hem gökte hemde yer altına gidebildikleri için buradaki ruhlara göre erkek yada kadın olmaları gerekmektedir. Ruhların cinsiyete göre yaklaşımlarının farklıdır. Diğer bir görüşte şamanlığın aslında anaerkil bir yapıda ortaya çıktığıdır.  ilk şamanların kadın olması ve kadın şamanların aslında en güçlü şamanlar olmalarından dolayı onlara benzeme düşüncesi yatmaktadır. Şamanlık zaman içersin de avcılığın erkeklere geçmesi, demir işlemeciliğinin erkekler tarafından yapılmaya başlanması ile demirin kutsiyet kazanmış, toplum içersin de erkek egemen düşünce armış, demirci şamanlar ve ardından erkek şamanlar ortaya çıkmıştır.  Şaman giysilerinde bulunan erkek ve kadın motiflerinin ilk düşünceye daha fazla ihtimal olduğunu düşündürmektedir. Bundan sonraki okuyacağım kitapta kadın şamanlar hakkında daha fazla bilgiye edineceğim. Onuda size aktaracağım.

Şamanlığın sonradan Türk kültürüne girdiği belirtisi olarak eski inanıştaki ögelerin şamanizm  içibde olmamasıdır. Gök Tanrı'ya adak sunmak, atalar kültü, iyeler, ikizler olgusu, şamanizm yoktur. Bunlardan dolayı şamanlık rahiplik rolü yerine zaman içinde icracı rolüne geçmiştir.

Kitabın birinci kısmında şamanları açıklarken ikinci kısmında şaman'ın tarihte ki yerinin nereden geldiğini irdelemektedir. Tarihte nereden çıktığı, isminin manası, kültür içindeki yerini anlatmaktadır. Geniş manada bilgi almak isteyenlere tavsiye edeceğim bir eser. Genel olarak Şamanizm üzerine yazılanlar bölgesel araştırmalar olmakta. Şamanzim aslında bölgeler arasında değişse de genel olarak okumak daha uygun olacağını düşünmekteyim. 

4 Ocak 2016 Pazartesi

Oğuz Destan Dünyası




Oğuz destanı Türk kültürü içinde büyük öneme sahip. Şimdiye kadar okuduğum kitaplarda Oğuz destanın mitolojik unsurlarını, destan unsurlarını ve tarih içinde unsurları çeşitli araştırmalar ile okumuş oldum. Türklerin MÖ IV-V yıllarında İskitler döneminde tarih sahnesine çıkmaya başlamaları, bazı araştırmalar daha ilerisine de götürmekte, ile şekillenmeye başladı. Türklerin İslam dinine girmesine kadar süreçte ve biraz sonrasına kadar yaptığı olaylar, savaşlar, hakanlar, seferler vs gibi tüm olayların birikmesiyle bir Türk Destanı ortaya çıkmış oldu. Bunun içinde mitolojik unsular ile Türk devlet geleneği, görenekleri, töresi, dini görüşleri, kozmolojisi içinde bulunmakta.

Kitap sistemli olarak işin içine girecek şekilde hazırlanmış. ilk önce Oğuznamelerin yazılı olan nüshaları üzerine bilgi aktarmakta. Daha sonra geniş olarak Oğuz Destanı üzerine yapılan çalışmaların özetini aktarıyor. Destanın yazılı olarak ortaya çıktığı ilk Uygur nüshasından sonra bir çok farklı nüsha yazılmış, bu yazılan nüshalar daha öncede bahsettiğim gibi kendi dönemini destan içine etkileri görülmüş. Benimde daha önce burada tanıttığım Reşideddin Oğuznamesi de farklı bir nüsha. Bu yıl içersin de kazan da bulunan bir oğuzname nüshası da incelenip yayınlandı. Tabi artık bundan sonraki oğuzname incelemeleri akademik nitelikte. Tüm nüshaların detaylı şekilde incelemesi de Türk Mitolojisi 1 kitabından bulunmakta.

Oğuz Kağan Destanının içinde geçen unsurları ilk kez Türk Mitolojisi 2 kitabında araştırılmıştı. Daha öncede bahsettiğim gibi Türk Mitolojisi içinde geçen her şeyin bir anlamı bulunmakta. Bundan dolayı orada anlatılanlar yıllar boyunca insanlara bir şeyler ifade etsin diye ortaya çıkmış. Yazarda destanda anlatılan ve orada gözüken her şeyi temellerine inerek bize açıklıyor. Bu bakımdan güzel bir eser ortaya çıkmış. Eser akademik olarak da kullanılabilecek seviyede, zaten dili biraz ağır ilerliyor. Çünkü her detaya değinilmiş, destanda niteliğinin özellikleri belirtilmiş ve ona benzer diğer destanlardaki unsurlar ile karşılaştırılmış.

Nihayetinde Oğuz Destanı, geleneği, devlet yapısını, inançları, kozmolojisi, kahramanlıklarımızı anlatan bir eser. Bizi biz yapan şeylerin birleşimi ve bugüne kadar rafine olarak ulaşmış hali. Oğuz Kağan gerçekliği bugünde tartışılıyor, yarında tartışılacak ama bizi öyle bir sisteme sokmuştur ki Oğuz Türkleri ve onları oluşturan Oğuz Boyları yıllardır bu yazılmamış sistem içersin de tarih içinde bulunmuşlar. Kurt, at, dağ, yırtıcı kuşlar (ongular) bizim için neler ifade ettiği ve manaları anlamak önemli. Kitap akademik olduğu için herkese tavsiye etmiyorum. Destanı bilmek isteyenler Türk Destanlarına Giriş'i okuyabilir. Destanın ne ifade ettiğini daha derinlemesine araştırmak isteyenler bu kitabı ve diğer size tanıttığım Türk Mitolojisi kitaplarını okuyabilirler. 

4 Ağustos 2015 Salı

Türk Mitolojik Sistemi 2




Türk Mitolojik Sistemi 1 kitabında mitolojik olarak temel kavramlar üzerine durulmuş bir eserdi. Kitabın 2.cildinde ise daha çok iyeler, tösler yani ruhlar üzerine durulmuş. Daha önceki kitapta bahsettiğim gibi Türkler canlı ve cansız her şeyin bir ruhu olduğuna inanırlar. Bu ruhların bazılarını kutsal sayarak ona saygı gösterirler, törenler düzenlerler ve kurbanlar sunalar. Bundan dolayı araştırmacılar Türklerin bu törenlerini tanrılara yaptıkları kurban sunma ve saygılarını gösterme şekilleri ile karıştırarak bu ruhları da Türk inanç sistemi içinde tanrı mertebesine koyarlar. Aslında öyle olmadığını araştırdıkça görülmektedir.

Türk mitolojisinde dediğimiz gibi bir çok ruhlar var. Bu ruhlar diğerleri arsından öne geçerek kültür içinde daha önemli hale gelmiş. Bunlardan bir tanesi de Umay Ana. Umay Ana'yı bazı araştırmacılar Tanrı mertebesine koymalarına rağmen o mertebede olmayan bir ruh. Bu ruh bebeklerin, hamilelerin koruyucu olarak geçer. Türklerde zaman geçtikçe bazı ruhların işlevi ve bulundukları konumları değişebiliyor. Bir dönem iyi olan bir ruh belli zaman sonra demon olarak görülmeye başlanabiliyor. Bunun temel araştırmalarının yapılması daha iyidir. Mesela bugün kötü olarak düşünülen bir ruh yada inanç eski zamanlarda iyi olarak inanç sisteminde bulunuyor olabilir.

Türklerde diğer önemli iyelerden bir tanesi de ateş iyesidir. Türkler ev ateşine büyük önem verirler ve onu kutsal sayarlar. Çadırda yakılan bu ateşin asla sönmesine izin vermezler. Eğer sönerse herhangi bir ateşten gidip alınmaz. Başka bir ev ateşinden tekrar yakılır. Ev ateşine saygı gösterirler ve ona bazı zamanlarda saçılar saçar, bazı yiyecekler sunarlar. Daha geniş olarak kitapta anlatılmaktadır. Bazı araştırmacılar Türklerin ateşe karşı tavırlarını Zerdüşlük de ki tapma ile aynı olduğunu savunmuşlar. Hatta ateş kültünün Zerdüşlükten Türklere geçtiğini savunmuşlar. Türkler ev ateşinin kutsal olmasından yana ateşin bazı özellikleri olduğuna inanırlardı. Ama ateşe tapma gibi bir eylemleri yoktur. Ateşi fiziksel ve ruhsal olarak bir temizleyici saymışlardır.  Hakanların yanına girmek isteyenleri iki ateş arasından geçirerek temizle ve kötü ruhları uzaklaştırdıklarını inanırlardı. Buna karşı çıkanları öldürdükleri bile görülmüş. Ateşin temizleme özelliği Türkler için çok önemli bir husus olarak görülmekte. 

Bir çok doğa olayının ve doğada bulunan cismin iyesi olduğunu söylemiştik. Bunlar orman,dağ, ağaç, yağmur, yıldırım, taş vs gibi bir çok şeyin iyesi vardır. Bunlar arasında ileride okuyacağım Türklerde çok ayrı bir yere sahip olan taş iyeleridir. Türklerde Yada taşı adında yağmur yağdırdığına inandıkları bir taş kültü vardı. Bu o kadar önemli bir hale gelmiş ki mitolojik bir çok unsura sahip olmuş zaman içinde. Yada taşı hakkında sadece Türk kaynaklarında değil, komşu ve seyyahların anlatımında da var olduğu görülmektedir. Hatta bu taşın yağmur, kar yağdırdığı tasdik ediyorlar. Bu taşın nasıl ortaya çıktığı konusunda bir çok hikaye var. Bunun İslam öncesi varyantı ve İslam sonrası varyantı bulunmakta. Bizim kültürümüz için çok önemli bir cisim olan yada taşı zamanla unutulmuş. 

Günümüzde bir çok eski Türk inancı ve kültür ögesi yaşamakta. Bunların bazıları İslam kültürü içine sokularak yaşatılmaya devam edilmiş. Bazıları da kültür ögesi olarak yaşamaktadır. Günümüzde bu inançları bağtıl olarak sayarak silmeye çalışılmaktadır. Bunlar bir din değil bir kültür ögesidir. Bundan dolayı korunması, kültür içindeki yerlerinin belirlenmesi gerekir. Kitapta iyeler, tösler, demonlar üzerine çok geniş bir araştırma mevcut. Türk mitolojisinde şimdiye kadar karşılaştığım bu konudaki tek kitap. Meraklı olanlar tavsiye ederim bu konuyu anlamak için.


13 Temmuz 2015 Pazartesi

Türk Mitolojik Sistemi 1



Türk Mitolojisi araştırmalarına devam etmekteyim. Ülkemizde ne yazık ki Türk Mitolojisi üzerine yapılan çalışmalar çok az olmakta. Bu araştırmaların akademik olarak desteklenmemesi buna en büyük sebeplerden bir tanesi. Aslında geniş bir düşüce dünyası olan Türklerin Mitolojileri de geniştir. Bunun yanında çok geniş coğrafyaya yayıldıkları için ve her coğrafyadaki temas ettikleri halklar, iklim şartları, coğrafi yapılar, yaşam koşulları gibi değişkenlikler olduğundan Mitolojiler zaman içinde evrilmeye başlamış. Bunların takip edilmesi, ana mitolojik unsurların iyi öğrenilip manalarının çıkarılması, Türk Mitolojik anlayışına diğer kavimlerin mitolojilerinden geçmiş unsurların belirlenmesi önemlidir. Aynı şekilde Türk Mitolojisinden diğer kavimlerin mitolojilerine geçişlerde araştırılmalıdır. Bunun yanında dünya mitolojileri ile de karşılaştırılma yapılması gerekmektedir. Ama akademik olarak çalışanların az olması nedeniyle bunlar yapılamamaktadır.

Türk Mitolojisi Sistemi kitabı diğer araştırmalara göre daha yeni sayılabilecek bir araştırmadır. Birinci kitapta daha temel mitolojik kavramlar üzerine durulmuş ve aydınlatılmaya çalışılmış.

Her milletin Mitolojisi içersin de evreni ve dünyayı algılama şekli vardır. Yerleşik hayat yaşayan kavimler ile geniş bir alanda yaşayan hareketli kavimlerin anlayışları arasında büyük farklılıklar ortaya çıkmakta. Aynı şekilde ekonomik olarak da bakıldığında göçebe-hayvancılık ile ilgilenen kavimlerin anlayışı ile tarım ile uğraşan kavimlerin anlayışı çok farklılık gösterir. Türkler Evreni ve Dünyayı bir yurt gibi düşünmüşler ve buna birde yeraltı eklemişler. Kendileri de gök kubbe ve yeraltı arasında yaşadıklarını. Tüm bu tabakaları birleştiren birde göğün direğinin olduğunu. Evrenin ise demir kazık dedikleri (kutup yıldızı) etrafında döndüğünü düşünmüşler. Bir çok ayrıntı kitapta mevcut tabi. En ilginci Oğuz Kağan Destanındaki sayıların bir takvim ifade etmesi, oğullarının sağına ve soluna oturması mevsimleri göstermesi Oğuz Kağan destanındaki Mitolojik evren algısını güzel yansıtıyor. Zaten Türk Mitolojisi düşüncesi Oğuz Kağan Destanı içinde neredeyse temel olarak bulunmakta.

Dünya da ki her büyük kavim gibi Türklerde evrenin nasıl ortaya çıktığını ve dünyanın nasıl yaratıldığını Mitolojilerinde bulunmakta. Genel olarak Dünya da ki diğer Mitolojiler gibi Türklerde Evrenin ilk başta bir sadece sudan var olduğunu. Ve onun içinde Ülgen'nin uçmakta olduğunu varsaymışlar. Daha sonra Ak Ana Ülgen'e yaratma gücü vererek Dünyayı yaratmasını sağlıyor. Bu yaratılışın bir çok varyantı zaman içinde Türk toplulukları içinde oluşmuş.

Türk Boylarının ortaya çıkış efsaneleri ise mitolojide her boy için ayrı olarak yer kaplamaktadır. Oğuz Boyları (24 Boy) Oğuz Kağan'ın torunlarını soyundan geldiği mitolojik olarak anlatılır. Aynı destanda dış oğuzların nasıl ortaya çıktığı da anlatılmaktadır. Karlukların Oğuz Destanın da Oğuz Kağanın Atını dağdan alıp getirmesi ile bu ismi alan erin soyundan gelenlerdir. Yine sefer sırasında ağaç kovuğunda doğan yada bir başka varyantında ordunun nehri geçmesini sağlaması için sallar yapan ere kıpçak demesi ve kıpçakların bu erin soyundan gelmesi. Elde edilen ganimeti taşımak için kağnıyı bulan ere kangılı demesi ve soyun bu erden devam etmesi gibi dış oğuzların oluşumunu destanda anlatmaktadır. Bunun yanında kırgızlar'ın oluşumu ise bir Türk prensesinin bir gece vakti mahiyeti ile birlikte bir göle gitmesi ve göle gökten ışıkların düşmesi ile 40 kızın hamile kalması ile sonucu bu 40 kızın sürgün edilmesi sonucu kırgızlar ortaya çıkmıştır. Bunun gibi boyların bir çok menşeyi efsanesi bulunmaktadır.

Türk Mitolojisinde ve inanç sisteminde en çok karıştırılan konulardan bir tanesi ruhların ve tanrıların hiyerarşisidir. Türkler canlı ve cansız her varlığın ruhları olduğunu düşünürler. Bundan dolayı kötü ve iyi ruhların olduğu, bunların bazılarının önemli olduğu için bazı törenler gelişmiştir. Ateş ruhu, eşik ruhu, umay ana, iyeler, tösler ve yer-sular gibi ruhların hepsinin bir işlevinin olduğunu düşünmüşlerdir. Bunların bazılarına törenler düzenleseler de Türklerde tapılacak bir Tanrı niteliği genel olarak gelişmemiş. Daha sonraları bazı guruplarda ön plana çıktığı görülmüş. Bunun dışından tanrıların olduğu biliniyor. Bunlar Ülgen, Erlik, Umay Ana, Ak Ene vs gibi Tanrılar vardır. Bunlara da törenler ve kurbanlar kesilir. Hepsinin bir görevi vardır yaşam içinde. Fakat her şeye gücü yeten tek tanrı vardır. Mesela yaratılış mitinde Ülgen insanı ve dünyayı tek başına yaratamaz. Bunu başka bir tanrıdan alır. Bu tanrı ise Türklerin her zaman ön planda tutuğu bu yer-su ve diğer tanrılardan farklı yere koyduğu Gök Tengrisidir. 

Gök Tengri inancı Türklerde çok büyük önemi bulunmaktadır. Diğer tanrılar gibi her zaman hayatın içinde değil her şeyin üzerinden ve geride bekleyen sonsuz bir güç olarak vardır. Bundan dolayı her şeyi yaratan ama insanların ve doğanın işleyişine karışmayan Gök Tengri olmuştur. İlginçtir ki Türklerde Gök Tengrinin hiç bir şekilde putu yoktur. Bundan dolayıda onları korumak için tapınakta bulunmaz. İşaret olarak bir simgesi vardır. Kağanlar kendilerini bulundukları konuma getirenin Tengri olduğunu ona ve ailesine Kut bahşettiğini sürekli dile getirirler. Yaptıkları anlaşmalarda ve yahut mektuplarda "Gök Tengri tarafından Kut almış.." gibi ifadeler mevcuttur. Yaptıkları her işte Tengri'ye dua ederler ve ona adak anarlar. Güçlerinin ondan geldiğine inanırlar.

Gök Tengri'nin simgesi

Türkler arasında halen bugünde yanlış anlaşılan  bir husus Şamanlık olayıdır. Yapılan araştırmalarda yazılı ve sözlü kaynaklarda Şamanizm'in Türklerin milli dini olduğuna dair kanıt mevcut değildir. Bu kaynakta ve bir çok önemli tarihçinin ve araştırmacının belirttiği üzere böyle bir dinin var olmadığı. Fakat zaman içinde din olgusundan sapılarak bu şekilde bir din sistematiğinin çıktığını belirtirler. Şaman isminin bile belli zamandan önce Türk halkları arasında var olamadığı gözükür. Şuan bunun Türk halklarında bile Şamanlık bir din değildir. Şamanlık ruhlar ile insanlar arasında bağlantıyı kuran, insanları iyileştiren bir din adamı niteliği taşımaktadır.

Türk Mitolojisi ve Türk Destanları bittikten sonraki araştırma konusu Türk İnanç sistemi kapsamında Gök Tanrı ve Şamanlık konularını okumayı düşünüyorum. Burada bulduğum kaynakları inceleyerek bu zaman kadar okuduğum kaynaklar ile daha iyi anlaşılacaktır. Bu kitap bu konuda yapılmış araştırmalardan en yenisi. Geniş bir araştırmadan ve bir çok Mitolojik unsurdan bahsedilmekte benim burada daha bahsetmediğim. Meraklı olanlara tavsiye ederim.


9 Kasım 2014 Pazar

Mitolojiye Giriş







Mitoloji kültürlerin temelini oluşturan, kültürün içinde hiç bir zaman yok olmayan. Zaman içinde evrilerek farklı hallere alarak yaşamaya devam eden insanların çevresini, evreni, yaratılış olaylarını, kahramanlarını, inançlarını gibi konuları algılama biçimlerini gösterdikleri kültürü oluşturan temek taşlardan bir tanesi.

Bundan dolayıda bende Türk Tarihine girmeden önce Türklerin evreni, yaratılışlarını, kendilerini, dünyayı, çevreyi ve inanç unsurlarını nasıl algıladıklarını daha iyi öğrenmek için bu konu üzerine eğilmeye karar vermiştim. Bu kitaptan sonra Türk Mitolojisi, Kozmolojisi ve Eski inançlarını okuyarak bu kolu devam ettireceğim.

Türkiye de Cumhuriyetin kurulması ile birlikte Atatürk'den sonra Yunan Mitolojisine büyük bir alaka doğmuş. Altın yıllar denilen zamanda yapılan Anadolu Medeniyetleri ve Türkler üzerindeki çalışmalar durmuş. Bunun yerine Yunan Mitolojisi ve başka konular üzerine kitaplar çevrilmeye başlanmış. Fuzuli Bayat Hoca da Türk eğitim sistemi içersin de yoğun bir Yunan Mitolojisi öğretildiğini fakat Türk mitolojisi üzerinden fazla durulmadığını görerek bu kitapları yazmaya karar verdiğini söylüyor. Bu kitapla birlikte üç kitaplık yayını çıkardığını ve bir Türk mitolojisi için metot oluşturmaya çalıştığını aktarıyor. Mitoloji konusunda en büyük eksiklerden bir tanesinin de metot eksikliği olduğunu, diğer kültürlerin oluşturdukları metotların bizim için uygun olmadığını söylüyor. 

Bu kitabında mitolojinin ne olduğunu, bilim çevrelerinde diğer bilim adamlarının mitoloji üzerinde ki fikirlerini söylüyor. Mitolojinin ilkel inanç sistemleri, masal, efsane, destan ve menkıbe gibi edebi kültürü oluşturan ögeler arasındaki bağlantıları uzun uzun anlatmış. Türk Mitolojisi konusunda daha önce yapılmış çalışamalar üzerinde de duruyor. Tabi arada mitolojik olaylar, karakterler ve mitoloji içinde bulunan materyalleri de anlatıyor. 

Avrupa kendisinin fikir kökenlerini Yunanlılara bağladığı için bu Yunan Mitolojisi ve bilgisi konusu pek gündeme gelmiyor. Avrupa'dan etkilenen bizim araştırmacılarda bu konuya değinmeyerek aynı misyonu devam ettiriyorlar. Bunlardan dolayı bilinçsizce bir Yunan köken tezi propagandası var. Ama farklı bilim dalları incelendikçe ve yeni bulgular ortaya çıktıkça. Her şeyin Yunan kaynaklı olduğu tezi çökmeye başlıyor. Bu konuya burada girmeyeceğim çok uzun sürer. İleride bir kitap eşliğinde yazmayı düşünüyorum. Ama Yunan Mitolojisinin çoğu ve bize söylenen teorilerin, fikirlerin aslından daha eski medeniyetlere ait olduğu. Yunanlılar bunları onlardan alarak kendilerinin gibi kullandıklarını göreceksiniz. 

Hocanın burada bizi ilgilendiren iki tespitini yazmak istiyorum.

1) Türk mitolojisinde çok tanrıcılık yoktur.
Bu maddeyi açıklamıyor. Diğer kitaplarında değinecektir bu konuya. Bende diğer kitapları okudukça, eski Türk inanç sistemine girdikçe cevabı bulmaya çalışacağım. Acaba Gök Tengri sistemin tepesinde bulunan bir yaratıcı ve altındakilerde çeşitli rütbelerde tanrıları mı ? Yoksa Semavi dinlerde olduğu gibi Gök Tengri yaratıcı ve diğer unsurlar cinler, kötü ruhlar, melekler gibi diğer varlıklar mı? Bu sorunun cevabını okudukça bulmaya çalışacağım. Şimdiye kadar çeşitli bilim adamlarından, yazarlardan duyduğum kadarıyla bazısı Tek Tanrılı bir inanç var diyor, bazısı çok Tanrılı bir inanç var diyorlar Türkler için. Umarım bizde doğrusuna erişiriz okudukça.

2) Türkler tetotemcilik yoktur
Totem deyince büyük çoğunluğun aklında Amerika yerlilerinin yaptığı büyük çeşitli hayvanlardan yada ruhların tasvir eden uzun totemler gelmiştir. Bizde bu tür bir inanç yok. Bunu açıklarken de bizde sadece Bozkurt'un olduğunu belirtmiş. Ama Oğuz boylarının her birinin farklı kutsal hayvanı vardır. Alt inanç da onları temsil eden bu konuya değinmemiş. Diğer kitaplarında Oğuz Destanında değinecektir muhtemelen. 


Son olarak kitapta Türklerin mitolojik unsurlar arasında bir fark görmüyorlar. Bundan dolayı kurttan türeyebiliyor, yerin ve göğün kızları ile evlenebiliyor, perilerle evleniyor, kutsal ışıktan hamile kalabiliyor ve ağaçtan doğa biliyorlar. Kendilerini algıladıkları çevrenin bir ferdi sayıyorlar. Bunu Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk tanımından nasıl anlatmış;
Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne yedi bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

Mitoloji konusunu okuyacak olan arkadaşlara, daha sonra Türk mitolojisi ve destan sistemlerine geçecek olanlara bu kitaptan başlamalarını tavsiye ederim. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...