Gök Tanrı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gök Tanrı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2021 Pazartesi

Türk Tarih Okuması - Yol Haritası

 

Uzun zamandır aklımda olan bir planı artık yazıya dökme vakti geldiğini düşünüyorum. Türk tarihini sistemli olarak okumaya karar verdiğimde ilk olarak Türklerin Mitolojisini okumak istedim. Bundan dolayı yayınlanmış kitapların bir çoğunu okudum. Okumadığım eserlerde mevcut, bazı eserleri ise vakit bulamadığım için okuyamadım. Bazılarını da sahaflarda bulamadım. Temel olarak aklımda Türk mitolojisi ile ilgili konuları yerleşti. Dilim döndükçe de size aktarmaya çalıştım. 

Türk mitolojisini okuduktan sonraki ikinci adım benim için Türklerin eski diniydi. Mitoloji ile karışmış bir halde olan bu konu yeterli kaynağın olmamasından dolayı da tam netliğini kazanmıyor. Bunun  yanında Şamanizm konusu da bu başlık içinde incelemeye çalıştım. Genel kanı Türklerin eski dininin şamanizm olduğu yönünde olsa da bunun doğru olmadığını anladım. Eski Türk dini konusu da mitolojik ve şamanizm baskısından ötürü araştırması zor konu. Kaynaklarında yeterli olmaması bizi zora sokuyor. Bu konu hakkında da okumadığım eksik kitaplar mevcut. Zaman geçtikçe bunlarda okuyup size aktarmayı düşünüyorum. Şamanizm konusunda ise diğer yazılarımda belirttiğim gibi bölgesel inançlar ve uygulamaları farklılıklar gösterdiği için bu tür eserleri es geçtim. 

Burada birde Türk dili konusu var. Türk dilini tarihsel sürecini araştırmak istiyorum. Fakat aklında ki yapı biraz farklı. Belki yüzeysel olabilir. Çünkü harf değişimleri, geçişler benimde ilgilimi çekmiyor. Başlangıcı ve tarih içersin de aldığı yol daha ilgi çekici. Bu konu hakkında ki kitapları da ileride okumaya çalışacağım.


Türk tarihini okumaya  başladığımda  ilk olarak Sümer  ve  Anadolu medeniyetlerinden başlamak  istedim. Atatürk'ün  düşüncesinden yola  çıkarak bu medeniyetleri okudum. Mezopotamya ve  Tunç çağı Anadolu medeniyetleri artık bu  dönemi de bu sene kapadım. Demir çağı medeniyetleri ile devam edeceğim. Bu dönem Türk Tarihi dönemleri ile kesişeceği için bu dönemleri okurken devam etme düşüncesindeyim.

Bunlardan öncede MU Teorisi  hakkında esas eserleri ve yan eserleri okudum. Bunlar tarihsel  olarak aklında bir çizgi oluşmasını sağladı. Mu kıtası teorisi şuan için benimde inanmadığım bir teori. Atatürk'ün sağlık durumu iyi olsaydı eminin kendisi de daha sonra bu teoriden vazgeçerdi. Bu araştıra da mu kıtası olmada bazı olaylar gerçek ve bazılarının üzerindeki sır perdesi hala kalkmadı bence. Eski çağ medeniyetlerinden Mısır kaldı sadece değinmediğim. Aslında Türklük ile alakalı olmasa da biraz olsun Mu Kıtası Teorisinde geçiyor. Benimde merak ettiğim bazı hususlar var. Yeterli kaynak ve zaman bulursam değineceğim.

Bu kadar uzun bir girişten sonra  Türk Tarihi konularına başlayabileceğim. Tabi merakım konular içinde beni farklı yerlere sürükleyebiliyor zaman içinde. Okuma maratonlarının bu başlıklara göre düzenlemeyi düşünüyorum. Türk tarihi çok geniş bir mesele. Uzun soluklu bir okuma maratonu olacak. Türk tarihine başlamışken  aklımda farklı fikirlerde  mevcut.  Fakat  zaman sıkıntısı çektiğim için ne zaman hayata  geçirebilirim bilmiyorum. Şuan için okuma maratonumun  yol haritası aşağıdaki şekilde olacak.



21 Temmuz 2019 Pazar

Şamanizm



Şimdiye kadar okuduğum kitaplarda gerek Türklerin Eski Dini gerekse Şamanizm hakkında ki eserlerde Türklerin şamanizm inancının nasıl olduğu ve günümüze yansımalarının ne şekilde olduğu ile ilgiliydi. Türkler tarihin bir döneminde şamanizm inancını benimsemişler, bunlarla ilgili ritler oluşturmuşlar ve mitler meydana getirmişler. Ama araştırmalarımda gördüğüm üzere hiç bir zaman tamamen bir inanç olarak benimsememişler. Hatta bir inanç olma mertebesinde ne seviyede olduğu kesin değil. Daha çok ruhlar ile insanlar arasında bulunan bir aracı olarak gözükmekte. Doğa ile bağlantı kurabilen, şifacılık yapan özellikleri de bulunmakta. 

Dünyanın çeşitli yerlerinde de şamanizm inancı görülmekte. Daha önce belirttiğim üzere Tunguzca bir isim olan Şaman kuzey Asya dan tüm Asya içlerine kadar yayıldı. Fakat ilginç olan dünyanın çeşitli yerlerine nasıl yayıldı bilinmemekte. Diğer okuduğum kitaplarda şamanizm konusunu sadece bizim kültür çerçevemizde inceleniyordu. Asya içlerinde ne şekilde yaşandığı, mitolojisi, ne tür inançları ve ritleri olduğu gibi özellikleri üzerinde durulmuştu. Şamanın giyimi, davulu ve takılarının manası üzerine de bilgiler bulunmaktaydı. Bunun yanında şamanizm inancının yada Eski Türk Dinin kalıntılarının günümüz yaşantımızın içinde ne şekilde halen yaşadığı üzerine de incelemeler bulunuyordu. Fakat bu kitapta Eliade daha geniş bir çerçeveden bakmayı tercih etmiş. Dünyada bulunan tüm şamanizm inançlarını inceleyerek bize ne şekilde teşkil ettiklerini anlatıyor yazar. 

Şamanizm diğer inançlardan farklı olarak bir şekilde çağrılma ile şaman olunabiliyor. Bir kişi genç yaşına da belli davranışlar göstermesi, özellikleri olması onun şaman olabileceğinin göstergesi olarak nitelendiriliyor. Bundan sonra da yaşlı bir şamanın yanına verilerek eğitimine başlanıyor. Kitapta hangi bölgelerde ne şekilde çağrılmalar meydana geldiğini ve sonrasında eğitimlerinin nasıl olduğu detaylı şekilde işleniyor. 

Şaman olabilmek için belirli bilgilerin ona gelmesi gerekiyor. Buda eğitimle birlikte çeşitli ritlerle beraber sırra erme denilen ritüelle öğreniliyor. Şaman adayı rüyalarında yada geçirdiği ağır hastalıklar sonucunda bu sırra erişip şaman olma yolunda adım atmış oluyor. Şamanların normal insanlardan nasıl farklı karaktere sahip olduğunu burada daha iyi analiz edebiliyorsunuz. Toplum içindeki tuhaf kişiler genellikle şaman oluyorlar. 

Artık şaman olacak kişi eğitimi ile birlikte şaman güçlerini elde etmesi gerekiyor. Kendince yaşça büyük şaman onu eğitirken, onunda kendisinin belli sırlara vakıf olması gerekiyor zaman içinde. Çeşitli ritüeller ile koruyucu ruhlara sahip oluyor. Doğayı anlayabilme, göğe çıkmayı ve yer altına inmeyi öğreniyor. Kişilerin ruhlarının yer altına gittiğinde nasıl geri getireceğini, bir kişi hastalandığında onu nasıl iyileştireceğinin eğitimini alıyor. Bunların bazıları hocası tarafından öğretilirken bazıları ise sır olarak kendisine geliyor. Bunların nasıl olduğu ise kitapta çok detaylı ve karşılaştırılmalı şekilde anlatılıyor. 

Tabi ki şamanların giyinişleri, takıları ve davulları önem arz ediyor. Çünkü Şamanlar bunları giyerken süs olarak değil hepsinin bir manası olduğu için takıyorlar. Kafalarına giydikleri börkler geyik boynuzu veyahut kurt postu olabiliyor. Omuzlarında kuş (kartal veya yırtıcı bir kuş) tüyleri bulunuyor. Giysisinin üzerinde çeşitli takılar bulunuyor. Bunların hepsi şamanı koruması, şans getirmesi, göğe yada yer altına indiğinde ona yardımcı olması için takılıyor. Davullarının üzerinde çeşitli simgeler bulunuyor. Hayat ağacından, kutup yıldızına ve bir çok mitolojik unsur işleyebiliyorlar. Daha önceki kitaplarda bunlara değinilmişti. Fakat burada daha detaylı olarak ele alınıyor. Burada ilginç bir şey dikkatimi çekti. Daha önce Osmanlılarda Padişahların içlerine giydikleri kuran ve duaların yazıldığı iç gömleklerinin Orta Asya geleneğinden geldiğini okumuştum. Şimdi şamanizm konusunu okuyunca bunun oradan geldiği benim için netleşmiş oldu.

Dünyanın çeşitli yerlerinde Şamanizm görülmekte. Asya, Sibirya, Alaska, Amerika Kıtası, Avusturalya ve Afrika gibi kıtalar da Şamanizm görülüyor. Bunlar arasında ritler ve inanışlar, giysiler ve davullar arasında benzerliklerde bulunuyor. Fakat bu şamanizm kültürünün bu kadar geniş bir alana nasıl yayıldığı ise halen gizemini koruyor. Amerika Kıtası için ilk yerleşenlerin getirdiği bir Gök Tanrı dini ve şamanik ritüeller bulunuyor.

Kitabın sonunda Şamanizm nereden geldiği üzerine durulmuş. Bazı araştırmalar göre kelime olarak Tunguzcadan değilde Hindistandan geldiği üzerine duruyor. Lamanizm ve Budizm yardımıyla çok geniş alanlara yayıldığını belirtiyor. Bazı araştırmacıların taş çağından önceye kadar bunu götürdükleri üzerine durmakta. Bazı yerlerde tunç devrine ait kalıntıların şamanik unsurlar içerdiği üzerine araştırmalar yapılıyor. Asya toplulukları içine şamanizmin bir şekilde yayıldığı kesin. Ama şamanizm gelmeden önce yazarın da belirttiği gibi bu topluluklarda bir Gök Tanrı inancı bulunduğu ve atalar kültünün var olduğunu belirtiyor. Şamanizm geldikten sonra bile Gök Tanrı'ya yapılan sunularda ve törenlerde, atalar kültü törenlerine şamanın katılmadığını söylemekte.

Bizim kültürümüzde çok etkisi olan Eski Türk Dinin ve Şamanizm geleneğinin bu araştırmasında bu kitap detaylı incelemesi ile hoşuma gitti. Yalnız araştırmada bir kez daha ortaya çıktı ki Türklerin Eski Dini Şamanizm değil Gök Tanrı, Atalar Kültü, yer-sular  olduğu. Merak edenlere bu kitabı tavsiye ederim.




3 Mayıs 2018 Perşembe

Atalarimizin Gök Tanrı Dini



Gök Tanrı inancının araştırmasında okumayı planladığım kitapların artık sonuncusuna geldim. Araştırdığım kitaplarda bu inancın anlamaya çalıştım. Elimdeki bu kitap konu ile alakalı son kitap. Diğer aktardığım Gök-Tanrı kitaplarına göre bu kitap çok farklı bir yerden bu konuya yaklaşmış. Ezoterizm bakış açısıyla bu konulara yaklaşarak konuyu açıklamaya çalışmış. Bu tabi bizi bilimsellikten uzaklaştırmakta.

Yazar konuya Mu Kıtasından başlamış. Mu kıtası ve onla gelişen teroriler konusunda da ki fikirlerimi daha önce Ön Türkler kitapta paylaşmıştım. Bundan dolayı bu konu üzerinden çok durmayacağım.

Kitapta mitolojide geçen kurt, mağaralar, kut, hayat ağacı gibi unsurları semavi dinleri, diğer inançlar ve diğer toplulukların mitolojileri ile karşılaştırarak bir ortak nokta bulma yoluna girmiş. Tabi bu yöntem belli bilimsel çerçeve içinde yapılabilir. Yüzeysel olması konu üzerindeki bağlantıların bilimselliğine gölge düşürüyor. Kuran'da geçen mağaralar ile geçen ayetin, eski Türklerdeki kutsal mağaralar arasındaki bağlantıyı burada da bu var benziyor demek doğru olmaz. Bu tür bir yaklaşımda bulunulacaksa bunun bir metodolojisinin olması gerekiyor. Bunla ilgili yine ne büyük yanlışı Mu Kıtası konusunda ki araştırmalarda yapıldı. Bu yanlış halen devam etmekte. Bazı ilginç meseleler olsa da bazı kabile mitolojilerinde bunu Türk mitolojisi ile birleştirmek zorlama geldi. Özellikle kurt motifini gökten inmesi konusunda diğer kabile mitolojilerinde uzaydan gelen atalar olarak yorumlamaya çalışması gibi. Türk mitolojisi konusunda bunların anlamlarına değinmiştik. 

Gök-Tanrı konusunda kitapta değindiğinde ise Oğuz Kağan'ın mitolojide anlatan unsurlarını açıklamaya çalışarak işe başlanmış.  Bu açıklamaları ezoterizm içinde anlamdırmaya çalışmış yazar. Konuya çok farklı yerden yaklaşan yazar beni bu konularda tatmin etmedi. Yapılan alıntılarda kaynak gösterilmemesi benim hoşuma giden bir yazım türü değil. Bir araştırma kitabı yazılıyorsa yapılan alıntılar kaynaklar ile belirtilmesi gerekiyor. Bu bazı okuyucular için pek önemli olmasa da bir araştırma kitabı, bilimsel bir kitap okuyorsanız bu olay çok önemlidir. Bir fikri kendiniz ortaya koysanız dahi daha önce yapılmış araştırmalardan referans göstermeniz gerekiyor. Çünkü araştırma dediğiniz olgu bir bina inşa etme gibi düşünebilirsiniz. Her araştırmacı konu hakkında bilimsel bir veriye ortaya çıkarır ve onu o temel üzerine koyar. Ondan sonra gelen araştırmacı yeni bir veri üretir oda bir tuğla koyar temele böylelikle zaman içersin de o konu hakkında bilimsel bir veri topluluğu ortaya çıkarak bir bina inşa edilir. Bundan dolayı bir konu hakkında yapılan diğer araştırmalar hakkında bir bilgi olması lazım ve geçerli bilgilere referans göstermek gerekiyor. 

Kitap benim yaptığım araştırma çerçevesinden biraz uzak bir noktada bulunuyor. İşin içine Sirius gibi temeli olmayan bağlantılar da girdimi ne kadar ciddi olduğunu tartışmaya gerek görmüyorum. Kitap tabi ki bizim incelediğimiz mitolojileri aktarmış ama açıklarken bilimsel çerçeveden ayrılmış. Yukarıdaki uzun bahsettiğim sebeplerden dolayı da Gök-Tanrı inancı konusunda kaynak bir kitap olarak tavsiye etmiyorum.

Gök Tanrı konusunda ki bu araştırma maratonunda daha önce okuduğum mitoloji kitaplarında, eski Türklerin dini konusunda ki araştırma başlığında ve en sonunda Gök-Tanrı ile alakalı kitaplarda ortaya belirli bir çizgide inanç çıkıyor. Bu inancı en iyi yansıtan konulardan bir tanesi de tarih içersin de sarf edilen sözler. Bu sözler o insanların Gök-Tanrı konusunda ne düşündükleri, neye inandıkları konusunda bize bilgiler vermekte. Bunun yanında yapılan törenlerde de Gök-Tanrının farklı bir yeri olduğu da görülmekte. Ona yapılan sunular, törenler yılın belli zamanında yapılmakta. Bu törenleri şamanların yönetememesi de ilginç bir ayrıntı. Şamanlar yer-sulara, diğer semavi varlıklara sunu sunsalar, kurban kesseler de Gök-Tanrı oldu mu orada bir şey yapamıyorlar. Buda bu inancın şamanik unsurlardan farklı bir konuma sokuyor. Zaten mitoloji kitaplarında da Gök-Tanrıyı anlatan bir mitoloji var bir de ayrı olarak şamanların oluşturdukları bir şamanik mitolojik inanç sistemi var. Gök-Tanrı inancını araştırırken şunu da fark ettim. Daha öncede şuan yaşadığımız topluluk içinde yapılan bazı uygulamaların eski inançlardan dönüşerek devam ettiğini yada kalıntıları olduğunu söylemiştim. Gök-Tanrı inancıda aslında günümüzde yoğun bir şekilde devam etmekte. Türkler islam dünyası içine girdikten sonrada Tanrı konusunda söyledikleri, düşündükleri olgu ile eski inançtaki Gök-Tanrı olgusu bana çok benzer geldi. Bundan dolayı Türkler Tanrıya bu kadar bağlı olduklarını düşünmeye başladım. Her şeyin onun taktiri olduğunu, yönetim anlayışının Tanrının verdiği kut dan ileri gelmesi ( bu inanç gerçi birebir devam etmiştir), kötünün ve iyinin onun tarafından verildiği, her şeyin üstündeki tek varlık olduğu, her zaman bizim üstümüzde yani Gökte olduğu düşüncesi gibi bir çok İslamda da halen mevcut olan düşünceler eski Gök Tanrı inancından geldiğini anladım. 

Bu kitabı konu ile alakalı kitap olarak size önermeyeceğim. Bu araştırma konusu da yeni çalışmalar gelene kadar burada sonlandı. Sırada ki Türk inançları konusunda yine çok tartışmalı olan Şamanizm konusunu araştıracağım.

28 Aralık 2017 Perşembe

Gök-Tanrı İnancının Bilinmeyenleri



Gök Tanrı kısıtlı tarihi veriler nedeyle derinlemesine inilemeyen bir inanç. Genel olarak bir kaç kaynaktan nasıl bir yapıda olduğu anlaşılıyor. Fakat günümüzde bu çalışmayı yapmak onun gerçekte o dönemlerde nasıl olduğunu anlamaya elbet yardımcı olacaktır. Ama bugün alınan inanç verileri Gök Tanrı inancının artık farklılaşmış bir halidir. Orjinalliğini ne kadar koruduğu ise şüphelidir.

Bu uzun araştırmada Gök Tanrı inancının nasıl olduğunu anlayama çalıştım. Bu yolda Türk Mitolojisi, Eski Türk inançları konularını okuduktan sonra Gök Tanrı üzerine ayrı bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim. Eski Türk Dini konusunda parça parça bazı yerlerde değinilmiş, Mitolojide bazı yerlerde görülmüştü bu inanç hakkındaki detaylar. Ama daha derine inmek istediğimde acaba bu nedir dediğimde bu konu hakkında daha ayrıntılı okumak gerektiğini gördüm. Çünkü Tengri inancı acaba tek tanrılı bir inanç mıydı yoksa çok tanrılı bir inanç mıydı. Gibi sorularında cevabını bulmaktı. Çünkü işin içine girdikçe genel kanılardan başka araştırmacılarında kendi aralarında fikir ayrılığı mevcuttu. Bazı araştırmacılar Türklerde bir tanrılar panteonun olduğunu söylerken, diğer araştırmacılar ise Gök Tanrının en kutsal olduğunu, diğer tanrılarında semavi dereceli varlıklar olduğunu savunuyorlar. Benim şimdiye kadar araştırmalarımda da  ikincisi bana daha yakın göründü. Tabi bunun psikolojik bir çağrışım olduğunu da söyleyenler var. Tek tanrılı bir inanç sistemi içinde bulunduğumuz için konuyu incelerken Gök Tanrıyı da ona benzetme yoluna gidildiğinden bahsediliyor. Daha önceki kitaplarda da bahsettiğim üzere Gök Tanrının diğer tanrılardan ve ruhlardan çok farklı yerde olduğunu da söylemiştim. Bunlardan sonra özel olarak bu konuyu araştıran kitapları okuduğumda aslında Asya da halen devam eden bu inancın zaman içinde çok farklı bir boyut haline geldiğini öğrenmiş oldum. İşte burada tarihte ki gök Tanrı inancı ile şimdi bulunan Tanrıcılık inancını bir birinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum.

Bu okuduğum kitapta da yazar bir yüksek lisans tezi olarak tanrıcılık konusunu araştırmış. Altay Bilik kitabında olduğu gibi bu kitapta da Asya da bulunan bir Kam ile görüşmelerde bulunmuş. Bu konular hakkında kendisinden bilgiler alarak Tanrıcılık dinin nasıl bir yapıya sahip olduğunu, inancın temellerini, dünya görüşünü ve mitolojisi hakkında bize bilgiler vermeye çalışmış. Burada tabi insanlar bir başka yanlışın içine de düşüyorlar. İnsanlar genelde yaşadıkları toprakları kutsal sayarlar. Bu Türk toplumundan büyük öneme sahip olduğu gibi her millette de geçerli olan bir düşüncedir. Bundan dolayı şuan Tanrıcılık inancına sahip Asya da bulunan insanlar bu inancı anlatırken Altay'ın ulu olduğunu anlatırlar. Bunun üzerine her şeyin oradan başladığını ve oraya gideceği üzerine bir yapı oluştururlar. Tarihi dönemler boyunca Türkler için bir çok yer kutsal sayılmıştır. Bunlar Ötüken olduğu gibi Tanrı Dağları da olmuştur. Bu özellikleri yaşadıkları bir çok coğrafi mekana da taşımışlar oradaki yerleri de zaman içinde ulu saymışlardır. Bundan bahsetmemin sebebi Türklerin ilk yurdunun Altay olduğu teorisi artık hükmünü kaybetmeye başlayan bir meseledir. Bunu ileri ki zamanlarda değineceğiz. Bundan dolayı eğer ki Gök Tanrı inancı geçmişi olan bir inanç ise bunun Altaylarda vuku bulması mümkün gözükmüyor. Bundan dolayı burada yaşan insanların anlattıkları artık yerel Tanrıcılık meselesi kendi kabile inancına ( islam da olduğu gibi mezhep'e) dönüşmüştür. Bunu bence iyi ayırt etmek gerekiyor. Bu kitapta da anlatılanlarda gördüğüm Türk Din Etnolojisi kitabında bahsettiğim Ak Can ( Ak Din ) inancıdır. Bundan dolayı şuan yaşanan Tanrıcılık inancının eski zamanda Türklerin inandıkları Gök Tanrı inancını tamamen yansıtmamaktadır.

Ak Din konusunda bilgi almak isteyenlerin okuyabileceği bir kitap. En azından nasıl bir şekilde oluştuğu, düşünce yapısı ve sistemi hakkında biraz bilgi edinilebilir. Gök Tanrı dini konusunda ise okunacak bir eser olarak tavsiye etmiyorum.

11 Haziran 2017 Pazar

Eski Türklerin Dini



Bu ufak nüsha P. Wilhelm Schmidt'in yazmış olduğu Der Urpung Der Gottesidee IX cildinden alınmış ufak bir kısmıdır. Türklerin eski dini üzerinde kısmını alarak çevrilen bu eser İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı dergisinde ayrı basım olarak yayınlanmış.

Yazarın kitapta fikirlerini belirlerken bazı fikirleri klasik Avrupa bakışını yansıtmakta yer yer. Bunlardan bir tanesi Hunların içinde bir çok ulusun bulunduğu bir devlet sayarken Türk devleti olarak saymaması. Bundan dolayı Türk tarihini Göktürk'lerden başlatmakta. Yazar Türk tarihini Göktürkleden başlatsa da, Hunlar ile Göktürkler arasında bir benzerlik olduğunu ifade ediyor. Buna örnek olarak da kurban kutlamalarını göstermiş. Hunların gerçek bir devlet olduğunu, oldukça zengin bir şekilde gelişmiş olduğunu belirtiyor.

Türklerin yer-sulara, atalar kültüne ve güneş,ay'a belli bir kutsiyet verdiklerini daha öncede belirtmiştim. Yazarın buradaki tespiti yazıtlarda Gök Tanrı her zaman daha fazla bahsedildiğini söylemekte. Bu da Gök'ün muklatiyetine bir gösterge olarak belirtmiş. Vesikaların fazla olmaması bazı şeylerin var mı yok mu konusunda kesinliği sağlamıyor. İki yerde de Türklerin Gök Tanrıya dua ettiği tespit edilmiş. Bu duanın diğer mukaddes sayılan şeylere yapıp yapmadıkları ise tespit edilememiş. Gök Tanrının diğer mukaddes şeylerden en üste olduğu belli olsa da. Bu inancın tek tanrılı bir din olup olmadığı konusunda yazar elimizde yeterli bir belge yoktur demekte.

Atalar kültünü yazar Çin etkisi olabileceğini söylemiş. Daha önceki Türk Kozmolojisine Giriş kitabında bu inançların Çu'lar tarafında Çinlilere geçtiğini aktarmıştım. Atalar kültünün daha önce de halen Türk toplulukları içinde yaşadığını belirttim.

Bu ufak eser bulunması biraz zor olasa da bize sunduğu bazı bilgiler önemli. Bundan dolayı bakılabilir. 

8 Mayıs 2016 Pazar

Türklerin ve Moğolların Eski Dini



Türk Mitolojisini başlığı genel olarak artık sonlandığı için Türklerin İslamdan önceki Dini inançları üzerine okumaya başladım. Bu konu da Türk Mitolojisi gibi üzerine çok araştırma yapılmayan ve karanlıkta kalmış bir husus. Ayrıca bir çok karmaşa bulunmakta, Türklerin eski dini Şamanizm mi yoksa Gök Tengri inancı mı? Gibi soruları da okuduğum kitaplarda başlıca araştırma konusu olacak. 

Türk Mitolojisi başlığında Jean-Paul Roux'un Türk Mitolojisi kitabını geç bir zamanda okuduğum için bana bilgi bakımından az gelmişti. Bundan dolayı ana kaynakları okumadan bu sefer bu yazarı en önde okumanın daha iyi olacağını düşündüm. 

Konuyu altı ana başlık altında inceliyor yazar. Çeşitli araştırma yöntemlerinin verileri ile bize sunduğu din tarihine genel bir aktarımı var. Daha sonra hemen Şamanizm konusuna giriyor. Türklerin eski inanıcının şamanizm olduğu kanısı çoğunlukla yaygındır. Ama yanlış bir bilgidir. Şamanizm konusuna geniş olarak bu konudan sonra girecek olsam da kitaplarda geçtikçe de değineceğim. Şaman isminin genel kabule göre Tunguz kökenli olduğu ve Türklerin, Moğolların buna Kam dedikleri bilinmekte. Şamanizm bir inanç yerine bir aracı kurum, yazarda buna değinmiş. Gök Tengri, ruhlar ile normal insanlar arasında bir aracı. Bunun üzerine yaptığı ayinler, giyimleri, türleri, eşyaları üzerine duruluyor.

Türklerin eski dinini araştırırken çoğu uygulama ve inanç Türk Mitolojisinde gördüklerimizin aynısı olarak karşımıza çıkıyor. Bunun nedenlerinden biri eski çağ topluluklar için Mitoloji, din ile aynı şeyi oluşturması. Dinler daha sonra Mitolojilerden çıkarak daha kapsamı küçük özerk inançlar haline geliyorlar. Bundan dolayı Türk Mitolojisinden uzaklaşmak mümkün olmuyor. Yazarda bunu olguları incelerken, daha önce Mitolojide okuduğumuz bir çok konuyla karşımıza çıkıyor. Kitapta bazı konulara geniş yer verirken, bazı konulara çok az yer vererek geçmiş. Türk Mitolojisinde farklı yerlerde karşımıza çıkan konuları bir başlık altında toplayıp bize sunması bazı konular için güzel olmuş. Gök Tengri ve ongulara çok az yer verirken, vücut bulma (doğum) çok geniş şekilde işlemiş.

Kitapta özellikle not aldığım bazı hususlar onları da aktarmak isterim. Toplum yapısı zaman içinde ve yaşadığı bölgeye göre değişiyor. Fakat Türklerin tarih boyunca gösterdikleri karakter özelliklerinin bazıları değişmiş, bazıları yerlerinde kalmış, bazıları da şekil değiştirerek yaşamaya devam etmiş. Eski Türklerde (Hunlarda) insan öldürme, ırza geçme, şiddetli saldırı, hırsızlık toplum içinde suçlardan sayılırdı. Zinanın cezası hadım etmek sonra ikiye bölmektir. Oğuzlar zina  yapan kişiyi ağaca bağlayarak yada iki ata bağlayarak kol ve bacaklarını koparırlardı. Bu tür adalet ugulamaları bulunmakta. Daha bir çok kadınla ilgili uygulamaları olsada asılsız iffetine suçlama ve izinsiz bir kadının çadırına girme, bulunmada bu cezalar uygulanıyor.Arap kültürünün işin içine girmesi ile birlikte, yüksek kültür bozulmaya başlamış. Benim her zaman nedenini merak ettiğim bir husus var. Eski Türklerde savaşta ölmeyi büyük onur sayarken, hastalıktan ve yaşlılıktan yatakta ölmeyi büyük onursuzluk sayarlardı. Bu özelliğin şimdi değişmesi beni derinden üzer ve nedenini daha bulmuş değilim. Günümüzde eski geleneklerimizde bir çoğu farklı şekillerde devam etmekte. Bunu biz artık hayatımızın bir parçası, geleneğimiz ve dini bir görev gibi uygulamaya devam ettiriyoruz. Bunlardan bir tanesi de bir kişi öldükten sonra yog adı verilen yemek, şenlik düzenlenmesidir. Bu olay şekil değiştirerek günümüzde de devam etmiş. Biri öldüğü zaman arkasından helva ve yemek dağıtmak olarak sürmüştür. Çoğu zaman duyduğumuz 3,7,40 rakamları vardır. 3ler, 7ler, 40lar diyede geçer. Dinin içine şekilde değiştirerek girsede eski bir Türk geleneği ve inancıdır buda. Bu rakamlar Türkler için önemli ve bir kişi öldüğü zaman günümüzde nasıl 7sinde 40kında kuran okutup yemek veriyorsak, eski Türk inancında da yog uygulaması vardır. Türk kültürü öyle bir şeydir ki Türkler çeşitli dinler seçsede, çeşitli kültürlerden etkilense de, farklı coğrafyalara gitse de özelliğini her zaman muhafaza etmeye devam etmiş. Yazar Türklerin islam dinine geçtikten sonra bu inançlarını ve kültür öğelerini sürdürmelerini iki yüzlülük olarak değerlendirmekte.

Kitap Türklerin ve Moğolların eski inancını atlamak üzerine bir izlenim verse de genel olarak Moğollar üzerinde daha fazla durulmuş. Cengiz Han'dan ve o dönemdeki inançlardan bahsetmesi sıkça dikkatimi çekti. Belkide daha yakın tarih olduğu için olabilir. Moğolları anlatırken genel bir anlatım seçerken, Türkleri anlatırken boyları ve toplulukları Türklerden ayrı bir kolmuş gibi anlatmasıda başka durumlardan bir tanesi. Bir husus Türklerde vardı, şu gruplarda da vardı diye devam ediyor bazı yerlerde. Oysa ki bu bahsettiği isimlerin menşeyi artık bir netlik kazanmıştır tarih bilimi içinde. Bunun yanında bazı yerlerde kendi yorumunu belirtirken bir kaynakta belirtmiyor. Bu bazen belirgin olurken, bazende belirgin olmuyor. Dikkat ederek okunursa sorun olacağını sanmıyorum. Türklerin eski inançlarını merak edenlere başlangıç kitabı olarak tavsiye ederim.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...