18 Nisan 2017 Salı

Truva Savaşı



Troya Savaşı insanların uzun zaman ilyada da dinlediği ama gerçek olduğunu bilmedikleri bir hikaye. Ta ki yeri keşfedilene kadar. Bu vakitten sonra gerçekten Troya diye bir şehir olduğu ve burada bir savaşın meydana geldiğini anlaşıldı. Aslında daha öncede yazdığım gibi bir çok yıkım ve tekrardan yapılan 1000 yıllık bir şehir vardı. Şehri ilk yapanların kim oldukları belli değil. Ama zaman içinde kimlerin yerleştikleri hakkında bulunan arkeolojik kazılardan bir şeyler çıkartılabiliyor. Şehrin çeşitli katmanlarında yapılan araştırmalar neticesinde yazılı bir kaynak çıkmaması, bu şehrin ne tür aşamalardan geçtiği konusunda bize kısıtlı bilgiler vermekte. Halbuki o zaman ki etrafında bulunan diğer medeniyetlerde yazı aktif olarak kullanılsa da Troya da oturanların yazıyı kullandığına dair hiç bir ipucu bulunamadı.

Yazılı kaynakların eksikliğinden dolayı yazarda Troya etrafındaki medeniyetlerin Troya hakkında neler yazdığı üzerine durmuş. Hittiler, Mısırlıların hem diplomatik ilişkileri hemde savaş hakkında neler yazdığını aktarıyor. Hititler ile diplomatik ilişkilerin olması ve yazılı tabletlerin bulunmasına rağmen aynı şekilde diplomatik ilişkiler üzerine Troya da bir yazılı belgenin bulunmaması ilginç. Mikenlilerin kullandıkları şekilde sadece ekonomik notların yazıldığı bir yazı kalıntısı bile yok. Troya savaşı büyük çevresine büyük etkisi olsa da diğer devletler üzerine pek bir etkisi bulunmamış. Hititler ve diğer çevre devletlerden savaş için yardım alınsa da o devirde artık her devletin kendi sorunları vardı. Bundan dolayı yeteri kadar buraya yoğunlaşılmadığı düşünülüyor. Hititlerin büyük bir güç olmasına rağmen kendi bölgelerinde etrafında bulunan diğer komşuları ile olan sorunları buraya yoğunlaşmasını etkilemiş.

Kitapta Mikenlileri, Hititleri ve o dönem ki şartlara değinmiş yazar. Arkeolojik kazılardan çıkan bilgilerden yararlansa da ilyada'yı da kaynak olarak göstermesi uygun olmamış. Savaşın neden çıktığı üzerine de duruyor. Hikaye de olduğu gibi Helen'in kaçırılması değilde ekonomik nedenlerden dolayı Troya'ya saldırıldığını savunmakta. Çünkü Troya'nın bulunduğu yer hem ticaret hemde boğazdan geçen gemiler bakımdan bir sığınak olarak bulunmakta. Buda Troya'nın buradan geçen gemilerden vergi aldığı, gelen gemiler sayesinde bir liman şehrinin ekonomik faaliyetinin aktif olduğu bir yer olduğunu gösteriyor. Bunun nedenleri üzerine dururken hikayeden yola çıkarak ne kadarlık bir deniz gücü ile saldırıldığını tahmin etmeye çalışıyor yazar. Bunun üzerine çıkarmadan, kuşatmaya ve en sonunda da Troya'yı ele geçirilmesini canladırmaya çalışıyor. Savaş sırasında kullanılan savaş aletlerini de o dönemden kalan arkeolojik kalıntılardan çıkarmaya çalışmış. Genellikler vazolar üzerine yada duvarda bulunan resimler üzerinden bu yolu takip ediyor.

Konu üzerine fazla bir araştırma bizim dilimizde olmadığı için aslında okunabilir bir eser. Fakat okurken sorgulayarak ve diğer kitaplardan edinilen bilgilere karşılaştırılarak okumak en doğrusu. Yukarıda da bahsettiğim gibi yazılı kaynak olmaması insanları İlyada'ya çok kaymasına neden oluyor. Ama İlya'da yazısında da belirttiğim gibi bu eserin zaman içinde ki değişimi nedeniyle bir bilimsel kaynak olması mümkün gözükmüyor.

Bundan sonraki Troya ile ilgili okumalar Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal Atatürk'ün bahsettiği gibi acaba Troya Türk müydü sorusuna cevap arayacağım.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Mezopotamya



Mezopotamya eski medeniyetlere ve ilklere yurtluk yapmış bir yer. İlk medeniyetin ortaya çıkması, sistemli bir din, kültür oluşması, yazının keşfedilmesi ile önemli bir yer. Kitapta sıralı bir mezopotamya tarihi sunuyor bize. Çok derine inmeden Sümerlilerin yazıyı keşfetmelerini, Akadların ticaret kolonilerini, Babil yasalarını, Asur kütüphanelerinin önemini gibi bir çok önemli konuyu ufak ufak size veriyor. Kitabın birinci kısmında sümer zamanında islam zamanına kadar ki tarihsel süreci anlatmakta. İkinci kısımda ise mezopotamya da tarım, ekonomi, din, sanat, mimari gibi kültürel ve bir medeniyeti oluşturan  bileşenler üzerine bilgiler veriyor. 

Yazar Sümerlileri anlatırken onların doğudan gelmediklerini savunuyor. Fakat dillerinin batılılar gibi değilde doğulular gibi eklemi olmasını da bir şey diyemiyor. Yapılan araştırmalarda Sümer öncesi bu bölgede birileri var mı sorusu karanlıkta. Bundan dolayı mezopotamya da gelmiş, daha önce ekip biçilmemiş bir araziyi geniş su kanalları ile donatmış, şehirler kurmuş, yazıyı keşfetmiş ve sistemli bir inanç sisteminin olması yazarın dikkatini çektiği gibi, düzenli ve disiplinli bir kavmin eseri olduğunu gösteriyor. 

Mezopotamya ilklere imza atmasının yanı sıra çok hareketli bir tarihe de sahip. Burada imparatorluktan, şehir devletlerine bir çok devlet ve millet sırasıyla geçmiş. Sürekli bir hareketin olduğu topraklar. Bir çok devlet kurulmuş ve yıkılmış. Fakat her zaman kültürü sürdürmeyi başarmışlar. Sümerlilerin kurduğu yüksek kültür, bir sonraki gelen için ana kaynak olmuş. Sümer kültürünü bu zamana kadar taşımışlar. Halen Sümer kültüründe kalıntıları günümüzde yaşamaya devam etmekte. Sümerlileri bu bakımdan okumanızı tavsiye ederim.  

Mezopotamyayı merak edenlere giriş kitabı olarak okunacak bir eser. Alfa yayınları serinin devamını umarım getirir. Eski çağ medeniyetleri hakkında daha fazla kitap yayınlanır. Merak edenlere önerebileceğim bir eser.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...