Mustafa Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2020 Pazar

Zümrü Ayna

 


Celal  Şengör'ü tv kanallarında bilim ve tarih   konularını takip edenler bilir. Kendisi ülkemizin nadide bilim insanlarından bir tanesi. Bilim kariyeri olarak aslında olması gereken fakat  Türkiye'de ki üniversite akademisyenlerin vasatlığı görününce kendisini ister istemez daha  yükseklere çıkarıyoruz. Kendisinin bilim kariyeri olarak  yine de yükseklerde bunu yanlış anlamayalım. Yaptığı çalışmalar, aldığı ödüller, çalıştığı kurumlar ve akademik yayınları ile Türk  bilim insanlarını temsil etmekte. 

Artık günümüzde bilim insanları olsun, özel sektörde çalışanlar olsun bir konuda uzmanlaşmayı, sadece o konu hakkında bilgi edinmeyi tercih ediyor. Günümüzde bilgi miktarının her geçen gün artığı bir çağda bu kabul  edilebilir  görünüyor. Fakat insanların bir konuda uzmanlaşması bilginin ve teknolojinin artığı bu devirde diğer konularda fazlaca cahil kalmalarına neden oluyor. Kişi kendi mesleği konusunda uzman olmalı, bunun yanında bir iki konuda da bilgi edinmelidir. Tıpkı eski bilginler gibi. Size onları tanıtırken matematik, felsefe, tarih, astronomi vs konularda bilgi sahibidir derler. Celal Şengör de kendi uzmanlık alanı dışında bir çok konuda bilgi sahibi bilim insanlarından. Bunların içinden bir tanesi de tarih.

Celal Şengör'ün bu kitabı Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisinde 1999  yılında yayınlanmış  makalelerinden oluşmakta.  Makalelerin konusu bilim ve düşünceler üzerine, kişiler, tarih, olayları içeren çeşitli makaleler bulunmakta. Makale şeklinde toplanmış kitaplar genelde fazla aklımda kalmaz nedense fakat burada  iki makale dikkatimi çok çekti. Anlatım şeklide hoşuma gitti. Daha önce anlatılan olay örgüsünü tarihin içinde hiç bu şekilde okumamışsınızdır. 

Tarih içinde ki olayların ansızın olmadığını bazı olayların zaman içinde gelişerek sonlandığını görürsünüz. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa devletleri karşısında teknik olarak geriye düşmesinden sonra bazı Padişahlar çözüm yolu aramaya başladılar.  Sultan 3. Mustafa'nın kurduğu imparatorluk deniz mühendislik okulu sonraki padişah 3. Selim tarafından devam ettirilip imparatorluk kara mühendislik okulu, daha sonra daha modern Nizam-ı Cedid birliğini kurdu. Fakat  yeni  çeriler ve yobazların isyanları sonucu padişah şehit oldu. 3. Selim'in başlattığı yoldan giden Sultan Mahmut daha kararlı ve azimli yol izleyerek amca oğlunun karşılaştığı sorunları kesti attı. 1795'de başlayan yenilenme çalışmaları başlangıcı bu kitaptaki makalede bulunuyor. 

2.Mahmut çok genç  yaşta padişah oldu. Kendiside 3.Selim  gibi  yenilenme taraftarıydı. "Avrupa'ya benzemezsek Asya'ya çekilmeye mecbur kalırız" demişti. Fakat  kendisinin tahta geçtiği zaman yenilik hareketlerini devam ettirmeye müsait değildi. 3.Selim'in başına gelenleri çok iyi biliyordu. Dönemin alimlerinin yoldan çıktığı, devlet düzeninin  bozulduğu, her işte rüşvetin döndüğü, yeni çetelerin haraçgüzar olduğu, paşaların bölgesel tiranlara dönüştüğü dönemde  isyanlar ile boğuşan 18 yıl sonunda yaptığı hazırlıklar bitince yeni çerileri ve onlarla birlikte çürüyen yapıyı yıktı. Top  ateşiyle yeniçerilerle  birlikte ocağı yok etti. Önünde engel kalmayınca yenileşme hareketlerine başladı. 1975 de başlayan yenileşme hareketini  Mustafa Kemal Atatürk  1923 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisini açtıktan sonra inkılap hareketleri  ile devam ettirdi. Fakat yine tarih tekerrür etti. Alimlerin dejenerasyonu, yobazların artması, devlet düzeninin bozulması, dış güçlerin devlet işlerine karışmasına izin verilmesi sonucu yenileşme hareketi sekteye  uğradı. Tarihi olayların zaman içindeki olay  örgüsü gelişmesi ne kadar zaman aldığını gösteriyor bu iki makale bize. Aslında 1795'de başlanan bir hareketin zaman içinde nasıl geliştiğini, ne gibi zorluklar çıktığını  ve nasıl başarıldığını gösteriyor. Bu bakımdan çok önemli.

Diğer makalelerde benim ilgimi çeken Ömer Hayyam üzerine olan. Kendisi matematik üzerine  olan etkisi meşhur. Yine Osmanlı zamanında kaybolmuş bir mucit Lagari Hasan Çelebi ilk deniz altıyı yapan kişi. Ama ne yazık ki o dönemde ilgi ve devam gelmeyince tarihte kaybolmuş. Kimse de  bilmiyor, aynı Takuyittinin bir zamanlar ki gözlem evi gibi.

Son olarak akılında kalan Atatürk'ün başlattığı Türk Tarih Tezi hakkında. Bir görüşü körlemesine takip etmek demek bağnazlıktır. Günümüzde Atatürk'ün bazı çalışmalarını ve fikirlerini yeterli araştırma yapmadan körü körüne takip edenler var. Onu anlamak yerine inanmayı tercih ediyoruz. Türk  Tarih Tezi güzel çalışmalara vesile olsa da ilk ortaya atıldığı zaman yeterli çalışma yapılamamış. Bu nedenle Atatürk tarafından eğitimden çekilip bilim adamlarının daha fazla üzerinde araştırma yapmasını tavsiye etmiştir. Kendisi de o zaman ki veriyi yeterli bulmamıştır. Bunda dolayı hala yayınlanan Türk Tarih Tezi kitabını doğru addetmek yanlıştır. Bu aynı Mu Kıtası olayına dönüşmüştür. Bu konuda da yeterli kanıt olmadığı için anlatılanlar kabul edilmiyor. Atatürk'ün sözlerini takip edin. " Eğer bir gün benim sözlerim bilim ile ters düşerse bilimi seçin." 

Kitaptaki makaleler kısa kısa fakat bilgi bakımından doyurucu. Her birinde farklı şeyler öğreniyorsunuz. Makale tarzı kitaplar konuların hepsi benim aklımda kalmıyor. Okuyucuya göre bu değişebilir. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Bir makalede ki konu sizi etkileyebilir, merak ettirebilir, bir kitaba yöneltirse bile bu güzeldir. 

20 Mayıs 2018 Pazar

Oğuz Kağan Destanı





Daha önce size birkaç tane Oğuz Kağan Destanı ile ilgili kitap tanıtmıştım. Bunlardan bir tanesi Togan’ın çevirdiği Reşieddin oğuznamesi idi. Bu kitabın piyasada zor bulunması ve nadir olması nedeniyle herkes ulaşamıyordu. Fuara gitmeden önce kitap araştırması yaparken Tufan Gündüz’ün Reşieddin oğuznamesini yeniden çevirdiğini ve kitabın içinde farklı bilgiler ekleyerek bastığını öğrendim. Hemen listeme ekledim okumak için. 

Oğuz destanı daha önce anlattığım gibi Türk milletinin tarih içindeki yol alışının bir yansımasıdır. Gösterdikleri kahramanlıklar, inançları, göreneklerini, devlet sistemlerinin bir yerde toplandığı bunların hepsinin Oğuz Han’ın şahsiyetinde birleştiği bir destan. Aslında destanlaşmadan öncesinde mitolojik bir karakter. Daha önce dediğimiz gibi araştırmamızda ilk önce Oğuz Kağan bir mitoloji olarak doğmuş, sonrasında içinde bulunduğu mitolojik ögeler kaybolarak destanlaşmıştır. Bu kitapta destansı özelliğini de kenara bırakarak gerçekliğe daha yakın şekilde bize Oğuz Destanı sunulmakta. Kitabın başında Oğuz Kağan Destanın bir incelmesini yapar. Reşieddin'in kitabı nasıl yazdığını, dönemin hangi kaynaklarından yararlandığını, yazımı sırasında nerelerden etkilendiğini belirtir. Oğuz Kağan Destanında geçen ve bugünkü Türk boylarının oluşumunu anlatmaktadır. Burada yazar bu boyların tarihsel olarak nasıl ortaya çıktıklarını, nerede göründükleri üzerine durur. Boyların tarihsel olarak ortaya çıkışı önemli bir noktadır. Boyların tarihi kayıtlara zaman içinde ne şekilde girdiğini belirtir. Aynı şekilde dış oğuz boyları denilen Oğuz Kağan destanında geçen boylarında oluşumunu inceler. Daha sonra boy ayrılmasından ikili sisteme geçişi yani Bozok ve Üçok meselesi üzerine durur. Bunları anlatırken tarih içinde ki Türk devletler üzerine de bilgiler verir. Bunlar aslında Oğuz'un destandaki yolculuğudur. Tartışmalı diğer bir konuda Oğuz'un şahsiyetidir. Tarihçiler arasında bu konuda bir fikir birliği yoktur. Bazıları Oğuz Kağan'ın Türk düşüncesinde ki ideal olduğunu, Mete han olduğunu, yaşamış bir kişi olduğu üzerine fikirleri sunar. Bunların yanında şahsiyeti ve tarihsel serüvenini anlatır. Kitapta Oğuz Destanı anlatıldıktan sonra destan içinde geçen dış oğuzları ne manaya geldiği üzerine bir bölüm var. Oğuz Destanında bilindiği üzere 24 boy bulunmakta, bunlar Oğuz Han’ın kendi çocuklarından meydana gelen boylar olarak düşünülüyor. Bunun yanında birde Oğuz Kağan’ın seferi sırasında isim verdiği kişilerden türeyen Türk boyları bulunmakta. İşte bunlar hakkında ve manaları üzerine bir bölüm bulunmakta. Bu boylara da dış oğuzlar denmekte. Destanın özelliği üzerine de durarak nasıl meydana geldiğini ve diğer nüshalardan ne şekilde ayrıldığını anlatmakta. 

Oğuz Han’ın mitolojisini okumaya başladığımda eskiden bu yana etrafta dolaşan bir Oğuz Han’ın Türklük Duasını görmüşümdür. Yalnız bunun bizim Türk tarihinden geçen uydurma hikayelerden birimi olduğu konusunda çok şüpheye düştüm. Bu kitapta Tufan Gündüz kitabın sonuna bir duayı  eklemiş. Tabi bu hali Osmanlı döneminde olduğu için onlara övgüler, islam dini içinde olduğu için ona bağlı öğütler içermekte. 

Bu açıklamaların sonunda da Oğuz Kağan destanı bulunmakta. Oğuz Kağan destanı Türk tarihinin katmanlarını içinde bulunduran bir eser. Bundan dolayı ne zaman ortaya çıktığı konusu aslında tam net değil. Tufan Gündüz Oğuz Kağan'ın ilk babasına isyan etmesinden yola çıkarak Mete (Bahadır) Han'ın babasına isyanını döneminde şekillenmeye başladığını belirtiyor. Oğuz Destanını okuduğunuzda bunu Türklerin yüzyıllar içinde aldıkları yolların bir öyküsü olarak okumanızı tavsiye ediyorum. Bu konuyu ilk okuyacaklar için anlaşılır bir eser. Daha derinlere girmek isteyenler ise Türk Mitolojisinde incelediğim kitapları tavsiye ederim. 

Türk milletinin en son destanı olan Kurtuluş Savaşı bu destana belki bir kaç yüzyıl sonra girecek. Bunu başlatan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına minnet borçluyuz. Türk tarihinde bulunan kahramanları Tarihten silecek hiç bir silgi yoktur. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramınız Kutlu Olsun.

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Troya ve Troyalılar




Hector'un Öcünü Aldım
Mustafa Kemal Atatürk

Bir önceki Troya kitabında artık Troyalıların Türk mü olup olmadıklarının inceleyeceğimizi söylemiştim.

Troya savaşı şimdiye kadar karanlıkta kalan sadece daha önce bahsettiğim ilyada Destanı ile efsaneleşen ve daha sonra H.Shiman ile gerçek olduğu ortaya çıkan bir yer. Şimdiye kadar dünyada bunun üzerine bir çok araştırma yapılmış olsa da Türkiye de buraya olan ilginin az olması şuan ki duruma göre şaşırtıcı değil. Diğer okuduğum kitaplarda Troya'nın arkeolojik incelemsinden, destan incelemesine ve savaşın anlatımına kadar olan bir kaç kitabı size tanıtmıştım. Bu kitapta ise Fatih Sultan Mehmet'in ve Mustafa Kemal Atatürk'ün neden Hektor üzerinden Troya'ya atıfta bulunması gösterdiklerini araştırması için bu kitaba başladım. Bu iki büyük insanın bulundukları coğrafyada ki çok eski ve tarihin bilinmeyen sayfalarında kalmış bir şehrine ve kahramanına yaptıkları atıf. Troyalıların acaba Türk mü olduğunu sorusunu insanların akıllarına getirmiş. 

Daha önce Hititler Türk müydü sorusuna da aynı şekilde Hititleri okurken yanıt aramaya çalışmıştım. Sedat Alp'in yazdığı Hitit Güneşi kitabına atıfta bulunarak anlatmıştım. Şuanda yapılan araştırmalara göre Hititler'in ırk olarak Türklerle bir bağlantısı yok. Yaşanan coğrafya ve bu coğrafyada oluşan Hitit kültürünün kültürel mirasçıları olarak bir ilişkimiz mevcut. Aynı şekilde Troya kültürünün mirasçısı da biz oluyoruz. Bundan dolayı kültürün devam eden unsurları bizim kültürümüz ile birleşerek devam ediyor. Bu iki büyük Türk liderinin Troya'ya atıfta bulunması bu topraklarda yaşamış olan kültürlerin mirasçıları olduklarının bilincinde olmaları. Yaşadıkları topraklardaki tarihi bilmek, onu özümsemek ve onların yaşadığı tarihsel olguyu kendi durumu ile birleştiren iki liderde batıya karşı kazandıkları zaferden sonra Troya halkına atıfta bulunmuştur. Fatih Sultan Mehmet Troyalıların öcünü aldığını belirtirken, Atatürk ise Troyalaların kumandanı Hector'un öcünü aldığını söylemiştir. 

Kitap ilk olarak hangi kaynaklardan yararlanıldığı üzerinde durarak Hitit tabletlerinde geçen Troya isimini araştırmakta. Tabi Troya Hitit tabletlerin Viluşa olarak adlandırıldığı bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış. Yazılı kaynaklar olarak İlyada destanı hakkında benimde size aktardığım bilgileri kitabın yazım ve oluşum tarihçesini de aktarıyor. En sonunda hem Miken hemde Troya üzerine yapılmış arkeolojik kanıtlar üzerine duruyor. Etrükslerin Troya ile bağlantısı ve nasıl ortaya çıktığı üzerine de değiniyor. İleride de bizde araştırmamızda değineceğiz Etrükslere. Avrupa tarihinin neden buraya dayandırmak üzerine de duruyor. Daha tarih yalanları üzerine durmadık ama bizde yapılan çarpıtma tarih aynı şekilde Avrupa da yapmakta.

Kitap Troyalıların Türk mü değil mi olduğu konusunu merak edenlere okumaları için önereceğim bir kitap. Bu kitabı okumadan önce biraz Troya üzerinde bilgi edindikten sonra okurlarsa daha iyi olacağı düşüncesindeyim.

15 Şubat 2016 Pazartesi

Mondros'tan İstanbul'a



Daha önce kitap  araştırması yaparken Orhan Çekiç kitapları karşıma çıkmıştı. Bunları okuma planı içine eklemiştim. Daha sonra içeriğini inceleyince, anlatımından kaynak göstermediği için listeden tüm kitaplarını çıkardım. Kütüphanede görünce maden burada var okuyup, inceleyeyim ve burada da paylaşayım istedim. 

Bir çok kişi belki fazla kaynaklara dikkat ettiğimi düşünebilir. Bir çok okurda benim gibi her detayına kadar akademik olarak okumuyor. Tarih konusu ne yazık ki ülkemizde siyasi bir alet olmuş, bilimden ve gerçeklerden uzaklaştıran var. Bundan dolayı bir konu yazılırken kaynakların belirtilmesi çok önemli. Bazı yayıncılarda artık cahilliklerinden mi bilemiyorum, kağıt israfı olmasın diye kaynakları ve dipnotları basmıyorlar. Bu gibi hususlardan dolayı bende okuduğum tarih kitaplarının kaynaklarının olmasına özen gösteriyorum. Sonuçta roman okumuyoruz.

Kitap Mondros Mütarekesine Osmanlı İmparatorluğunun nasıl ulaştığını anlatıyor. Burada Mustafa Kemal Atatürk'ün ayak izlerini takip ederek konuyu takip ediyor.  1. Dünya Harbinin son yıllarında gerçekleşen olaylara kısaca değinerek. Doğu cephesindeki olaylara ve Mustafa Kemal Atatürtk'ün bulunduğu cephelere daha fazla yer vererek geniş şekilde durumu anlatıyor. Aslında kitabın tarih anlatımı konusunda bir yanlış gözüme takılmadı. Ama bir yerden birisinin söylediği cümle söylendiğinde acaba bu cümle nereden alınmış ortada yok. Aynı bir olay anlatıldığında bunu kim anlatmış onunda kaynağı yok.

Mustafa Kemal Paşanın Doğu Cephesindeki savaşları, Velihat Vahidettin ile Almanya gezisi, Karlbad'a geçişi, tekrar İstanbul'a gelip Mebusan Meclisine girmek için yaptığı çalışmaları ve İstanbul'daki yürüttüğü çalışmaları, Mondros Mütarekesinin hangi şartlar altında ve nasıl imzalandığı konularına değiniyor. Takip edenler hatırlayacaktır bu konularla ilgili kaynak kitapları burada sizlere tanıtmıştım. Bu kitaplarda geçen bir konuşmayı bile ne yazık ki yazar kaynak göstermemiş.

Kitapta konular detaylı anlatılıyor ama hikaye gibi anlatılıyor. Olaylar oluyor, gizli telgraflar çekiliyor, haberler gönderiliyor, raporlar yazılıyor. Bunların hiç birine kaynak gösterilmemiş. Mesela Muş, Bitlis'in alınmasına giderken yolda subayları soyan köylüleri yakalayıp askeri mahkeme kararı ile idam ediliyor. Bunun kaynağını merak ettim nerede ama işte yok. Kitabı tavsiye etsem mi etmesem mi diye çok düşündüm. Kanaatim Lise ve altı seviye için ve daha ilk defa konuya giriş yapacaklar için uygun. Daha üst bir eğitim seviyesi ve konuyu daha detaylı ve bilimsel okuyacaklar için tavsiye edemeyeceğim.

3 Şubat 2016 Çarşamba

Genç Atatürk




Mustafa Kemal Atatürk'ün gençlik hayatını okumak için araştırmalarım sırasında karşıma çıkan bu kitabı hemen edindim. Tabi okuma sırasında hemen bitirmek yerine uzun sürede okudum. Savaş konusunda aslında uzun bir tarihimiz olsa da bizim tarih bilimi içinde Savaş Tarihi pek gelişmiş bir konu değil. Tarihimiz içindeki savaşları anlatırken bunlar genellikle sadece iki ordunun rakamları verilip geçiştiriliyor. Orduların teknik teçhizatları, savaş taktikleri, iaşe, komutanların becerileri ve taktik anlayışları, savaş haritaları gibi hususlara hiç değinilmiyor. Savaş Tarihi konusunda bu bakımdan geri olduğumuzu düşünüyorum. Bu kitapta Mustafa Kemal Paşa'nın bir asker olarak nasıl bir niteliklere sahip olduğu üzerine yapılan bir araştırma. 

Atatürk'ün ilk askeri okula girmesinden Kurtuluş Savaşının son safhasına kadar kısmı inceleyen yazar. Burada Atatürk'ü anlamak için bir çok kaynaktan yararlanmış. Kitap gerçekten kaynak olarak çok geniş. Ben üç sayfa kayak notu aldım sadece. Yazar Mustafa Kemal'in özel mektupları, günlükleri, savaş raporları, konuşmalarını, emirlerini ve askeri yayınlarını incelemiş. Bunun içinde geniş bir araştırma yapmış. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Dairesi (ATASE), Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü (TİTE), Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri (BCA), Cumhurbaşkanlığı Atatürk Arşivi (CAA), Başbakanlık Osmanlı Arşivleri (BOA) ve Anıtkabir, hatıratlar, yayınlar, araştırmalar, yabancı kaynaklardan yararlanarak hazırlamış. Bu bakımdan çok geniş bir araştırmanın ürünü bu eser ortaya çıkmış.

Mustafa Kemal Paşa'nın Çanakkale de, 1. Dünya Harbinde komutanlarına ve yöneticilere karşı itirazlarda bulunmasını yazar kendisini beğenmiş olduğundan demiş. Ama bu olaylar içinde Mustafa Kemal'in dediği gibi olduğunu da söylemiş. Savaş konularını incelediğinizde öngörüsünün ve bilgisinin ne kadar olduğunu bu konuda görebiliyorsunuz. Kitapta bir kaç yerde olumsuz eleştiriler var. Bunların kaynaklarına baktığımda Halide Edip Adıvar ve Andrew Mango'nun kitabı gösteriliyor. Bu iki kitapta gösterilen yerleri okuma fırsatım olmadı. Fakat Halide Edip Adıvar'ın yurt dışında yayınlanan hatıralarında bu tür yazıların olduğu biliniyor. Andrew Mango'nun kitabını da ileride incelemeyi düşünüyorum. Fakat Andrew Mango'nun kendi isteği ile yaptığı bir araştırma değil de Türkiye Cumhuriyetinin isteği ile yazılmış bir kitap. Yinede okuma listemde bulunmakta, zaman ve merak konusu devam ettikçe okuyacağım. Savaş ortamında ve Mecliste meydana gelen olayları yazarın anlatış şekli bizden farklı.

Kitabı Mustafa Kemal Atatürk'ün askerlik yönünü daha iyi görmek için okunması gereken bir eser. Savaş ortamındaki öngürüsü, diğer paşalar ile yaptığı çalışmalar, kongreler ve meclisin işleri gibi konuları nasıl idare edildiğini göreceksiniz. Savaş tarihi ve komutanlar konusunda hemen bizim hemde yabancıları inceleyen yayınlar ileride umarım daha fazla olur. Sadece sözde ifade ettiğimiz Atatürk'ün askerlik yönünü inceleyen bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.






10 Kasım 2015 Salı

Türkiye Cumhuriyeti'nin Temeli Kültürdür



Türkiye Cumhuriyet'inin temeli kültürdür. Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek, zekayı eğitmektir. 



Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 77 yıl olmasına rağmen onu bize bıraktığı mirası daha ileriye taşıyabildik mi? Oysa o bize sınırları olmayan bir hedef belirtmişti. Muasır medeniyetlerin üstüne çıkmak. Geçen yıldan bu yana ne kadar kendi kültürümüzü tanımak için gayret gösterdik?

Büyük Taarruz öncesi Atatürk baş katibine bir zarf verir. Eğer ben dönemezsem bu hemen hayata geçirsinler der. Zarfın içinde Ankara da bir Etnografya müzesi kurulması vardır. Savaş biter öğretmenlere ünlü konuşmasını yapar bizim asıl savaşımız şimdi başlıyor, cehalet ile savaşacağız der. Ardı artına okullar, müzeler açtırır, tiyatro, opera, kütüphaneler kurdurur. 

Almanya'da Nazi hükumeti artık Yahudilerin üniversitelerde çalışamayacağını bildirir. Bunu haber alan Atatürk onları ülkemize davet eder. Hepsine mesleklerinin yerlerini yerleştirir. İstedikleri imkanları sunar. Bu insanlar bizim eğitim ve üniversite temellerimizi atmıştır. Atatürk daha önceleri Sümerlileri okumuş ve dillerinin Türkçe ile bağlantısını, bu kavmin orta asyadan geldiğini öğrenmiştir. Her ülkede Asuroloji olan bir bölümü "bırakın şu samileri bölümün ismi Sümoroloji olacak" demiştir. Bunun birlikte insanların bizim topraklarımızda bulunan medeniyetleri araştırması için Dil,Tarih ve Coğrafya fakültesini kurdurmuş, burada Hititoloji bölümünü oluşturmuştur. Bunun yanında o yıllarda çıkan Fransa da yayınlanan Revue Hittie at asianiqe adındaki Hitit dergisini de himayesi altına almıştır. 

Revue Hittie at Asianiqe


İran Şah'ı Türkiye'yi ziyaretinde hemen bir tiyatro tertip edilir. Şahname'den bir bölüm tiyatro olarak oyunu olarak oynanır. Şah'ın çok hoşuna gider. Opera, tiyatro, sanat, müzik bölümlerinin kurdurtarak başlarına önemli bilim insanlarını getirtir. Atatürk'te çok iyi biliyordur ki medeniyetler yüksek kültürlerin üzerinde kurulurlar. Kültürlerini öğrenmemiş ve geliştirememiş milletler başlarının uydusu olduğunu tarihte görmüştür. Bundan dolayı kültüre, sanata, bilime büyük önem vermiştir.

Kültür ögeleri insanların ufuklarını açacak ilham kaynaklarıdır. Bugün ülkemizde bulunan Göbekli Tepe, Çatal Höyük, Efes, Hattuşa, Troya, Anadolu Beylikleri, Selçuklu ve Osmanlıyı bilmek ve onların bıraktığı mirası görmek gerek. Kaçımız kendi bulunduğu şehirdeki müzeleri gezdi. Yılda kaç müze ve ören yeri görmeye gidiyoruz. Ne kadar tiyatro, opera izliyoruz. Kültürümüzü ve bilgimizi artırmak için yılda ne kadar çaba gösteriyoruz?

Ülkemizde bulunan ören yerleri ve müzeleri gezmiyor, hakkında genel bilgi sahibi olacak kadar bilgi öğrenmiyor isek o zaman biz bu toprakların kültürünü benimsememişiz demektir. Kendi kültürümüzü geliştirmek için tiyatro, opera, müzik vb izlemiyor ve dinlemiyor isek kendimizi geliştirmek için çaba harcamıyoruz demektir. Bunlarında etkisi biz farketmesekte bize büyük zararlar vermekte. Atatürk'ün mirasçıları olacaksak, muasır medeniyetler seviyesine çıkacaksak kültürümüzü, bilgimizi geliştirmeliyiz. Bunun için okumalı, müzeleri ve ören yerlerini gezip görmeli, bu yerler hakkında bilgi edinmeli, bilimin ışığından ayrılmadan onu takip etmeliyiz. Her yıl Atatürk keşke burada olsaydı diye ağlanıp sızlanacak yerde onun bize gösterdiği hedefe gitmeliyiz ki Ruhu Şad olsun.


"Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur...Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar."    Mustafa Kemal Atatürk



10 Kasım 2014 Atatürk'ün Bize Bıraktığı Miras





29 Ekim 2015 Perşembe

Harp Akademisi Öğrencisi Mustafa Kemal'in Not Defteri



Daha önce Atatürk'ün Karlsbad hatıratını burada size tanıtmıştım. Tarih içinde yazılan günlükler birinci dereceden önemli vesikalardan biridir. İnsanlar bu günlüklerini yazarken hiç bir gelecek kaygısı duymadan o an hissettiklerini ve düşündüklerini yazıya geçirirler. Bundan dolayı araya daha sonra girecek hiç bir düşünce ve duygu bu vesikaları etkilemez. Mustafa Kemal Atatürk ve onun dönemindeki çoğu asker ve devlet adamı için hatıra ve günlük yazmak doğal bir şeydi. Onlar için yazmak doğal bir şey gibi gözüküyor. Mustafa Kemal Atatürk görünen o ki çok küçük yaşlarda notlar tutmaya başlamış. Bunlar uzun zamandır toplu ve düzenli olarak bir basımı yoktu. Bu günlüklerinden kronolojik sıraya göre okuyup burada paylaşacağım.

(Kaynak: Kara Harp Okulu sitesi)


Atatürk'ün bu Genel Kurmay Arşivlerinde 34 adet not defteri bulunmakta. Not defterlerinin yazım tarihine göre basılmadığı için zaman kronolojisi farklılık gösteriyor. Onun için farklı sıradan ciltlere atladığım vakit şaşırmayınız. 2. Cilt Atatürk'ün Harp Akademisinde iken tuttuğu notlar bulunmakta. Mustafa Kemal 1899 yılında Harp Okuluna kabul olmuş daha sonraki yıllarda Harp Akademisine girmiş. O tarihten önce olan Rus-Japon harbinden ilgisini çekmiş. Bu harbi ve donanma konusunda notlar tutmuş. Savaşa katılan ülkelerin ekonomik durumlarını inceleyen notlar eklemiş. Topların ve gemilerin durumunu ve Osmanlı Devletinin o dönem ki donanması ile ilgili notlar almıştır. Bunun yanın da kitaplardan ve tarihi kişiler hakkında notlar. Şiirler, krokiler, maddi durumunu yazdığı bir günlük notu, sınıf arkadaşlarının isimleri, yazı yada konuşma taslakları, mektup taslakları bulunmakta.



Bir sayfada parasının yetmediğini ve ilk defa kendisinin para hesabı yaptığını yazmış

21 Mart 1904 Pazartesi Saat 6
"Bugün para durumumu inceledin. Harcamaları gelirin pek ziyade üzerinde buldum. Şimdiye kadar cüzdanıma girip çıkan parayı hesap etmek hatırıma bile gelmemişti. Bu hesapsızlığın vahim sonuçlarıyla, pek büyük ıstıraplar altında manen ve maddeten ezildim. Şimdi sarf olunan paranın harcandığı yerin ve zamanın kaydına baktığım zaman, hareketimdeki düzensizlik dikkatimi çekiyor. Her zaman bu defterimin gözden geçirilmesiyle hissettiğim pişmanlıklar, ihtimaldir ki yaptığım hareketleri düzenlememe neden olacak. Fakat ben henüz bunun tesirini anlayamıyorum. Masrafların sebebi, fazlalığından ziyade, gelirlerin azlığıdır."  


Japon-Rus Savaşı Japon saldırı düzeni krokisi

Gemi Krokisi



Kitap üç bölümden oluşmakta. Yazıların değerlendirilmesi ve günümüz Türkçesiyle aktarımı, orjinal defterlerin resimler ve bu sayfalarda yazan yazıların latin harfleri ile verilmiş.


Kitap Genel Kurmay Basım Evi tarafından basıldı. Daha önce toplu olarak Atatürk'ün not defterlerinin baskısı yoktu. Farklı not defterlerinin ayrı olarak araştırmacılar tarafından bazı bölümleri yayınlanmıştı. Atase arşivlerinde tüm not defterleri, tıpkısı da yan sayfada basılarak 12 cilt halinde basıldı. Bu seti bulmak biraz zor. Sadece askeri müzelerde ve Ankara Atase satış bürosunda mevcut. Eğer Ankara'dan temin edebiliyorsanız, ilk bir merkezi arayın ellerinde varsa oradan edinin. Öğrenci iseniz size %50 indirimde yapıyorlar. Diğer seçenek askeri müzeler fakat burada tüm setin bulunma ihtimali yok. Bunun yanında bazı sahaflarda satıyor olabilir. Araştırırken hepsiburada.com'da setin bazı kitaplarının olduğuna rastladım. Tükenmeden buradan da temin edebilirsiniz. Tarih ve Atatürk açısından önemli bir kaynak. Bu arada unutmadan Atase bu seti bir daha basmayacağını belirtti. Tüm kütüphanelerde bulunması gereken bir eser.

Cumhuriyetin temel taşlarından bir tanesi kitaptır. Atatürk'ü daha iyi anlamak, Cumhuriyetimizi daha ileriye götürmek istiyorsak okumamız gerekiyor. Her bayramda Atatürk'ün gelmesini beklemek yerine onun manevi mirasçıları olmak için kitap okumalıyız. Tarihimizi öğrenmek, bilim, fikir kitapları ile ufkumuzu genişletmek için kitaplar okumalıyız. Cumhuriyetimizin 92. yılı Kutlu Olsun. 




2.Cilt : Harp Akademisi Öğrencisi Mustafa Kemal'in Not Defteri

3.Cilt : Mustafa Kemal'in İkinci Viyana Kuşatması Öncesi Rus Seferi, İkinci Viyana Kuşatması ve 1768-1774 Rus Seferi Hakkında Tuttuğu Notlar

4. Cilt : Mustafa Kemal'in 1897 Türk- Yunan Savaşı İle İlgili Tuttuğu Notlar

5.Cilt : Mustafa Kemal'in 1870-1871 Alman-Fransız Savaşı ile İlgili Tuttuğu Notlar ile 1905-1908 Yılları Arasında Tuttuğu Günlük Notlar

6.Cilt : Mustafa Kemal'in İstikam ve Topçuluk, Stratejik Taarruz ve Stratejik Savunma ile Subaylar için Yazılmış Olan Hizmeti Seferiye Talimnamesine Ait Tuttuğu Notlar

7.Cilt : 19. Tümen Komutanı Albay Mustafa Kemal'in Not Defteri ile Mustafa Kemal'in Samsun'a Çıkışından - Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılışına Kadar Tuttuğu Günlük Notları

8.Cilt : Mustafa Kemal Atatürk'ün 1921 Yılına Ait Günlük Notları, 1922 Yılına Ait İç Olaylar İle İlgili Notları, Askeri ve Siyasi Konulardaki Notları, 1922 Yılına Ait Çeşitli Konularda Tuttuğu Notlar

9.Cilt : Mustafa Kemal'in Türk Tarihi ile İlgili Notları, Mustafa Kemal'in İstanbul Üniversitesi ile İlgili Notları, Fransızcadan Osmanlıcaya Çevirisi Yapılmış Bazı Kelimeler ve Şahsi Eşyalarının Yazılı Olduğu Not Defterleri

10.Cilt : Mustafa Kemal'in 5. Ordu Karargahında Görevli İken Tuttuğu Notlar ile Trablusgarp Cephesindeki Günlük Emir Notları

11.Cilt : Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet Halk Fırkasının İkinci Büyük Kongresinin Açış Konuşması, İkinci Kez Cumhurbaşkanlığına Seçilmesi Nedeniyle TBMM'de Yaptığı Konuşma, TBMM'nin 3. Dönem Açış Yılı Konuşması ve Afgan Kralı Amanullah Han'ı Ankara Ziyareti Onuruna Verilen Ziyafette Yaptığı Konuşmayı İçeren Not Defterleri

12.Cilt : Mustafa Kemal Atatürk'ün Hukuk Alanında Yapılması Tasarlanan İnkılaplar ve Ankara Hukuk  fakültesi Açılışı, Milli Mücadele ve Cumhuriyet Dönemlerinde Gerçekleştirilen İnkılaplara Karşı Gösterilen Tepkiler ve 1931 Yılı Ocak-Şubat-Mart Aylarında Yaptığı Yurt Gezileri ile İlgili Olarak Tuttuğu Notları İçeren Not Defterleri

13 Ağustos 2015 Perşembe

Sınıf Arkadaşım ATATÜRK




Kitap Ali Fuat Cebesoy'un Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili Harp Okulu ve ilk subaylık zamanları anılarını yazdığı önemli tarihi bir kitaptır. Kitabın eksiği çok geç yazılmış olması bana göre. Tabi o sıcak zamanlarda yazılması da zor tarihe bakıldığında.

Ali Fuat Cebesoy

Ali Fuat Cebesoy Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde önemli hizmetler vermiş, Milli Mücadeleye katılmış ve Türkiye Cumhuriyeti devletinde hizmetleri bulunan önemli bir tarihi kişiliktir. Mustafa Kemal Atatürk ile yakın arkadaş olmaları ve aynı zamanda okul arkadaşı olmaları da ayır bir önem taşımakta. 

Ailesinde bir çok asker olan Ali Fuat Cebesoy'un dedesi ve babası da askerdir. Türkiye'nin ilk bayındırlık bakanı olan E.Korgeneral İsmail Fazıl Cebesoy'un oğludur. İsmail Fazıl Cebesoy ile ilgili hatıraları da kitapta bulacaksınız.

Mustafa Kemal Atatürk ile Harp Okulunda başlayan arkadaşlıkları ilerleyen zamanda dostluğa dönüşmüş ve Mustafa Kemal Atatürk ölünceye kadar devam etmiştir. Kendisininde dediği gibi Meclisin ilk yıllarında çıkan bazı siyasi tatsızlıklar sonucu fikir ayrılıkları olmuş. Ama sonuçta hep dost kalabilmişlerdir. 

Kitapta hayliyle Osmanlı İmparatorluğunun son dönemindeki yaşam ve daha sonra savaşlar hakkında bilgi de edinebiliyoruz. Subay zamanlarında girdikleri savaşlar, İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelikleri ve bir çok konuda anılarını anlatmakta.

Ali Fuat Cebesoy Florya Köşkünde Atatürk ile birlikte


Ali Fuat Paşa bir kaç son dönem anısını aktardığında gördüğüm şey Atatürk'ün yalnızlığı oldu ve beni hüzünlendirdi. Atatürk yalnız kalmamak  için arkadaşlarına her zaman gelmelerini söylermiş. Bir diğer yanı da Atatürk'ün bu baskılardan kaçmak için planladığı kaçma planları. Bir çok yerde okuyacağınız bu kaçma planı ve eylemini burada da rastlayacaksınız. Bunların yanında arkadaşlarını örgütleyen, düşünen, planlar kuran, hırslı Atatürk'ün ilk zamanlarına da şahit olacaksınız. 

Türk tarihinin sıcak noktası olan Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü ve yeni doğan Türkiye Cumhuriyeti zamanını anlatan önemli bir eser. Bu zamanda yaşamış hayatlarını imparatorluğu kurtarmak için oradan oraya savaşlarla geçirmiş iki önemli şahsiyet hakkındaki anıları okuyacaksınız. Mutlaka okuyun derim. Kitabı yeni baskısında almama sebebim son basımlara artık biraz tereddüt ile yaklaşır oldum. Yayın evleri kendi kafalarına göre sadeleştirme adına bir çok tahribat yapıyorlar. Bulsam daha eski basımını bile alabilirdim kitabın. Yine size kalmış yayın konusunda tercihiniz. 

28 Temmuz 2015 Salı

Atatürk'ün Almanya ve Avusturya Gezileri



Daha önce okuduğum Atatürk'ün Bana Anlatıkları ve Atatürk'ün Karlsbad hatıratı kitaplarından farklı bir bilgi bulunur diye bu kitabı aldım. Kitap nispeten bu iki kitabın anlatıklarının dışında olayların olduğu insanların çevresini biraz daha genişleterek bize anlatmış. 

Osmanlı heyetinin neden Almanya gittiğini, nasıl gittiklerini ve Almanya'ya  gidecek heyetin nasıl seçileceği konusunda tarihi bilgi sunmuş. Geri kalan Atatürk'ün hatıraları ile aynı nerede ise. Heyette bulunan Lütfi Simavi'nin bu gezi ile sunduğu rapor olayları biraz daha genişletmiş. Bu kitap daha sonra kitap haline getirilmiş. Atatürk'ün Bana Anlattıkların da ki bazı kişiler belirsiz idi. Bu kitapta onların kim olduğu tespit edilmiş. 

Karlsbad konusunda pek bir artı olarak bir şey yok. Mustafa Kemal Paşa'nın buraya niye gitmek istediği Lütfi Simavi'nin hatıratın bakılarak anlatılmış. Zaten hasta olmasından dolayı gitmek isteğini gerekli yerlere o dönemde bildiren Mustafa Kemal Paşa gerekli temasların yaptığını, bunun yanında dışarıdan da başka bir gözle Mustafa Kemal Paşa ile Enver Paşa arasındaki gerginliği ufakta olsa görebiliyorsunuz. Sadece Mustafa Kemal Paşa değil dışarıdan bakanlarda Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul da bulunmasını Enver Paşa'nın tehlikeli bulduğunu dile getirmiş.

Son olarak da Mustafa Kemal Paşa'nın Almanya gezisinde tanıştığı Alman ordusunda üst rütbede bulunan Mareşal von Hindenburg olan mektuplarını eklemiş. Alman ordusunun yenilmesinden sonra kurulan Alman Cumhuriyetinin daha sonra Cumhurbaşkanı olan Mareşal von Hinderburg ve o zaman Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk ile olan mektuplarında aradaki ilişkinin devam ettirildiği görülüyor. 

Kitap yeni bilgi konusunda fazla bir şey sunmasa da  bazı tarih içindeki ufak noktaları dolduruyor. Bu bakımda okumak isteyenlere sahaflardan ulaşabilirler. Baskısı yok kitabın. Yazarın daha önce Atatürk'ün Almanya Gezisi kitabı bu kitabın ilk hali ve hacim olarak daha az. İş Bankasından çıkan baskısı ile genişletilmiş bir baskı. Kitap yinede hacim olarak çok küçük. 

21 Nisan 2015 Salı

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Soy Kütüğü




Bu zamana kadar Atatürk'ün soy kütüğü hakkında bir kaç tane araştırma yapılmış. Bunların bazıları belli yerlere kadar ulaşabilmiş, fakat bu yapılan araştırmalar belli bir belgeye dayandırılamamış. Mustafa Kemal Atatürk tarihi önemli bir şahsiyet olmasından dolayı ailesinin nereden geldiği önemli bir husustur. Bundan dolayı tarihi süreç içersin de araştırılması gerekiyor. Bunun yanında yıllar içinde Mustafa Kemal Atatürk'ün soy kütüğü bilinmezliği üzerinden bazı gruplar şahsiyetine ve ailesine bir çok iftiralarda bulunmuştur. Devletin onca kurumunun olaması, devlet arşivlerinin, askeri arşivlerin ve Atatürk Araştırma Merkezlerinin bulunmasına rağmen bu yapılan saldırılara ve bu bilinmeze karşı belgeli bir araştırma ne yazık ki bu güne kadar yapılamamıştır. Bu kitapta ilk defa Osmanlı Devleti arşivlerinden bulunan belgeler ile bu karanlıkta kalan bir çok konu ortaya çıkarılmıştır.

Tarihi süreç içersin de bir şahsiyetin soy kütüğünün araştırılması, o kişinin artık tarihe mal olduktan sonra gerçekleşen bir aşamadır. Fakat Atatürk kendi soyunun ve babası Ali Rıza Efendinin araştırılmasını istiyor. O zaman ki yapılan araştırma çok yüzeysel kalıyor ve bazı yanlışlıklarla birlikte geliyor. Bunun tabi bazı sıkıntıları da o dönemde mevcut olaması. Selanik o dönemde Yunanlılar tarafından işgal edilmesi sonucu bütün Osmanlı Belgeleri o tarafta kalmış. Mübadele ile getirilen belgelerinde tasnif edilmemesi de bu araştırmayı zorlaştırmış. Yeteri kadar da araştırılmaması da buna etken olmuş. Atatürk daha sonra kendi akrabası olan Nafia (Bayındırlık) Vekili Süleyman Sırrı ile annesi Zübeyde Hanım tarafının soy kütüğünü araştırmıştır. Bu araştırma sonucu belli bir aşama kaydetmiş ve bazı belgeler anne tarafının ortaya çıkmıştır. Atatürk o dönemde kendi kuzenlerinden haberdar ve onlar ile irtibat halindedir. Daha sonra bir kaç araştırma yapılsa da bunlar belgeleri tam olarak ortaya çıkaramamış ve Atatürk'ün Anne ve Baba soy kütükleri tam aydınlatılamamış.

Mustafa Kemal Atatürk'ün soyu Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar dayanmaktadır. Fatih Sultan Mehmet 1466'da Karamanoğullarını ortadan kaldırarak buradaki yörükleri Rumeliye iskan edilenlerde olan ailesi Konya- Karaman çevresindendir. Rumeli de bu bölgede yaşayanlara da Konyalı manasına gelen Konyar demişlerdir. Konya- Karaman çevresinde bulunan Türk grubu ise Kızıl Oğuzlardır. Kızıl Oğuzlar Selçuklu zamanında Anadolu'ya akın eden ilk Türk grupları arasında bulunan bir Türk Boyudur.  Selçuklu zamanında mevcudiyetlerini devam ettirmiş daha sonrada Beylikler ve Osmanlı Devleti döneminde de Tokat, Amasya, Konya, Karaman, Ankara, Aydın gibi bölgelerde yaşamaya devam etmişlerdir. Daha sonra Rumeliye zorunlu iskan politikası ile Rumeli de belli bölgelere yerleştirilmiştir. Kitapta daha detaylı şekilde her safhası anlatılmaktadır.

Bulunan belgelere göre Atatürk'ün baba soyu Mevlevi Şehlerine dayanmaktadır. Rumeli de açılan Mevlevi Dergahının Şeyhi Atatürk'ün baba soyunu oluşturmaktadır. Bir kaç nesil boyunca bu dergahın yönetimi ailede kalmış. Ali Rıza Efendi bu soydan gelip askerlik, çeşitli görevlerde memurluk yaptıktan sonra ticarete atılmış. İlk olarak kereste ticareti yaparak buradan iyi kar elde etse de buraya dadanan çetelerin sonucunda zarara uğramıştır. Daha sonra tuz işine girmiş fakat orada da şansızlıklar yakasını bırakmamış. Bu durumdan çok üzülen Ali Rıza Efendi bir süre sonra vefat etmiştir. 

Atatürk'ün Anne soyu Selanikli Nakibzadeler'e dayanmaktadır. Baba soyuna göre daha varlıklı olan Zübeyde hanımın ailesinin Selanik çevresinde çeşitli çiftlikleri ve ticaret ile uğraşan akrabaları bulunmaktadır. Babası vefat etmesinden sonra zaten bilindiği üzere geçim sıkıntı çeken aile Zübeyde Hanım'ın kardeşinin çiftliğine giderek bir süre orada kalıyorlar. Bulunan belgeler ışığında Zübeyde Hanım'ın devlete başvurusu sonucunda aileye Ali Rıza Efendinin emekli maaşından bir miktar para bağlanıyor. Burada yazılan aile bireylerinin bilgilerine dayanarak Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum tarihide farklı olduğu anlaşılıyor.

Kitap Atatürk ve tarih adına yapılmış önemli bir eser. Her yönü ile araştırılmış ve belgeleri bulunarak sunulmuş. Kitap içersin de çok tekrar bulunsa da bu kadar önemli bir kitap için göz ardı edilebileceğini düşünüyorum. Kitabın yazarı Mehmet Ali Öz kitabı kendi imkanları ile bastırdığı için dağıtım sıkıntısı olabileceği için her yerde bulunmayabilir. Şuan bazı internet kitapçılarında kitap mevcut bulunmaktadır. 

2 Aralık 2014 Salı

Atatürk'ün Bana Anlatıkları






Atatürk kendi yaşamı boyunca Nutuk haricinde anılarını kaleme almamış. Bu ufak kitapta Mustafa Kemal'in  Falih Rıfkı Atay'a 1926 yılında Hakimiyet-i Milliye Gazetesinde yayınlaması için anlattıkları bulunmakta. 

Kitabın hacmi küçük olduğu için fazla anlatma işine girmeyeceğim. Ufak bir kitap ama içindeki bilgiler çok önemlidir bizim için. Mustafa Kemal bu kitapta Kurtuluş Savaşı öncesi çeşitli konular hakkındaki hatıralarını anlatır. Bu hatıralar 1. Dünya Savaşı sonrası, Mondros Mütarekesi, İstanbul'un vaziyeti, İstanbul'daki yaptığı işler, o vakit Devlet yönetiminin durumu, Şehzade Vahdettin ile Almanya gezisi daha sonra Padişah Vahdettin ile olan görüşmeleri gibi daha başka ufak konuları da içermektedir.

Sultan Vahdetin'in kendi hatıratı olmadığı için. Mustafa Kemal tarafından anlatılan gezi ve gözlemler. Daha sonra Padişah olduktan sonraki görüşmeler önemlidir. Bunun yanında Mustafa Kemal 1. Dünya Savaşı Sonrası Mondros Mütarekesinin imzalanmasını istemeyişi ve yazdığı raporlar. İstanbul da yürüttüğü çalışmaları kendisi anlatmaktadır. 

Bu kitabı Sel Yayınları baskısını (1955) almanızı öneriyorum. Yeni baskıları günümüz Türkçesine çevirelim derken anlam bozuklukları yapmışlar. Kitabın dili öyle anlaşılmayacak kadar ağır değildir zaten. Bir kaç kelime var onları da TDK sözlüğünden yararlanılarak öğrenilebilir. Sel yayınları 1955 yılında başlattığı bir yıl boyunca süren Atatürk Kütüphanesi serisi ile 20 cep kitabı yayınlamışlar. Bunlar;

Cilt 1: Atatürk'ten Hatıralar - Celal Bayar
Cilt 2: Atatürk'ün Hususiyetleri - Kılıç Ali
Cilt 3: Anafartalar Hatıratı -  Mustafa Kemal
Cilt 4: Ankara'nın ilk Günleri -  Yunus Nadi
Cilt 5: Kılıç Ali Hatıralarını Anlatıyor - Kılıç Ali
Cilt 6: Atatürk'ün Anlattıkları - Falih Rıfkı Atay
Cilt 7: Mustafa Kemal Paşa Samsun da - Yunus Nadi
Cilt 8: Yakınlarından Hatıralar
Cilt 9: İstiklal Mahkemesi Hatıraları - Kılıç Ali
Cilt 10: Birinci Büyük Millet Meclisi - Yunus Nadi
Cilt 11: Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri - Falih Rıfkı Atay
Cilt 12: Şeyh Said İsyanı - Behçet Cemal
Cilt 13: 30 Ağustos Hatıraları
Cilt 14: Ali Galip Hadisesi - Yunus Nadi
Cilt 15: Denizli Vak'ası ve Demirci Mehmet Efe - Sındırgılı Süreyya
Cilt 16: Çerkes Ethem Kuvvetlerinin İhaneti - Yunus Nadi
Cilt 17: Cumhuriyet Nasıl Kuruldu? - Feridun Fazıl Tülbentçi
Cilt 18: Atatürk'ün Son Günleri - Kılıç Ali
Cilt 19: Dolmabahçe'den Anıtkabir'e - Behçet Kemal Çağlar
Cilt 20: Bozkurt - Armstrong

10 Kasım 2014 Pazartesi

Atatürk'ün Bize Bıraktığı Miras



Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızdan ayrılmasından 76 yıl geçmesine rağmen onun dediği gibi fikirlerini ve duygularını anlayabildik mi ?  

Hayatının çoğunda kitaplar ile vakit geçirmiş, fikirler üzerine kafa yormuş, aklına gelen düşünceleri kitaplar vasıtası ile araştırmış bir insan. Kitap okumak onun için su içmek gibi doğal bir ihtiyaç. Cephede, evinde, yolda hayatının her döneminde kitap var. Hasta olduğunda yatağındayken bile Amerika da çıkan bir kitaptan haber alıp onu getirtip okuyan bir insan.

Bir konu üzerine düşündüğü zaman o dönemdeki tüm yayınları okur, ülkede yok ise getirtirdi. O kitaplar üzerinde çalışır daha sonra çeşitli insanlar ile ünlü olan sofrasında bu düşünceleri tartışırdı. Yaşamı boyunca kayıtlı olarak  3999 tane kitap okumuş ( seriler bir kabul edilmiş). Tarihten, Türkçe dil bilgisine, iktisat, siyaset, İslam tarihi ve din, fen bilimleri, askeri kitaplar, hukuk gibi çeşitli türde kitaplar okumuş ve bunlar üzerinde o dönemde ki insanlar ile tartışmıştır. Hayatı boyunca büyük bir bilgi birikimine sahip olan bir insanın düşüncelerini okumadan anlayabileceğimizi bize düşündüren nedir ?

Bugün fizik okumamış bir insan genel görecelik yasasını anlayabilir mi ? Türk tarihi okumamış bir insan neden bu kadar devlet kurduğumuzu ?  Demek istediğim Atatürk'ü ve yaptıklarını, yapmak istediklerini, düşüncelerini anlamak istiyorsak okumamız gerektiğidir. Eğer ki sosyal bilimler ve fen bilimleri alakalı kitaplar okumuyorsak ne Atatürk'ü anlarız nede onun yaptıklarını, nede yapmak  istediklerini. 


"Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur...Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar."    Mustafa Kemal Atatürk





2 Kasım 2014 Pazar

Trablusgarp Savaşı ve 1911-1912 Türk-İtalyan ilişkileri





Trablusgarp savaşı konusuna okumaya devam ediyorum. Bir konu hakkında okuma karar verdiğim zaman yabancı yazarların o konudaki kitaplarını ve Türk yazarların o konudaki kitaplarını özellikle araştırıp okumaya çalışırım. Bu iki taraflı okuma negatif ve yanlı düşünceleri ortadan  kaldırmak için yapıyorum. Hemde bizimle ilgili olaylarda Avrupa'nın bakış açısı ile, Türk bakış açısını karşılaştırma imkanı sağlıyor.

Bu kitapta artık diplomatik ilişkilerden daha çok bizim içimizde gerçekleşen olaylar ile Trablusgarp Savaşı anlatılıyor. Diğer kitap konuyu diplomasi çerçevesinde anlatılıyordu. Bu kitapta nelerin olduğu, nasıl olduğu, kimlerin hangi görevleri aldığı ayrıntısı ile anlatılmış.

Trablusgarp Savaşı başlamadan hemen önce Osmanlı Devletinin durumu artık iflas etmiş ve çökmekte olan bir devlet. Borçlar ve kapitülasyonlar almış başını gitmiş. Ordu ve donanmanın durumu kötü. Bunların yanında devlet görevlilerinin saflıkları, iş bilmezlikleri, çıkar ilişkileri de eklenince sorunları çözmek zorlaşmış. İtalyanlar aslında Trablusgarp'ı işgal edecekleri çeşitli şekillerde işaretlerini veriyorlar. Osmanlı Devlet adamları, yabancı yayınlar bu konuya değiniyor. Fakat Osmanlı Devleti yönetimi bu uyarıları görmeyerek İtalyanların onları kandırmalarına izin vermişler. Savaş ilan edildiğinde ise çok büyük şaşkınlık yaşamışlar. Tabi elde para yok, donanma zaten 30 yıl önce çürümeye bırakılmış, Trablusgarp da ki birlikler Yemen bölgesindeki ayaklanmayı bastırmaya gitmiş. Bu kadar olumsuzluk içinde birde devlet yönetimindeki kişilerin savaşmak ve savaşmamak diye ikiye ayrılması da eklenince istemeden de olsa savaşın içine sürüklendik.

Osmanlı Devleti ne kadar Trablusgarp savaşında savunmaya yardım yapmak istese de bunu başaramıyorlar. Deniz yollarının tamamen İtalyanların elinde olması, Avrupa devletlerinin yardıma yanaşmaması işi çok zora sokuyor. Anca bir vapur silah ve mühimmat gönderiyor ki onunda macerası tam macera. Bu koşullarda Osmanlı Devletinin genç subayları aynı zamanda İttihat ve Terakki Cemiyeti önde gelenleri kendi aralarında anlaşarak gizli yollardan direniş göstermek için Trablusgarp'a geçiyorlar. Bunlar arasında Enver Paşa, Mustafa Kemal, Nuri Bey (Conker), Ali Fethi Bey (Okyar), Fuat Bey ( Bulca), Halil Paşa (Enver Paşanın amcası), Nuri Bey ( Enver Paşanın kardeşi) , Ekrem Bey , Albay Neşet Bey en ünlü olanları Trablusgarpa geçen kişiler arasında. Bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar  savaştan savaşa koşacak insanların bir kısımını oluşturuyor. Osmanlı Devleti çökmesin diye gösterdikleri gayreti, sonrasın da elde kalan son toprağımızı da kaybetmeyelim çabası, bu insanların hayatlarını sürekli mücadele ile geçiriyor. İnsan tarihi bir bütün olarak okuyunca daha iyi anlıyor bu insanların durumunu.

Mustafa Kemal Mısır'dan geçerken ağır ateşleniyor, burada bir hafta dinlenip tekrar savaşa katılıyor. Fakat tekrar savaş sırasında hastalığın ortaya çıkması sonucu Avrupa'ya tedaviye gitmek zorunda kalıyor.

Trablusgarp'a gelen Türk subaylar oradaki kalan Osmanlı Ordusunu ve Arap aşiretlerini askeri bir düzene içine sokuyorlar. İmkansızlıklara rağmen İtalya gibi teknik ve donanım bakımından güçlü olan bir devlete karşı başarılı şekilde savaşmışlar. İtalyanlar Araplara propaganda yapıyorlar o dönemde. Hangi klasik söz var ya "Biz size özgürlük getirmek istiyoruz, Padişahın egemenliği altından kurtarmak istiyoruz" lafları söylemişler. Uçaklarla broşürler atmışlar. Ama en sonunda kıyı şeridinin içlerine geçemeyince, donanma ile kasabaları topa tutmuş, girdiği kasabalarda kadın, çocuk, yaşlı demeden herkesi öldürmüşler. Batının tutumu tarih sahnesine girdiklerinden bu yana hiç bir zaman değişmemiştir. Bundan sonrada değişmeyecek. Zaten günümüzdeki savaşları gördüğümüzde de değişmediğini görmektesiniz. Bu konuya ileride değineceğim okuduğum kitaplarda.

Balkanların kızışmaya başlaması Osman Devletini İtalya ile bir anlaşmaya varmaya zorlamış. Tabi kitaplarda bu serüvende anlatılıyor. İtalyanın neler yaptığı da. Burada ilginç olan antlaşma yapıldığında Trablusgarp da ki kimsenin bundan haberi olmaması. Padişah üç kere savaşı bırakınız diye hatt-ı hümayün yayınlıyor. En sonunda bir İtalyan askeri beyaz bayrak eşliğinden antlaşmanın kendisi ile bizim Türk birliğine haberi getiriyor. Yinede kimsenin savaşı bırakmaya niyeti yok. Fakat Balkan Savaşının başlaması ve Trakya bölgesinde hızlı ilerlemesi nedeniyle buradaki Türk subaylar savaşı bırakmak zorunda kalıyorlar. Bir çok Türk subayı geri dönüyor fakat burada kalan bazı Türk askerler ile örgütledikleri Arap aşiretleri İtalyanlara uzun zaman boyunca kök söktürüyorlar. Daha sonra bu Arap aşiretlerinin lideri kılıç kuşanmak için Türkiye'ye geldiğinde Atatürk kendisinden büyük övgü ile bahsediyor.

Bu konu hakkında yazılan kitaplar gerçekten çok az. Merak edenler hocanın yayınladığı bu kitabı okuyabilirler. Hocada zaten aynı sorunu dile getiriyor kitabında. Kitabın birinci baskısı baya önce yayınlanmış, bu ikinci baskısı. Fakat o zamandan bu zamana konu hakkında araştırmalar yapılmamış. Hoca kitapta İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yayın organı olan Tanin gazetesinden epey yararlanmış. Bunun yanında o zaman ki arşiv belgeleri, hatıratlardan da yararlanmış. Burada benim yapacağım tek eleştiri Abdülhamit Han'ın hatıratını kaynak olarak göstermesi. O zaman sahte olduğu biliniyor muydu bilmiyorum. Ama ikinci baskısı günümüze yakın olduğu için artık bu konu açığa çıktığından bu hatıratın kaynak gösterildiği yerden çıkarılması uygun olurdu. Ama hoca bunu yapmamış, hatırattan alınan bu kısım sadece bir yerde geçiyor. Fakat yinede ilmi bir çalışma için uygun kaçmıyor. Bunların dışında kitap bu konuda yapılmış az çalışmalardan. Bu konu hakkında bilgi edinmek için güzel bir kaynak.


Not: Tekrar belirtmekte yarar var. Abdülhamit Han'ın hatıratı sahte.


29 Ekim 2014 Çarşamba

Trablusgarp Savaşı ve Türk İtalyan Diplomatik İlişkileri






Mustafa Kemal Atatürk'ün tarih sürecinde aldığı yolları bende onun izinde fazla dallandırmadan takip edeceğimi daha önce yazmıştım. Mustafa Kemal'in ikinci kez bu kez sürgün olarak değil İtalyanlara karşı savaşmak için geldiği Trablusgarp 1911-1912 savaşı incelemek için bu kitabı okudum. Kitapta Mustafa Kemal yada diğer Türk subaylardan fazla söz edilmiyor. Daha fazla Enver Beyden söz edilmekte. Buda o dönemi okuyanlar bilecektir. Zaten ilk başta Mustafa Kemal Trablusgarp'a gelir ve ordu içinde aktif görev alarak yükselir. Fakat Enver Bey'in gelmesiyle birlikte Mustafa Kemal tekrar geri plana atılır. Bu iki tarihsel şahsiyetin bir biri ile uyuşmaması Selanikte İttihat ve Terraki Cemiyeti toplantılarında başlar. Daha sonra Enver Bey'in Cemiyet içinde güç kazanması, Meşrutiyeti ilan edilmesi, anayasanın tekrar yürürlüğe girmesi ve meclisin tekrar açılması olaylarının hepsi Enver Bey'e mal edilir. Buda hem İttihat ve Terraki Cemiyeti içersinde, halk içinde hemde Osmanlı yönetimi içersin de Enver Bey'e bir güç ve tanınırlık sağlar. Bundan sonrada uyuşmadığı Mustafa Kemal ve yakın arkadaşlarını uzak yerlere görevlendirerek onları engellemeye çalışır. Aynı durum Trablusgarp savaşında da Mustafa Kemal'in geri plana itilmesinin sebebi budur. 

Mustafa Kemal'in Trablusgarp yolunda, Mısır da rahatsızlanması daha sonra Trablusgarp'a geçmesi ve tekrar rahatsızlanması sonucu Trablusgarp'ı terk etmesine neden olur. Bu konulara bu kitapta fazla değinilmiyor. 


Tarih sürecinde hayret edilecek bir durum ki İtalya gibi bir devlete yenilmişiz. Bunun demekteki maksadım İtalya savaş tarihinde öncesi ve sonra 2.Dünya Savaşında ki duruma bakıldığında gerçekten İtalya çok kötü savaşan bir devlettir. Daha önce sömürge elde etme hevesi ile girdiği savaşlarda kabilelere yenilmiş bunun ezikliği ile yana yana sömürge arama durumunda bir devlettir o dönemlerde. Daha sonra da 2. Dünya Savaşında bakıldığında da bu kadar aciz ve beceriksiz bir devlet görülemez. Kitapta bu konuyu hukuksal şekilde açıklayan yazar İtalyanın durumunu iyi şekilde anlatmış. İşte Osmanlı Devleti bu savaşmayı bilmeyen devlete aslında tam yenilmek sayılmaz ama savaşı kaybetmiş sayılarak toprakları bırakmıştır. Bunun yanında 12 adalarda gitmiştir. Bunda Balkan Harbinin başlamasının da büyük etkisi vardır. 

Abdülhamit Hanın yaptıkları, Osmanlı Devletinin mali durumu, İttihat ve Terakki Cemiyetinin iş bilmezliği ve yöneticilerinin hayal peresliği, Avrupa devletlerinin Osmanlı toprakları üzerindeki oyunları bizim Afrika da ki son toprağımızın kaybetmeye, üstüne de Ege adalarını da vermeye sebep olmuş. Kitabı okuduğunuzda şunu göreceksiniz ki göz göre göre toprağı kaybetmişiz. İtalyanların bu toprak üzerinde ki emelleri ve Roma elçiliğinin uyarıları pek göz önüne alınmamış. Tabi tam Trablusgarp savaşı sırada Balkan Savaşının patlak verince mecburen anlaşma yapılma yoluna gidilmiş.

Trablusgarp savaşı konusunda fazla bir yayın yok. Kitabın yazarı gerçekten güzel bir araştırma yapmış. Hem Osmanlı arşivini, Osmanlı subaylarının ve devlet adamlarının hatıratlarını incelemiş. Hemde İtalyan arşivlerini ve subayları ile devlet adamlarının hatıratlarını incelemiş. Savaş kısmından ve Trablusgarpta ki Osmanlı askerlerinin savaşından pek bahsetmiyor. Genel olarak o dönemdeki diplomatik durumun ve dünyanın siyasi durumu hakkında bilgi veriyor. Adım adım savaşa ve barışa giden yolda dünya devletlerini, İtalyayı ve Osmanlı Devletini izleyerek gidiyorsunuz. 1. Dünya Savaşı öncesi Avrupa'nın durumunu, Osmanlı Devletinin durumunu çok iyi görme imkanı sunuyor. Yazar olaylara gösterdiği tutum ise bana yanlı gelmedi. Kitabın dili akıcı ama yine söyleyeyim diplomatik anlatım olayların ve durumların üzerinden gidiyor sürekli. Bu savaşı merak edenlere ve Osmanlı Devletinin bu dönemini okuyacak olanlara kitabı tavsiye ederim. 


Cumhuriyetimizin 91. yılını kutluyoruz. Ben buraya ne yazsam ne paylaşsam herkes sosyal medya aracılığı ile yapıyor. Sadece şunu demek isterim devletsiz, vatansız ve işgal altında olmanın ne demek olduğunu unutmayın. Sözü üstada bırakıyorum. Bayramınız kutlu olsun.


Sevgili Gençler! Cumhuriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için Afganistan'ı, Irak'ı, İran'ı, Pakistan'ı, Emirlikleri, Suudi Arabistan'ı, Suriye'yi, Mısır'ı, Libya'yı, Tunus'u, Cezayir'i, Fas'ı, Afrika'yı düşünün. Cumhuriyetin önünde hazır bir model yoktu. Yolunu düşünerek, arayarak, deneyerek açtı. Şartlardan, ihtiyaçlardan, imkanlardan, tarihten yararlandı. Para yok, kredi yok, yetişmiş  insan yok, uzman yok, araç-gereç yok. Osmanlıdan borca batık bir miras kalmış. O altın kuşağın iki gücü vardı sadece.Akıl ve yurtseverlik. Bu iki güçle yola çıktılar ve Mustafa Kemal ATATÜRK liderliğinde mucizeler yarattılar.TURGUT ÖZAKMAN(Zafer İlgün aracılığıyla)




26 Ekim 2014 Pazar

Tek Adam 1






Aslında normalde tarihsel olarak okumayı seven bir insanım. Fakat daha Anadolu medeniyetlerinden ve Türk Mitolojisini aşamadığım için okuma programına bir kol daha eklemeye karar verdim. Tarihsel olarak okumayı beklesem Atatürk ile ilgili tüm kitapları okumak, onun yaşadığı dönemi anlamak, onun yaptıklarını tarihsel bir süreç içinde takip etmek çok uzun bir zaman sonra gerçekleşecekti. Bende Tek Adam kitap serisini alarak tarihte Atatürk okuma planına başlamış oldum. Aslında ufak ufak geçmişte bazı dönemlerdeki kitapları okudum ama bir bütünlük içinde bunu gerçekleştirmedim. Şimdi bir tarihsel sıra içersin de bu okumaları yapacağım. Tabi Mustafa Kemal'in tarih sahnesine çıktığı döneme ben bodoslama dalıyorum bu konuyu okuma başlayarak. Çünkü o dönemdeki Osmanlı Devleti ve dünyanın durumu, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Abdülhamit Han, Meşrutiyet dönemi, Tanzimat bu şekilde giderse bu işler benim şuan ki okuduğum tarihi devirlere doğru gider. Çünkü tarihte her bir olayın bir etkeni vardır. O etkeni oluşturan başka bir etkende daha gerilere doğru gider. Bir domino taşı serisi gibi olaylarlar bir birilerini etkileyerek tarihi süreçte ilerlerler. Burada ben Osmanlı Devletine, Osmanlı dönemindeki olaylara, dünyanın durumuna değinmeden sadece Atatürk'ün gittiği çizgideki tarihsel süreci okumak düşüncesindeyim.

Burada tabi size Atatürk'ü anlatma işine girişmeyeceğim. Kendimi kaybeder de bu işe girişirsem beni lütfen uyarınız. Zaten tarihe mal olmuş bir kişilik hayatıyla, yaptıklarıyla tarihin içinde mevcut her şey. Fakat (işte burada biraz Atatürk'ü anlatma işine giriyorum sanırım ) Günümüzde Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk heykeller ve resimler olarak algılanıp onun gerçekte kim olduğunu derinlemesine incelenmiyor. Bundan dolayıda Atatürk ile ilgili düşünceleri savunanlarda heykel ve resim savunuyormuş havası veriyorlar ortama. Bize de bu ortamda resimlerden ve heykelden, okul köşesinde duran büstlerden başka ülkeyi kurtarmış, yeniden kurmuş, ilerletmiş ve ölmüş olarak anlatıldığı eğitim sisteminden geçmiş biri olarak. Atatürk'ü asıl ne zaman tanımaya başladım sorusuna gelince aslında aynı onun yaptığını yaparak diyebilirim. Ne zaman tarih bilimi, siyaset bilimi, fikir kitapları ve Atatürk ile ilgili kitaplar okumaya başladım. O zaman anladım ki Atatürk'ü ben şimdi tanımaya başlamışım. Çünkü bu şahsiyet bir insan olmanın dışında arkasında bir ton kitap ile ortaya koydu bir tarihsel gerçekler bıraktı bize. Bende bazı olayları okudukça "hmm demek ki bundan dolayı bunu yapmış" diyebiliyor, onun neden böyle düşündüğünü ve ne yapmak istediğini anlamaya başlamış oldum. Burada Atatürk'ü anlamak ve tanımak istiyorsanız okuyacaksınız.

Kitaba gelince kitap herkesin bildiği gibi Atatürk'ün hayatını Anne ve Babasının evlenmesinden ve aile hayatından başlatıp, Atatürk'ün ölümüne kadar ki süreci anlatan üç ciltlik bir seri. Birinci cildi Selanikten başlayıp Mustafa Kemal Paşanın Samsun'a gitmesi arasını kapsıyor. Bazı bilim adamları ve yazarlara göre Şevket Süreyya Aydemir'in yazdığı kitabın üzerine daha bir kitap çıkamamış. Kitap yazılmadan evvel uzun bir tartışma süreci ve aile üyelerinin hatıraları dinlemiş. Bunu da daha sonra uzun bir tartışma ve yazma sürecinden sonra kitaba aktarmış. Bugün Şeyket Süreyya Bey'in yazdığı bazı olayların belgeleri o devirde olmasa da babasının ve annesinin soy kütükleri ile ilgili belgeler yakın zamanda ortaya çıktı. Buda kitap yazımında ki kaynakların sağlam olduğunu bize gösterir. 

Kitap sadece Mustafa Kemal Atatürk'ün o dönemde neler yaptığını içermiyor. Çevrede gelişen olaylar hakkında da geniş bir bilgi içeriyor. Gelişen olayları da kestirip atarak değil, açıklayarak ve etkilerini bize anlatmış. Bundan dolayı dönemi anlamak ve gelişen olayları bilmek için güzel bir eser olmuş. Şevket Süreyya Aydemir'in Enver Paşa, İsmet İnönü hakkında diğer kitaplarının da olması bu konular hakkında da geniş bilgi sunuyor. Daha ayrıntılı bilgilerinde diğer kitaplarında olduğunu belirtiyor meraklısına. 


Ben aslında kitabın dilinin ağır olduğunu düşünürdüm hep okumadan önce. Fakat okumaya başladıktan sonra dilinin çok sade anlatımının akıcı olduğunun farkına vardım. Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını okumak isteyenlere ilk önce bu seriden başlamasını tavsiye ediyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...