Kurtuluş Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kurtuluş Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2018 Çarşamba

Galiyev Yaşamı ve Mücadelesi





Yıl 1918 Osmanlı Devletinin başkenti işgal altında ve toprakları galip devletler tarafında işgal edilmektedir. Türklerin son kurduğu imparatorluk çökerken ve yeni bir direniş başlarken, Çarlık Rusyasın da bulunan Türkler de kendi bağımsızlıkları için mücadeleye başlamışlar. 350 yıllık süren bir karanlıktan kurtulmak için, kendi ülkelerini ve haklarını kazanmak için büyük bir mücadeleye girerler. Bolşevikler ile birleşerek Çarlık Rusya'sının baskılarından kurtulmak istemektedirler. Lenin'in "Her Ulus Kendi Kaderini Tayin Etmeli" sözününe inanmış, Leninden Özerk bir Cumhuriyet sözü almalarına rağmen ihanete uğramışlardır.

Çarlık Rusya'sının Türklere neler yaptığını Gaspıralı Dönemini okuyarak, hatta Gaspıralı İsmail'in çıkardığı Tercüman gazetesini okuyarak çok iyi anlayabilirsiniz. Bu şartlar altında yaşayan Türkler kendilerine bir çıkış yolu aramaktalar. Sonunda Çarlık Rusya'sının zayıflaması ve Bolşevik akımının gelişmesi  ile kendilerinin haklarını geri almak için Çarlık karşıtı örgütlerin içine katılırlar. 

Mirseyit Sultan Galiyev  fakir bir köy öğretmeninin oğlu olarak Barkırya'da doğdu. Babasının kitaplarını okuyarak büyüyen Galiyev, öğretmen okulunu kazanması ile eğitim hayatına başladı. Burada sosyalist düşünceler ile tanışması, kendini geliştirmesi ve Bolşevikler içine girmesi ile başladı. Böylelikle uzun ve zorlu bir hayatın ilk adımlarını atmış oldu. Türk olmasından dolayı bir çok sıkıntı yaşayan Galiyev bunların üstesinden gelerek, teşkilatçılığı ve çalışkanlığı ile insanları Sosyalist örgütlerin içinde birleştirmeyi başarmıştır.

Türklerin haklarının kazanılması, Çarlık dönemindeki baskıların gitmesi ve özerk bir Türk devleti kurmak için Bolşeviklere katılan Galiyev, Lenin'e güvenmiştir. Bolşeviklerin Çarlık Rusya'sını devirdikten sonra kendi Türklere haklarını vereceğini düşünür. Ama daha başlangıçta Bolşevik Ruslar tarafından milliyetçilik ile suçlanır. Çarlığa karşı örgütlenme devam ederken bu örgütler Rusların egemenliği altındadır ve Türklere çok çok az bir yer vermişlerdir. Rusların bu eskiden gelen hareketlerini devam etmelerine Sosyalist Türkler çok karşı çıkmış, onlara karşı çok çalışmış ve büyük başarılar kazanmışlardır. Bolşevik ihtilalinin çok sıkıştığı dönemde, Türk Bolşeviklerin katkıları büyük olmuştur. İç savaş döneminde Kızıl Ordu ve Beyaz Ordu'dan daha büyük bir Türk Ordusu kurarak Kızıl Orduya destek vermişler. Buda Çarlığın yıkılmasını sağlamış. Artık rahatlayan Rus Bolşevikler yavaş yavaş Türklerin tehlike olduğunu ve onlara ihtiyaç kalmadığını düşünürler. Bunların en başında Türkleri ve Galiyev'i tehlike olarak gören Stalin vardır. Galiyev o zamanda 220- 275 bini bulan Türk ordusu kurmuş, her Türk toprağında geniş bir Türk Müslüman Sosyalist örgüt ağı kurmuştur. Ama Rusların Türkleri işçi sınıfından görmemeleri, Marksiz devrimin hep batından başlayacağı düşüncesine inançları Galiyev ve Türkler ile fikir olarak yolları yavaş yavaş ayrılmaya başlamıştır. Bolşeviklerin herkese eşitlik diye yolla çıktıklarında daha sonra Rus egemenliğini tekrar kurmaları da etkisi olmuştur. Artık açık olarak Bolşevik sistemini ve fikirlerini eleştiren Galiyev'i zaman içinde yavaş yavaş yok etmişler. Galiyev Parti organlarından uzaklaşmasına rağmen çalışmalarına devam etmiş, gizli örgütlenmeler oluşturmuş. Stalin bunların planlı ve sabırlı şekilde takip ederek tamamen yok etmiştir. 

Galiyev Sovyet Rusya'nın çok ötesinde ne zaman nasıl yıkılacağını tahmin etmiş ve SSCB gerçekten de bu şekilde yıkılmıştır. Kendi teorisi geliştirmiş ve milli kominizm teorisi olarak ortaya çıkmış.  Son zamanlarında artık SSCB'nin yaptıklarını iyice gören ve eleştirilerini iyice artıran Galiyev            " Günümüzde SSCB biçimiyle canlanan eski Rusya uzun süreli değil. Geçici ve anlık bir şeydir." diyor. SSCB'nin nasıl yıkılacağı konusunda ki iki öngörüsü de doğru çıkmıştır. 

Türklerin Bolşevikleri içinde bu çalışmaları Stalin ve Rusların etkisi ile sonuçsuz kalmış. Türk Bolşevik liderlerinin hepsi Stalin tarafında yok edilmiş. Parti içindeki Türk etkisi giderek azaltılmış. Böylelikle Galiyev takipçilerinin sonunu getirmiş Stalin. 

O dönemde Türkiye ile dolaylı olarak bağlantı kurmasına rağmen neden direk bağlantı kurmadı bilmiyorum. Anadolu'da ki kurtuluş mücadelesine destek verilmesini sağlamış. Atatürk'ün de SSCB için aynı görüşte olması da ilginç bir konu. Mustafa Suphi başında beri Türkiye'de Galiyev'e destek olmuş, bunun yanında Galiyev'in parti okulunda da bir çok ünlü kişi ders almış. Bunlardan ikisi Nazım Hikmet ve Şevket Süreyya. Bunun yanında Sivas kongresine bir gözlemci de göndermiştir. Uzun bir yazı yazdım küçük bir kitap için. Bu kitabı okumanızı öneririm, dili sadece ve kısa bir eser. Eserin eleştireceğim tek yanı keşke kaynakları metin içinde gösterse imiş yazar. Umarım sonraki baskılarda bunu hallederler. 




4 Nisan 2016 Pazartesi

İstanbul 1914-1923



İşgal altındaki İstanbul'un durumunu daha iyi anlayabilmek için bir ön araştırma yapmıştım. Bu kitabı orada listeye almıştım. İlk başta yazarın yabancı olduğunu düşündüm. Yazar hakkında araştırma yapınca kendisinin Türk olduğunu, İlber Ortaylı'nın da kendisini okumayı tavsiye ettiğini okuyunca merakım arttı. Aslında kitap 1914-1923 tarihleri arasında İstanbul'u anlatan makalelerden oluşan bir derleme. Derleyen kişininde makaleleri bulunmakta. Daha önce İstanbul'da İşgal Yılları günlüğü ile İstanbul'un İşgali araştırma kitabını incelemiştim. Orada gördüğüm tabloyu size de aktarmaya çalıştım. Bu kitap da aynı şekilde İstanbul'un durumunu anlatan makaleler bulunmakta.

Kitapta bulunan makalelerin tamamına yakını yabancılar tarafından yazılmış. Bir tanesi Sina Akşi tarafından. Bu çeşitli kişilerin yazdığı makaleler sayesinde farklı şekilde bu tarihler arasında İstanbul'a bakmaya imkan tanıyoruz. Bizi bir İstanbul turist rehberi eşliğinde o dönem ki İstanbul'u gezdiriyor bir makale. İstanbul'un 1.Dünya Harbi öncesi ve sonrası durumunu, genelde bizim tarihimizde savaşa girmemize neden olan iki Alman zırhlısının macerası geniş bir şekilde aktarılıyor. Mütareke İstanbul'unda mizah dergilerinin gözünden halkın yaşamına bakmamıza imkan tanıyor. Bunun yanında çeşitli yerlerden derlenerek oluşturulan makaleler ile Rumların gözünden o günkü olaylara ve İstanbul'a bakabiliyoruz. Aynı şekilde Türklerin gözünden başka derleme bir makale ile de Türklerin gözünden olaylara ve İstanbul'a bakıyoruz. Bu kadar karmaşa içinde kendilerinin hiç bir tarafta görmeyenlerde var. Osmanlı tebası olarak yaşan Yahudi cemaati gözünden ve o günün koşulları ile de bize ayrı bir bakış açısı sağlıyor. O günün en büyük olaylarından biri olan Rus göçü; Rusya da meydana gelen devrim sonunda Çarlık yanlısı kimselerin akın akın İstanbul'a dolması ile başlıyor. Bunların getirdikleri, yaşadıkları ve o günkü İstanbul hayatına etkileri bize aktarılıyor.

Bazı makalelerde yabacıların Ermenilere ve Rumlara karşı gösterdikleri ılımlı havayı katmaz isek bu makaleler çok farklı bir bakış açısı sunmuş. O günkü İstanbul'un nasıl olduğunu daha önce aktarmıştım. Bu kitaptakiler de aynı konulara değinmelerinden yanında farklı açılardan İstanbul'a bakmayı sağlıyor. Dilinin akıcı olması okumayı çok kolaylaştırmış. O dönemi merak edenler için önerebileceğim bir kitap. 

22 Şubat 2016 Pazartesi

Malta Sürgünleri




Türk tarihi içinde Malta Sürgünü olayı karanlıkta kalan hususlardan bir tanesiydi. Bu çalışma ile bu konu güzel bir çalışma ile kaynak olabilecek seviyede bir yayın ile sonuçlandı. Malta Sürgü olayı Padişah'ın ve Mebusan Meclisinin 1.Dünya Harbi yenilgisinin sonuçları nedeniyle İttihat ve Terakki partisi için başlattığı bir cadı avıdır. Buna Rumların ve Ermenilerin işe dahil olması ve İngiltere'nin Türklerden intikam alma duyguları da girince ortaya haksız, hukuksuz bir olay zinciri oluşuyor.

1.Dünya Harbinin bitiminden sonra Osmanlı İmparatorluğu mütareke imzalanması ister itilaf devletleri ile. Mondros Mütarekesinin imzalanması ile artık Osmanlı İmparatorluğu toprakları içinde bir av başlar. Savaşın yenilgisinin sebebini ittihaçılarda arayan yeni hükumet ve Padişah bu kişilerin derhal tutuklanmasını ister. İngiltere de Türklerin çeşitli suçlardan üst düzeyde bulunan kişilerin tutuklanması için işe koyulur. İç işlerinin hazırladığı bir liste ile ilk tutuklamalar başlar. Daha sonra İngiliz tarafı öyle bir liste hazırlama gayreti içine girer. Listeleri başka listeler izler. Bunlar arasında İttihaçılar, mütarekeye direnen kişiler, iftira atılanlar, Ermeni göçünü uygulayanlar hatta Mustafa Kemal Paşa, Kazım Paşa ve İsmet Paşalar dahi bu listelerin içinde vardır. Son Mebusan Meclisinin seçimlerinin Anadolu da olmasını isteyen Mustafa Kemal Paşa, İngilizler tarafından durdurulacağını düşünmektedir. Fakat bunu silah arkadaşlarına kabul ettiremez. Ortak bir karar ile Meclisin İstanbul da toplanmasına, fakat burada güçlü bir Müdefa-i Hukuk cephesi oluşturulması düşünülür. Bunun çalışılır ve yoğun olarak bir cephe oluşturulur mecliste. Mustafa Kemal Paşa Meclisin İstanbul da İngilizler tarafından engelleneceği düşüncesinden vazgeçmez. Birkaç kez Rauf Orbay'a gelmesi için telgraf çeker. Rauf Orbay aynı düşüncede değildir, gerçi bunu hatıralarında farklı şekilde anlatsa da aynı yerde bulunan çeşitli kişilerin hatıraları farklı anlatmakta. Kitapta bunu irdelenmiş. En sonunda olan olur. İngilizler Mebusan Meclisini basar ve buradaki mebusları tutuklayıp Malta adasına gönderirler. Bu tutuklamalar üzerine Mustafa Kemal Paşa'da daha önce izlettiği İngilizleri tutuklatır. Bu tutuklu İngilizler Malta sürgünlerinin tek umudu haline gelir ileride.

Kitapta bir başlıkta Osmanlı hükumeti ile Almayan Devletinin karşılaştırıldığı bir yer var. İki devlette 1.Dünya Harbini kaybetmiş olsa da hukuk düzenleri bakımından nasıl işlediklerini gözler önüne seriyor. İngiltere Osmanlı topraklarında istedikleri gibi hareket ederken. Almanya da bulunan ittihatçıları tutuklamak için girişimde dahi bulunamıyorlar. Orada hareket alanları Osmanlı topraklarındaki gibi sınırsız ve kendi sömürgelerindeki gibi değil, Alman Devletinin hukukuna bağlı olarak devam ediyor.

Malta sürgünleri bir çok yoldan İngilizlere ne suçları olduğunu ve neden tutuklandıklarını sormuş. Burada yazar İngiliz belgelerinden bu başvuruları ve İngilizlerin bunlara verdikleri yanıtlar ve notları güzel şekilde ortaya çıkarmış. Burada insanların kişiliklerini daha iyi analiz etmekte mümkün. Bu bakımdan bu başvurular, mektuplar ve protestolar önemli. Malta Sürgünleri içinde bulunan Ziya Gökalp ise İngilizlere hiç bir şekilde başvuruda bulunmamış. Kitapta kendi ailesi ile yaptığı mektupları bulunan Ziya Gökalp'in fikir ve ruhi durumunu yakından görebiliyoruz. Daha önce Ziya Gökalp'in Malta mektuplarını külliyatı içinde okumuştum. Ziya Gökalp Malta adasındaki zamanın da oranın havasını değiştirmiş. Bir felsefe ve düşünce okulu hale getirmiştir. Zaman zaman adadan kaçanlar olmuş. Ama en sonunda Ankara hükumetinin ısrarı ve takibi ile Malta adasında hapis bulunanları bir değişim anlaşması ile özgürlüklerine kavuşmuşlar.

Malta Sürgünleri konsun da kitap tek örnek oluşturmakta. Arşiv, hatıralar ve ingiliz arşivleri kullanılarak hazırlanmış. İngilizlerin bir biri arasındaki yazışmalara dahi erişilip değinilmiş konular hakkında. Malta Sürgünleri konusunda bilgi sahibi olmak isteyenlerin okuyabileceği bir eser. Aynı şekilde Osmanlı İmparatorluğunun artık son dönemlerinin nasıl bir halde olduğunu görmek içinde ayrı bir kaynak. Kitabın dili  akıcı ve sade. Bu konular hakkında bilgi almak isteyen ve merak edenlere tavsiye edeceğim bir eser.

15 Şubat 2016 Pazartesi

Mondros'tan İstanbul'a



Daha önce kitap  araştırması yaparken Orhan Çekiç kitapları karşıma çıkmıştı. Bunları okuma planı içine eklemiştim. Daha sonra içeriğini inceleyince, anlatımından kaynak göstermediği için listeden tüm kitaplarını çıkardım. Kütüphanede görünce maden burada var okuyup, inceleyeyim ve burada da paylaşayım istedim. 

Bir çok kişi belki fazla kaynaklara dikkat ettiğimi düşünebilir. Bir çok okurda benim gibi her detayına kadar akademik olarak okumuyor. Tarih konusu ne yazık ki ülkemizde siyasi bir alet olmuş, bilimden ve gerçeklerden uzaklaştıran var. Bundan dolayı bir konu yazılırken kaynakların belirtilmesi çok önemli. Bazı yayıncılarda artık cahilliklerinden mi bilemiyorum, kağıt israfı olmasın diye kaynakları ve dipnotları basmıyorlar. Bu gibi hususlardan dolayı bende okuduğum tarih kitaplarının kaynaklarının olmasına özen gösteriyorum. Sonuçta roman okumuyoruz.

Kitap Mondros Mütarekesine Osmanlı İmparatorluğunun nasıl ulaştığını anlatıyor. Burada Mustafa Kemal Atatürk'ün ayak izlerini takip ederek konuyu takip ediyor.  1. Dünya Harbinin son yıllarında gerçekleşen olaylara kısaca değinerek. Doğu cephesindeki olaylara ve Mustafa Kemal Atatürtk'ün bulunduğu cephelere daha fazla yer vererek geniş şekilde durumu anlatıyor. Aslında kitabın tarih anlatımı konusunda bir yanlış gözüme takılmadı. Ama bir yerden birisinin söylediği cümle söylendiğinde acaba bu cümle nereden alınmış ortada yok. Aynı bir olay anlatıldığında bunu kim anlatmış onunda kaynağı yok.

Mustafa Kemal Paşanın Doğu Cephesindeki savaşları, Velihat Vahidettin ile Almanya gezisi, Karlbad'a geçişi, tekrar İstanbul'a gelip Mebusan Meclisine girmek için yaptığı çalışmaları ve İstanbul'daki yürüttüğü çalışmaları, Mondros Mütarekesinin hangi şartlar altında ve nasıl imzalandığı konularına değiniyor. Takip edenler hatırlayacaktır bu konularla ilgili kaynak kitapları burada sizlere tanıtmıştım. Bu kitaplarda geçen bir konuşmayı bile ne yazık ki yazar kaynak göstermemiş.

Kitapta konular detaylı anlatılıyor ama hikaye gibi anlatılıyor. Olaylar oluyor, gizli telgraflar çekiliyor, haberler gönderiliyor, raporlar yazılıyor. Bunların hiç birine kaynak gösterilmemiş. Mesela Muş, Bitlis'in alınmasına giderken yolda subayları soyan köylüleri yakalayıp askeri mahkeme kararı ile idam ediliyor. Bunun kaynağını merak ettim nerede ama işte yok. Kitabı tavsiye etsem mi etmesem mi diye çok düşündüm. Kanaatim Lise ve altı seviye için ve daha ilk defa konuya giriş yapacaklar için uygun. Daha üst bir eğitim seviyesi ve konuyu daha detaylı ve bilimsel okuyacaklar için tavsiye edemeyeceğim.

9 Şubat 2016 Salı

Yaralı Payitaht İstanbul'un İşgali



Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerini yaşadığı bir zamanda her şey gibi başkentinin de artık yıkılmaya yüz tuttuğu görülmekte. Parasızlık ve düzensizlik, savaş sonrası çıkan bir çok sorunlarla birlikte İstanbul'un işgal edilmesiyle her şey kat be kat dahada karmaşık ve düzensiz bir hal almış. Bize hayallerde uyandırılan mistik ve güzel tarihi bir İstanbul yerine karanlık, güvensiz ve çürümekte olan bir şehir gerçeği ortaya çıkıyor. 

İstanbul şimdi olduğu gibi o zamanda kültür bakımından çeşitli zümreleri barındıran bir şehir. Her türlü insan, her eğitim seviyesinden ve her milletten insan bulunmakta. Bir imparatorluk başkenti olmasından dolayı bu daha da fazla öne çıkmakta. 1. Dünya Harbinin kaybı ve İstanbul'un işgali ile birlikte çöken bir imparatorluğun içindeki insanlarda onlarla birlikte çöküntüye gidiyor. Kanunsuzluğun, fuhuşun, çetelerin kol gezdiği; Rum ve Ermeni azınlıkların ve onların oluşturduğu çetelerin rahat rahat her şeyi yaptıkları; pisliğin ve farelerin yaşadığı bir şehir haline gelmiş. Sosyal hayatın çökmesi ile birlikte çocukların ve kadınların durumundaki kötülük, fırsatçıların, hırsızların, kumarbazların ve her türlü suçun ortaya çıkmasına neden olmuş.

Bunların yanında 1.Dünya Harbinin kaybedenlerin İttihat ve Terakki üyelerinin olduğu düşüncesi ile hem Osmanlı yönetiminde hemde İtilaf Devletleri işgal güçlerinde bir kampanya başlatıldı. Ermeni tehciri, azınlıklara yapılan haksızlıklar gibi konularında su yüzüne çıkarıp, Milli Direnişe yardım etmek gibi suçlardan bir çok idamlar ve tutuklanmalar yapıldı. Yazar bu suç unsurunu kitapta geniş ve güzel bir şekilde açıklıyor. Bu olaylar sonucunda hapse girenler, idam edilenler, sürgün edilen bir çok vatanını seven insan bulunmakta.

Kitapta İstanbul'un durumu bir çok bakımdan ele alınıyor. Ekonomik, sağlık, sosyal yaşam, suç unsuru, çocukların ve kadınların durumu, yardım örgütlerinin çalışmaları gibi geniş bir açıdan işgal İstanbul'una bakılıyor. Anadolu oluşan direnişe İstanbul içinden yardım eden gizli örgütlere de yazar değiniyor. Daha önce tanıttığım İstanbul'da İşgal Yıllarında günlüğünden sonra bu kitapta 5 yıllık işgal altında kalan bir şehrin durumunu bize anlatmakta.

Bizim tarih araştırmalarındaki en büyük sorun sahte hatıratlar, bilinçli yazılmış hatıratlar, değiştirilmiş veriler ve yanlı kimselerin hatıralarının geniş çaplı araştırılmadan direk olarak araştırma içinde yer verilmesidir. Oysaki bir bilimde sayısal yada sosyal olsun kaynağın doğruluğu bir çok deneme ile sorgulanmalıdır. Sayısal bilimlerde bu deneylerin tekrarlanabilirliği ile sağlanırken. Tarih gibi sosyal bilimlerde belgenin gerçekliği, yazan kişinin araştırılması önemlidir. Bundan dolayı araştırmalarda titiz davranmak ve belgenin gerçekliğini sorgulamak önemli. Bunu bu kadar yazmamın nedeni yazar bazı şüpheli kişileri ve romanı kaynak olarak gösterdiği için.

İşgal altındaki İstanbul'un durumunu bize anlatan fazla bir eser yok. Bundan dolayı bu eseri merak edenlere okumalarını öneririm. O zaman anlayacaksınız ki durumumuzun güllük gülistanlık değil çok karanlık bir tablo oluşturduğunu. Kitapları okurken artık iyice kaynaklara dikkat etmeye başladım. Tabi gözümden kaçanlar ve unuttuklarım oluyordur. Ama bir iddia ortaya atıyorsa yada bir alıntı yapıyorsa kaynaklara direk bakıyorum. Normal okuyucu için belki çok önemli olmasa da anlatılan konuların doğrulu konusunda bizim için önemli olduğu için dikkat ediyorum. Size de  zaman zaman belirtiyorum. Bu konuda rahatsız oluyorsanız da belirtirseniz sevinirim. 

3 Şubat 2016 Çarşamba

Genç Atatürk




Mustafa Kemal Atatürk'ün gençlik hayatını okumak için araştırmalarım sırasında karşıma çıkan bu kitabı hemen edindim. Tabi okuma sırasında hemen bitirmek yerine uzun sürede okudum. Savaş konusunda aslında uzun bir tarihimiz olsa da bizim tarih bilimi içinde Savaş Tarihi pek gelişmiş bir konu değil. Tarihimiz içindeki savaşları anlatırken bunlar genellikle sadece iki ordunun rakamları verilip geçiştiriliyor. Orduların teknik teçhizatları, savaş taktikleri, iaşe, komutanların becerileri ve taktik anlayışları, savaş haritaları gibi hususlara hiç değinilmiyor. Savaş Tarihi konusunda bu bakımdan geri olduğumuzu düşünüyorum. Bu kitapta Mustafa Kemal Paşa'nın bir asker olarak nasıl bir niteliklere sahip olduğu üzerine yapılan bir araştırma. 

Atatürk'ün ilk askeri okula girmesinden Kurtuluş Savaşının son safhasına kadar kısmı inceleyen yazar. Burada Atatürk'ü anlamak için bir çok kaynaktan yararlanmış. Kitap gerçekten kaynak olarak çok geniş. Ben üç sayfa kayak notu aldım sadece. Yazar Mustafa Kemal'in özel mektupları, günlükleri, savaş raporları, konuşmalarını, emirlerini ve askeri yayınlarını incelemiş. Bunun içinde geniş bir araştırma yapmış. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Dairesi (ATASE), Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü (TİTE), Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri (BCA), Cumhurbaşkanlığı Atatürk Arşivi (CAA), Başbakanlık Osmanlı Arşivleri (BOA) ve Anıtkabir, hatıratlar, yayınlar, araştırmalar, yabancı kaynaklardan yararlanarak hazırlamış. Bu bakımdan çok geniş bir araştırmanın ürünü bu eser ortaya çıkmış.

Mustafa Kemal Paşa'nın Çanakkale de, 1. Dünya Harbinde komutanlarına ve yöneticilere karşı itirazlarda bulunmasını yazar kendisini beğenmiş olduğundan demiş. Ama bu olaylar içinde Mustafa Kemal'in dediği gibi olduğunu da söylemiş. Savaş konularını incelediğinizde öngörüsünün ve bilgisinin ne kadar olduğunu bu konuda görebiliyorsunuz. Kitapta bir kaç yerde olumsuz eleştiriler var. Bunların kaynaklarına baktığımda Halide Edip Adıvar ve Andrew Mango'nun kitabı gösteriliyor. Bu iki kitapta gösterilen yerleri okuma fırsatım olmadı. Fakat Halide Edip Adıvar'ın yurt dışında yayınlanan hatıralarında bu tür yazıların olduğu biliniyor. Andrew Mango'nun kitabını da ileride incelemeyi düşünüyorum. Fakat Andrew Mango'nun kendi isteği ile yaptığı bir araştırma değil de Türkiye Cumhuriyetinin isteği ile yazılmış bir kitap. Yinede okuma listemde bulunmakta, zaman ve merak konusu devam ettikçe okuyacağım. Savaş ortamında ve Mecliste meydana gelen olayları yazarın anlatış şekli bizden farklı.

Kitabı Mustafa Kemal Atatürk'ün askerlik yönünü daha iyi görmek için okunması gereken bir eser. Savaş ortamındaki öngürüsü, diğer paşalar ile yaptığı çalışmalar, kongreler ve meclisin işleri gibi konuları nasıl idare edildiğini göreceksiniz. Savaş tarihi ve komutanlar konusunda hemen bizim hemde yabancıları inceleyen yayınlar ileride umarım daha fazla olur. Sadece sözde ifade ettiğimiz Atatürk'ün askerlik yönünü inceleyen bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.






28 Aralık 2015 Pazartesi

İstanbul'da İşgal Yılları



Bu hükumet (3.Ferit Hükumeti) şu dağdaki 
eşkıyalar kadar vatan ve milleti sevmiyor.



Osmanlı Devleti birinci dünya savaşını kaybedilmiş, bunun üzerine itilaf devletleri tarafında Mondros Antlaşması imzalanmıştı. Bunun sonucunda itilaf devletleri donanmalarını boğaza getirerek son Osmanlı Padişahı Vahidettin'in köşkünün önüne demirleyip, toplarını bu yöne çevirdiler. 13 Kasım 1918 tarihinde itilaf devletleri resmi olarak İstanbul'u işgal ettiklerini bildirdiler. Bu zamandan sonra İstanbul'da yaşayanlar bazı insanlar çürüme, bazı insanlar için acı dolu bir süreç başladı. Bu dönem İstanbul'da okumuş ve işgal süresince İstanbul'da çalışmış olan İ.Hakkı Sunata'nın gördüklerini, duyduklarını ve okuduklarını o dönem İstanbul'u günlüklerine yazmış. Kitapta Osmanlı Devletinin durumunu birici elden nasıl gözüktüğüne burada şahit olacaksınız. Savaştan sonraki yıkılmışlığı, bu yıkılmışlık içinde yeniden hayatlara devam etme çabalarını okuyacaksınız. Devlet yönetimindeki insanların nasıl aciz olduklarına tanık olacaksınız.




İtilaf donanmasını karşısında görenler bazıları sevinmiş, bazıları derin üzüntüye kapılmış, bazıları köşklerinden korkuyla bakmış, bazıları da "geldikleri gibi giderler diyerek" aynı düşüncedeki kişilerle bu gemileri geri göndermişlerdir. Bizim tarihimiz içinde yaşadığımız büyük şoklardan bir tanesidir. Tarih boyunca yenilmişiz, ölmüşüz, başka topraklarda yeniden devlet kurmak zorunda kalmışız ama işgal altında esir yaşamamışız. Bunu görmek, büyük ve güçlü bir Türk İmparatorluğundan sonra bunları yaşamak derin üzüntü ve etki yaratmış.

İstanbul da durumun nasıl kötü ve dışarıdan habersiz olduğunu bazı yerlerde bahsediyor yazar. Kurtuluş savaşı devam ederken orada olan biten hakkında fazla bilgi ulaşmadığını bildiriyor. Gayri müslimlerin hallerini ve yakın arkadaşlarının davranışlarınıda nakletmiş. Kadınların o dönemde nasıl aktif rol oynamak istediklerini ve kadınların bu davranışına karşı gösterilen tutumu da aklımda kalanlardan. Kitap bir günlük olduğunu tekrar hatırlatayım. İstanbul'un işgal edilmesinden kurtuluşuna kadar olan süreci bize aktarmakta. Hükumetin durumu, yaşam koşulları, öğrenim hayatı, günlük hayat vs gibi bir çok konuda bize bilgiler vermekte. O günün şartlarının nasıl olduğunu görmek ve anlamak için güzel bir eser. İstanbul'un işgal yıllarındaki halini görmek için mutlaka okuyun derim. Bizde bazı insanlar hayal görürken gerçek nasıl yaşanmış.






Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...