Enver Paşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Enver Paşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2014 Pazar

Trablusgarp Savaşı ve 1911-1912 Türk-İtalyan ilişkileri





Trablusgarp savaşı konusuna okumaya devam ediyorum. Bir konu hakkında okuma karar verdiğim zaman yabancı yazarların o konudaki kitaplarını ve Türk yazarların o konudaki kitaplarını özellikle araştırıp okumaya çalışırım. Bu iki taraflı okuma negatif ve yanlı düşünceleri ortadan  kaldırmak için yapıyorum. Hemde bizimle ilgili olaylarda Avrupa'nın bakış açısı ile, Türk bakış açısını karşılaştırma imkanı sağlıyor.

Bu kitapta artık diplomatik ilişkilerden daha çok bizim içimizde gerçekleşen olaylar ile Trablusgarp Savaşı anlatılıyor. Diğer kitap konuyu diplomasi çerçevesinde anlatılıyordu. Bu kitapta nelerin olduğu, nasıl olduğu, kimlerin hangi görevleri aldığı ayrıntısı ile anlatılmış.

Trablusgarp Savaşı başlamadan hemen önce Osmanlı Devletinin durumu artık iflas etmiş ve çökmekte olan bir devlet. Borçlar ve kapitülasyonlar almış başını gitmiş. Ordu ve donanmanın durumu kötü. Bunların yanında devlet görevlilerinin saflıkları, iş bilmezlikleri, çıkar ilişkileri de eklenince sorunları çözmek zorlaşmış. İtalyanlar aslında Trablusgarp'ı işgal edecekleri çeşitli şekillerde işaretlerini veriyorlar. Osmanlı Devlet adamları, yabancı yayınlar bu konuya değiniyor. Fakat Osmanlı Devleti yönetimi bu uyarıları görmeyerek İtalyanların onları kandırmalarına izin vermişler. Savaş ilan edildiğinde ise çok büyük şaşkınlık yaşamışlar. Tabi elde para yok, donanma zaten 30 yıl önce çürümeye bırakılmış, Trablusgarp da ki birlikler Yemen bölgesindeki ayaklanmayı bastırmaya gitmiş. Bu kadar olumsuzluk içinde birde devlet yönetimindeki kişilerin savaşmak ve savaşmamak diye ikiye ayrılması da eklenince istemeden de olsa savaşın içine sürüklendik.

Osmanlı Devleti ne kadar Trablusgarp savaşında savunmaya yardım yapmak istese de bunu başaramıyorlar. Deniz yollarının tamamen İtalyanların elinde olması, Avrupa devletlerinin yardıma yanaşmaması işi çok zora sokuyor. Anca bir vapur silah ve mühimmat gönderiyor ki onunda macerası tam macera. Bu koşullarda Osmanlı Devletinin genç subayları aynı zamanda İttihat ve Terakki Cemiyeti önde gelenleri kendi aralarında anlaşarak gizli yollardan direniş göstermek için Trablusgarp'a geçiyorlar. Bunlar arasında Enver Paşa, Mustafa Kemal, Nuri Bey (Conker), Ali Fethi Bey (Okyar), Fuat Bey ( Bulca), Halil Paşa (Enver Paşanın amcası), Nuri Bey ( Enver Paşanın kardeşi) , Ekrem Bey , Albay Neşet Bey en ünlü olanları Trablusgarpa geçen kişiler arasında. Bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar  savaştan savaşa koşacak insanların bir kısımını oluşturuyor. Osmanlı Devleti çökmesin diye gösterdikleri gayreti, sonrasın da elde kalan son toprağımızı da kaybetmeyelim çabası, bu insanların hayatlarını sürekli mücadele ile geçiriyor. İnsan tarihi bir bütün olarak okuyunca daha iyi anlıyor bu insanların durumunu.

Mustafa Kemal Mısır'dan geçerken ağır ateşleniyor, burada bir hafta dinlenip tekrar savaşa katılıyor. Fakat tekrar savaş sırasında hastalığın ortaya çıkması sonucu Avrupa'ya tedaviye gitmek zorunda kalıyor.

Trablusgarp'a gelen Türk subaylar oradaki kalan Osmanlı Ordusunu ve Arap aşiretlerini askeri bir düzene içine sokuyorlar. İmkansızlıklara rağmen İtalya gibi teknik ve donanım bakımından güçlü olan bir devlete karşı başarılı şekilde savaşmışlar. İtalyanlar Araplara propaganda yapıyorlar o dönemde. Hangi klasik söz var ya "Biz size özgürlük getirmek istiyoruz, Padişahın egemenliği altından kurtarmak istiyoruz" lafları söylemişler. Uçaklarla broşürler atmışlar. Ama en sonunda kıyı şeridinin içlerine geçemeyince, donanma ile kasabaları topa tutmuş, girdiği kasabalarda kadın, çocuk, yaşlı demeden herkesi öldürmüşler. Batının tutumu tarih sahnesine girdiklerinden bu yana hiç bir zaman değişmemiştir. Bundan sonrada değişmeyecek. Zaten günümüzdeki savaşları gördüğümüzde de değişmediğini görmektesiniz. Bu konuya ileride değineceğim okuduğum kitaplarda.

Balkanların kızışmaya başlaması Osman Devletini İtalya ile bir anlaşmaya varmaya zorlamış. Tabi kitaplarda bu serüvende anlatılıyor. İtalyanın neler yaptığı da. Burada ilginç olan antlaşma yapıldığında Trablusgarp da ki kimsenin bundan haberi olmaması. Padişah üç kere savaşı bırakınız diye hatt-ı hümayün yayınlıyor. En sonunda bir İtalyan askeri beyaz bayrak eşliğinden antlaşmanın kendisi ile bizim Türk birliğine haberi getiriyor. Yinede kimsenin savaşı bırakmaya niyeti yok. Fakat Balkan Savaşının başlaması ve Trakya bölgesinde hızlı ilerlemesi nedeniyle buradaki Türk subaylar savaşı bırakmak zorunda kalıyorlar. Bir çok Türk subayı geri dönüyor fakat burada kalan bazı Türk askerler ile örgütledikleri Arap aşiretleri İtalyanlara uzun zaman boyunca kök söktürüyorlar. Daha sonra bu Arap aşiretlerinin lideri kılıç kuşanmak için Türkiye'ye geldiğinde Atatürk kendisinden büyük övgü ile bahsediyor.

Bu konu hakkında yazılan kitaplar gerçekten çok az. Merak edenler hocanın yayınladığı bu kitabı okuyabilirler. Hocada zaten aynı sorunu dile getiriyor kitabında. Kitabın birinci baskısı baya önce yayınlanmış, bu ikinci baskısı. Fakat o zamandan bu zamana konu hakkında araştırmalar yapılmamış. Hoca kitapta İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yayın organı olan Tanin gazetesinden epey yararlanmış. Bunun yanında o zaman ki arşiv belgeleri, hatıratlardan da yararlanmış. Burada benim yapacağım tek eleştiri Abdülhamit Han'ın hatıratını kaynak olarak göstermesi. O zaman sahte olduğu biliniyor muydu bilmiyorum. Ama ikinci baskısı günümüze yakın olduğu için artık bu konu açığa çıktığından bu hatıratın kaynak gösterildiği yerden çıkarılması uygun olurdu. Ama hoca bunu yapmamış, hatırattan alınan bu kısım sadece bir yerde geçiyor. Fakat yinede ilmi bir çalışma için uygun kaçmıyor. Bunların dışında kitap bu konuda yapılmış az çalışmalardan. Bu konu hakkında bilgi edinmek için güzel bir kaynak.


Not: Tekrar belirtmekte yarar var. Abdülhamit Han'ın hatıratı sahte.


29 Ekim 2014 Çarşamba

Trablusgarp Savaşı ve Türk İtalyan Diplomatik İlişkileri






Mustafa Kemal Atatürk'ün tarih sürecinde aldığı yolları bende onun izinde fazla dallandırmadan takip edeceğimi daha önce yazmıştım. Mustafa Kemal'in ikinci kez bu kez sürgün olarak değil İtalyanlara karşı savaşmak için geldiği Trablusgarp 1911-1912 savaşı incelemek için bu kitabı okudum. Kitapta Mustafa Kemal yada diğer Türk subaylardan fazla söz edilmiyor. Daha fazla Enver Beyden söz edilmekte. Buda o dönemi okuyanlar bilecektir. Zaten ilk başta Mustafa Kemal Trablusgarp'a gelir ve ordu içinde aktif görev alarak yükselir. Fakat Enver Bey'in gelmesiyle birlikte Mustafa Kemal tekrar geri plana atılır. Bu iki tarihsel şahsiyetin bir biri ile uyuşmaması Selanikte İttihat ve Terraki Cemiyeti toplantılarında başlar. Daha sonra Enver Bey'in Cemiyet içinde güç kazanması, Meşrutiyeti ilan edilmesi, anayasanın tekrar yürürlüğe girmesi ve meclisin tekrar açılması olaylarının hepsi Enver Bey'e mal edilir. Buda hem İttihat ve Terraki Cemiyeti içersinde, halk içinde hemde Osmanlı yönetimi içersin de Enver Bey'e bir güç ve tanınırlık sağlar. Bundan sonrada uyuşmadığı Mustafa Kemal ve yakın arkadaşlarını uzak yerlere görevlendirerek onları engellemeye çalışır. Aynı durum Trablusgarp savaşında da Mustafa Kemal'in geri plana itilmesinin sebebi budur. 

Mustafa Kemal'in Trablusgarp yolunda, Mısır da rahatsızlanması daha sonra Trablusgarp'a geçmesi ve tekrar rahatsızlanması sonucu Trablusgarp'ı terk etmesine neden olur. Bu konulara bu kitapta fazla değinilmiyor. 


Tarih sürecinde hayret edilecek bir durum ki İtalya gibi bir devlete yenilmişiz. Bunun demekteki maksadım İtalya savaş tarihinde öncesi ve sonra 2.Dünya Savaşında ki duruma bakıldığında gerçekten İtalya çok kötü savaşan bir devlettir. Daha önce sömürge elde etme hevesi ile girdiği savaşlarda kabilelere yenilmiş bunun ezikliği ile yana yana sömürge arama durumunda bir devlettir o dönemlerde. Daha sonra da 2. Dünya Savaşında bakıldığında da bu kadar aciz ve beceriksiz bir devlet görülemez. Kitapta bu konuyu hukuksal şekilde açıklayan yazar İtalyanın durumunu iyi şekilde anlatmış. İşte Osmanlı Devleti bu savaşmayı bilmeyen devlete aslında tam yenilmek sayılmaz ama savaşı kaybetmiş sayılarak toprakları bırakmıştır. Bunun yanında 12 adalarda gitmiştir. Bunda Balkan Harbinin başlamasının da büyük etkisi vardır. 

Abdülhamit Hanın yaptıkları, Osmanlı Devletinin mali durumu, İttihat ve Terakki Cemiyetinin iş bilmezliği ve yöneticilerinin hayal peresliği, Avrupa devletlerinin Osmanlı toprakları üzerindeki oyunları bizim Afrika da ki son toprağımızın kaybetmeye, üstüne de Ege adalarını da vermeye sebep olmuş. Kitabı okuduğunuzda şunu göreceksiniz ki göz göre göre toprağı kaybetmişiz. İtalyanların bu toprak üzerinde ki emelleri ve Roma elçiliğinin uyarıları pek göz önüne alınmamış. Tabi tam Trablusgarp savaşı sırada Balkan Savaşının patlak verince mecburen anlaşma yapılma yoluna gidilmiş.

Trablusgarp savaşı konusunda fazla bir yayın yok. Kitabın yazarı gerçekten güzel bir araştırma yapmış. Hem Osmanlı arşivini, Osmanlı subaylarının ve devlet adamlarının hatıratlarını incelemiş. Hemde İtalyan arşivlerini ve subayları ile devlet adamlarının hatıratlarını incelemiş. Savaş kısmından ve Trablusgarpta ki Osmanlı askerlerinin savaşından pek bahsetmiyor. Genel olarak o dönemdeki diplomatik durumun ve dünyanın siyasi durumu hakkında bilgi veriyor. Adım adım savaşa ve barışa giden yolda dünya devletlerini, İtalyayı ve Osmanlı Devletini izleyerek gidiyorsunuz. 1. Dünya Savaşı öncesi Avrupa'nın durumunu, Osmanlı Devletinin durumunu çok iyi görme imkanı sunuyor. Yazar olaylara gösterdiği tutum ise bana yanlı gelmedi. Kitabın dili akıcı ama yine söyleyeyim diplomatik anlatım olayların ve durumların üzerinden gidiyor sürekli. Bu savaşı merak edenlere ve Osmanlı Devletinin bu dönemini okuyacak olanlara kitabı tavsiye ederim. 


Cumhuriyetimizin 91. yılını kutluyoruz. Ben buraya ne yazsam ne paylaşsam herkes sosyal medya aracılığı ile yapıyor. Sadece şunu demek isterim devletsiz, vatansız ve işgal altında olmanın ne demek olduğunu unutmayın. Sözü üstada bırakıyorum. Bayramınız kutlu olsun.


Sevgili Gençler! Cumhuriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için Afganistan'ı, Irak'ı, İran'ı, Pakistan'ı, Emirlikleri, Suudi Arabistan'ı, Suriye'yi, Mısır'ı, Libya'yı, Tunus'u, Cezayir'i, Fas'ı, Afrika'yı düşünün. Cumhuriyetin önünde hazır bir model yoktu. Yolunu düşünerek, arayarak, deneyerek açtı. Şartlardan, ihtiyaçlardan, imkanlardan, tarihten yararlandı. Para yok, kredi yok, yetişmiş  insan yok, uzman yok, araç-gereç yok. Osmanlıdan borca batık bir miras kalmış. O altın kuşağın iki gücü vardı sadece.Akıl ve yurtseverlik. Bu iki güçle yola çıktılar ve Mustafa Kemal ATATÜRK liderliğinde mucizeler yarattılar.TURGUT ÖZAKMAN(Zafer İlgün aracılığıyla)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...