Osmanlı İmparatorluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı İmparatorluğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2020 Pazar

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Tarihi Devamlılık


Bir  önceki Zümrüt Ayna kitabında Celal Şengör'ün Türk Modernleşmesi  hakkında iki makaleyi size okumanız için tavsiye etmiştim. Bir devletin düştüğü durumu görüp, kendisini düzeltmeye çalışmasını anlatıyordu. Vahdettin Engin'in bu kitabı da bu konuyu daha  da açarak bize son dönem Türk Modernleşmesi ve Türk devletinde ki devamlılığın nasıl olduğunu anlatmakta.

Daha önce Atsız'in Tarih, Kültür ve Kahramanlar kitabındaki makaleden bahsetmiştim. Aslında Türk tarihi bir devamlılık içinde sürdüğünü ve iki devletin var olduğunu Atsız bu makalede belirtir. Bunlarda bir tanesi Batı Türk Devleti, diğeri Doğu Türk Devletidir. Vahdettin Engin'de Türk devlet tarihindeki devamlılığı bu görüş üzerine temellendirerek bize anlatmaktadır. Türk tarihine geniş bir şekilde baktığınızda da aslında  sürekli bir devamlılığın olduğunu sadece hanedan değiştiğini göreceksiniz. 

Türkiye de artık kronikleşmiş bir fikir sakatlığı mevcut. Yazar kitap da  buna da değinmekte. Bazı kesimler Osmanlı imparatorluğunu yere göğe sığdıramayıp, Cumhuriyet devrini yermesi.  Bazı kesimlerin Cumhuriyet dönemini göğe çıkartıp, Osmanlı İmparatorluğunu yermesi. Bu iki düşünce de çarpıktır, sakattır. Siyasilerin ve siyasi düşünceler ile kirlenmiş kişilerin ortaya attığı dayanağı olmayan tarihi fikirlerin peşinden koşmamak gerekiyor. Siyasi düşünceler ile kirlenmiş zihinler kendi görüşlerinin doğruluğunu kanıtlamak için sanal bir tarih yaratıp onu insanlara sunuyorlar. Gerçekten tarihi belgeler ile ve karşılaştırmalı okursanız bunların sunduğu tarihin gerçek olmadığını anlayacaksınız.

3.Selim şehzadeliği döneminde devletin kötü durumunu fark etmiş. Çözüm yollarını düşünmeye ve aramaya başlamıştı. Tahta oturduktan sonra ve Osmanlı-Rus  savaşında 120  bin Osmanlı  askerine karşı 8 bin Rus askerinin Osmanlı askerlerini bozguna uğratması 3.Selim artık işlerin eski düzen gidemeyeceğini anladı. Bunu üzerine ilk olarak orduda daha sonra devlet  işlerinde geliştirmeler yapmaya karar verir.  Bu düzenlemeler Nizam-ı Cedid isminde askeri ve devlet işlerinin daha modernleşmesi olarak yazar aynı isimle iki farklı kola ayırıyor. Nihayetinde devletin bu modernleşme çalışması belli yol alsa da 3.Selim'in öldürülmesi ile sekteye uğradı. Şuan kullandığımız kırmızı üzerine ay yıldız bayrağın kullanılmasını sağlayan ilk devlet başkanı da Sultan 3.Selim dir. 

3.Selim'in şehit edilmesi sonucu ardından gelen 2.Mahmut'da aynı düşüncede idi. Zamanını bekleyerek bir çok alanda modernleşme hareketi yaptı. Kendisi uygun zamanı bekleyerek kesin bir şekilde yenilikleri yaptı.  Bunun sonunda yaptığı yenilikler kalıcılık sağladı ve sonraki döneme geçti. Sultan Abdülmecid  aynı yolu devam ettirerek tanzimat ve ıslahat fermanlarını ilan etti. Osmanlı Devletinin gelişmesi bir yola girmişti fakat halen Avrupa devletlerinin gerisinde idi. Artık bireylerinde devletin gelişmesi gerektiğini savunan gruplar ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan ilki Yeni Osmanlılar hareketi başladı. Bu hareket parlementer bir sistem ve anayasa istiyordu. I. Meşrutiyet'in ilanı ve ardından II. Meşrutiyet'in ilan edilmesi ile süreç devam etti. Bu süreçte tahta çıka Abdülhamit bir çok yenilik de yapmıştır. Abdülhamit'in açtığı okullarda yetişenler daha sonra ülkeyi kurtarmak için Milli Mücadeleyi başlatıp, Cumhuriyeti kuracaklardır. 3. Selimden itibaren başlayan devleti modernleşme hareketi uzun bir süreç alarak devlet yönetiminin cumhuriyet sistemine geçmesini sağladı. Cumhuriyet ilan edildikten sonra yapılan inkılap hareketleri ile modernleşme çalışmaları devam etti.

Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine doğal olarak bir çok kurum devamlılığı sağladı. Kitap da bu süreci Vahdettin Engin detaylı ve sade bir dille anlatıyor. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Tarih kulaktan dolma bilgilerle değil kitaplarla, belgelerle öğrenelim. 

İnkılaplar ile başlayan modernleşme hareketi çok partili sisteme geçtikten sonra sekteye uğradı. Benim kanımca Türkiye halen modernleşme sürecinin içinde. Tarihten ders alıp bu süreci hızlandırıp Atatürk'ün dediği gibi Muasır medeniyetlerin ötesine geçmesi gerekiyor. Yoksa Osmanlı imparatorluğunun yaşadığı sıkıntıların aynısın biz tekrar yaşarız.


1 Kasım 2020 Pazar

Zümrü Ayna

 


Celal  Şengör'ü tv kanallarında bilim ve tarih   konularını takip edenler bilir. Kendisi ülkemizin nadide bilim insanlarından bir tanesi. Bilim kariyeri olarak aslında olması gereken fakat  Türkiye'de ki üniversite akademisyenlerin vasatlığı görününce kendisini ister istemez daha  yükseklere çıkarıyoruz. Kendisinin bilim kariyeri olarak  yine de yükseklerde bunu yanlış anlamayalım. Yaptığı çalışmalar, aldığı ödüller, çalıştığı kurumlar ve akademik yayınları ile Türk  bilim insanlarını temsil etmekte. 

Artık günümüzde bilim insanları olsun, özel sektörde çalışanlar olsun bir konuda uzmanlaşmayı, sadece o konu hakkında bilgi edinmeyi tercih ediyor. Günümüzde bilgi miktarının her geçen gün artığı bir çağda bu kabul  edilebilir  görünüyor. Fakat insanların bir konuda uzmanlaşması bilginin ve teknolojinin artığı bu devirde diğer konularda fazlaca cahil kalmalarına neden oluyor. Kişi kendi mesleği konusunda uzman olmalı, bunun yanında bir iki konuda da bilgi edinmelidir. Tıpkı eski bilginler gibi. Size onları tanıtırken matematik, felsefe, tarih, astronomi vs konularda bilgi sahibidir derler. Celal Şengör de kendi uzmanlık alanı dışında bir çok konuda bilgi sahibi bilim insanlarından. Bunların içinden bir tanesi de tarih.

Celal Şengör'ün bu kitabı Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisinde 1999  yılında yayınlanmış  makalelerinden oluşmakta.  Makalelerin konusu bilim ve düşünceler üzerine, kişiler, tarih, olayları içeren çeşitli makaleler bulunmakta. Makale şeklinde toplanmış kitaplar genelde fazla aklımda kalmaz nedense fakat burada  iki makale dikkatimi çok çekti. Anlatım şeklide hoşuma gitti. Daha önce anlatılan olay örgüsünü tarihin içinde hiç bu şekilde okumamışsınızdır. 

Tarih içinde ki olayların ansızın olmadığını bazı olayların zaman içinde gelişerek sonlandığını görürsünüz. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa devletleri karşısında teknik olarak geriye düşmesinden sonra bazı Padişahlar çözüm yolu aramaya başladılar.  Sultan 3. Mustafa'nın kurduğu imparatorluk deniz mühendislik okulu sonraki padişah 3. Selim tarafından devam ettirilip imparatorluk kara mühendislik okulu, daha sonra daha modern Nizam-ı Cedid birliğini kurdu. Fakat  yeni  çeriler ve yobazların isyanları sonucu padişah şehit oldu. 3. Selim'in başlattığı yoldan giden Sultan Mahmut daha kararlı ve azimli yol izleyerek amca oğlunun karşılaştığı sorunları kesti attı. 1795'de başlayan yenilenme çalışmaları başlangıcı bu kitaptaki makalede bulunuyor. 

2.Mahmut çok genç  yaşta padişah oldu. Kendiside 3.Selim  gibi  yenilenme taraftarıydı. "Avrupa'ya benzemezsek Asya'ya çekilmeye mecbur kalırız" demişti. Fakat  kendisinin tahta geçtiği zaman yenilik hareketlerini devam ettirmeye müsait değildi. 3.Selim'in başına gelenleri çok iyi biliyordu. Dönemin alimlerinin yoldan çıktığı, devlet düzeninin  bozulduğu, her işte rüşvetin döndüğü, yeni çetelerin haraçgüzar olduğu, paşaların bölgesel tiranlara dönüştüğü dönemde  isyanlar ile boğuşan 18 yıl sonunda yaptığı hazırlıklar bitince yeni çerileri ve onlarla birlikte çürüyen yapıyı yıktı. Top  ateşiyle yeniçerilerle  birlikte ocağı yok etti. Önünde engel kalmayınca yenileşme hareketlerine başladı. 1975 de başlayan yenileşme hareketini  Mustafa Kemal Atatürk  1923 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisini açtıktan sonra inkılap hareketleri  ile devam ettirdi. Fakat yine tarih tekerrür etti. Alimlerin dejenerasyonu, yobazların artması, devlet düzeninin bozulması, dış güçlerin devlet işlerine karışmasına izin verilmesi sonucu yenileşme hareketi sekteye  uğradı. Tarihi olayların zaman içindeki olay  örgüsü gelişmesi ne kadar zaman aldığını gösteriyor bu iki makale bize. Aslında 1795'de başlanan bir hareketin zaman içinde nasıl geliştiğini, ne gibi zorluklar çıktığını  ve nasıl başarıldığını gösteriyor. Bu bakımdan çok önemli.

Diğer makalelerde benim ilgimi çeken Ömer Hayyam üzerine olan. Kendisi matematik üzerine  olan etkisi meşhur. Yine Osmanlı zamanında kaybolmuş bir mucit Lagari Hasan Çelebi ilk deniz altıyı yapan kişi. Ama ne yazık ki o dönemde ilgi ve devam gelmeyince tarihte kaybolmuş. Kimse de  bilmiyor, aynı Takuyittinin bir zamanlar ki gözlem evi gibi.

Son olarak akılında kalan Atatürk'ün başlattığı Türk Tarih Tezi hakkında. Bir görüşü körlemesine takip etmek demek bağnazlıktır. Günümüzde Atatürk'ün bazı çalışmalarını ve fikirlerini yeterli araştırma yapmadan körü körüne takip edenler var. Onu anlamak yerine inanmayı tercih ediyoruz. Türk  Tarih Tezi güzel çalışmalara vesile olsa da ilk ortaya atıldığı zaman yeterli çalışma yapılamamış. Bu nedenle Atatürk tarafından eğitimden çekilip bilim adamlarının daha fazla üzerinde araştırma yapmasını tavsiye etmiştir. Kendisi de o zaman ki veriyi yeterli bulmamıştır. Bunda dolayı hala yayınlanan Türk Tarih Tezi kitabını doğru addetmek yanlıştır. Bu aynı Mu Kıtası olayına dönüşmüştür. Bu konuda da yeterli kanıt olmadığı için anlatılanlar kabul edilmiyor. Atatürk'ün sözlerini takip edin. " Eğer bir gün benim sözlerim bilim ile ters düşerse bilimi seçin." 

Kitaptaki makaleler kısa kısa fakat bilgi bakımından doyurucu. Her birinde farklı şeyler öğreniyorsunuz. Makale tarzı kitaplar konuların hepsi benim aklımda kalmıyor. Okuyucuya göre bu değişebilir. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Bir makalede ki konu sizi etkileyebilir, merak ettirebilir, bir kitaba yöneltirse bile bu güzeldir. 

13 Kasım 2015 Cuma

Yakın Tarihin Gerçekleri



Takip edenler bilir tarih'i kronolojik olarak okumayı seven bir kişiyim. Geçen sene Atatürk'ün hayatını ve Türkiye Cumhuriyeti kuruluş tarihini okumak için öne aldım. Bu okuma kolunda halen ilerlemekteyim. 2014 Tüyap fuarında İlber Ortaylı imza gününe denk gelip iki kitabını alıp imzalatmıştım. İlber Ortaylı'yı sevmeme rağmen ve Atlas Tarih de olan makaleleri dışında hiç bir kitabını bu zamana kadar okumadım. Bunun sebebi de kendisinin 20. yüz yıl tarihçisi olması. T.C. okuma kolunu oluşturmasaydım daha uzun süre kendisinin yazdığı kitapları okuyamayacaktım. Aradan bir yıl geçmesine rağmen bu kitabı okumak için yeni vakit ayırabildim.

Kitap makaleler şeklinde oluşmakta. Makaleler konu itibari ile İttihat ve Terakki zamanlarından başlayıp günümüz meselelerine kadar geniş bir yelpaze içeriyor. Güncel konular, tarih içinde sorunlu, çarpıtılmış konular üzerine çok güzel açıklamaları bulunmakta. Türkiye Siyasi tarihi içinde hayatı boyunca bazı şeylere şahit olduğu için bunları da aktarmakta. Menderes döneminde tarihi yapılara nasıl düşünülmeden yok edildiğini anlatıyor mesela. Kitabın içeriği bakımından popüler tarih diyebiliriz bazı açılardan. Fakat İlber Hocanın anlatımı ile de tam bir tarih dersi niteliğinde taşıyor. Her konuyu geniş ve etraflıca anlatımı ile bir çok başlıkta geniş bilgiler vermiş. Benim düşüncem tam emin olamadım dergide yazdığı makalelerinin bir araya getirilmiş hali olabilir. Çünkü kitapta anlatılanların kaynakçası yok. Bazı makaleler de soru cevap şeklinde. Hoca bir çok yerde makalelerde kitaplar ve makale ismi verse de bu yazı içinde geçen bir husus. Kitabın üslubu aynı İlber Ortaylı'yı televizyonda nasıl izliyorsanız öyle. Yalnız öyle konularda bilgi veriyor ki hayret ediyorsunuz bunların nasıl biliyor diye. Mesela kim Bulgar tarihini bu kadar detaylı bilebilir ki onların papazlarının yazdığı kitaplara kadar.

Atatürk'ün Bulgaristan da bulunduğu dönem genelde kısa olarak geçilir. Burada geçirdiği zaman içinde neler yaptığı konusunda buradaki bir makalesi bana bir kapı açtı. Bu zamanı da okumaya çalışacağım.

İlber Ortaylı kitapta size bazı kitaplar ve yayınlar okumanızı öneriyor. Bunları bulup okuyun derin bu kitabı okuduktan sonra. İstanbul işgal yıllarını anlatan Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Sodom ve Gomore adlı eseri bunlardan birisi. Bu kitaptan sonra onu okudum güzel bir eserdi. Burada roman tanıtmadığım için değinmeyeceğim. Fakat işgal yıllarındaki İstanbul'da ki bazı zümreleri güzel anlatmış. Bu romanı da tavsiye ederim. İstanbul işgal yıllarını anlatan bir hatırat ile devam edeceğim bu okuma koluna. Bu kitabı da okumanızı tavsiye ederim.  

Geçen senede ve bu senede imza kuyruğundayken aklıma takılan bir husus vardı. Gerçekten çok uzun sıra oluyor İlber Ortaylı standında. Bunca insan imzalattıkları kitabı resim için mi yoksa gerçekten okumak için mi alıyorlar merak ettim. Sanırım merakımı hiç gideremeyeceğim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...