Miken Uygarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Miken Uygarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2019 Salı

Deniz Kavimleri





MÖ 1200'lerde Anadolu da bulunan büyük Hitit İmparatorluğu, Mısır da bulunan büyük bir imparatorluk, Ege karasında bulunan Miken imparatorluğu ve Anadoludan Mezopotamya'ya doğru yayılmış irili ufaklı devletler. Bu devletler MÖ 1200'ler de büyük bir yıkılışa doğru gitmeye başladılar. Sonunda da yıkılarak tarih sahnesinden silindirler. Bu yıkılışın nedeni batıdan başlayan Deniz Kavimleri adı verilen topluluğun doğuya doğru göçünden dolayıdır. Büyük bir yıkım getiren getiren deniz kavimleri kim oldukları kesin olarak bilinmemekte. Bu kitapta bir devri sonlandıran deniz kavimlerinin kim olduklarını araştırmakta. 

Deniz kavimleri etkisi başlamadan önce bilinen dünyada üç güçlü devlet vardı. Bunları ikisine araştırmalarımda değinmiştim; Hitiler ve Mikenler. Diğer güçlü devlet ise kendini diğer devletlerin güneyinde ve uzağında, nil nehrinin verimli topraklarında ve dönemin iyi maden yataklarına sahipti. Bu üç büyük imparatorluk dolaylı ve direk olarak çeşitli zamanlarda bir biri ile temasa geçmiş. Mikenler, Minos uygarlığının çökmesiyle onların deniz ticaretini ve kolonilerini ele geçirerek Yunan karası, Akdeniz ve Ege adaları, Kıbrıs, Batı Anadolu, Mısır ve yukarı Mezopotamya'ya kadar geniş bir ticaret ağı oluşturdular. Troya şehrine saldırarak bu geniş ticaret ağını genişletmek istediler. Burada dolaylı olarak Hitit ve Anadolu da bulunan diğer kavimlerle etkileşime girdiler. Anadolu topraklarında ticaret vasıtası ile bir çok ilişkileri olsa da ilk defa savaş nedeniyle bu topraklara geldiler. Hitit imparatorluğu o dönemde büyük güce sahipti ve topraklarını gün geçtikçe büyüterek Kadeş de Mısırlılar ile savaşmaya kadar geldi. Dönem dönem Anadolu içerisinde bölge devletleri ile sorunlar yaşasa da onları zaman içinde kontrolü altına aldı. 

Mısır imparatorluğu kendi çağdaşı diğer imparatorluklar gibi sürekli mücadele ile geçen bir hayatları yoktu. Libya tarafından gelen akınlar olsa da kendi devletlerini sürekli taciz edecek güçlü komşulara sahip değildi. Nil'in oluşturduğu verimli deltaları kullanarak, madenleri işleyerek ve ticareti geliştirerek geniş bir imparatorluk kurdular. Suriye'ye kadar genişleyerek Kadeş'te Hitiler ile savaşa kadar geldiler.

Bu üç devletin güçlerinin en doruk noktasında oldukları MÖ 1200 civarında meydana gelen çeşitli olaylar sebebiyle iki tanesi yıkıldı. Mısır ise yıkılmaktan kendini zor kurtardı. Bu tarihlerde başlayan kuraklıklar Hitit devletini yiyecek tahıl dahi bulamayacak konuma getirdi. Mısır'dan tahıl talebinde bulundular. Hitit devleti bu durumda iken üç tarafından çeşitli saldırılara karşı gelmekteydi. Mısır iklim değişikliğinin etkisini nil nehri sayesinde daha hafif atlatmıştı. Anadolu da tahıl stokları azalırken Mısır tahıl ambalarlarını doldurmaktaydı. Bunu bilen Libya kabileleri açlığın gösterdiği etki ile sürekli Mısır sınırlarına saldırmaktaydı. Aynı durum Avrupa kabileleri içinde geçerli olduğu söylenmekte. Bu sebeple Avrupa kabileleri Miken topraklarına saldırmaya başladılar.

Deniz kavimlerinin bu dönemde ortaya çıkarak öyle şiddetli bir şekilde etkisini göstermiş ki çığ gibi büyüyüp etkisini Mısır'a kadar ulaştı. Miken ticaret kolonileri Mısır, Kıbrıs, Suriye kadar etkilerini gösterdi. O dönemde bu topraklarda bulunmayan bir kremik çeşidi ile bu göç yolunu takip edilebiliyor. MÖ 1200'de batıda başlayan farklı kremik türlerinin doğuya doğru takip ederek deniz kavimlerinin göç yolu ortaya çıkıyor. Aynı göç rotasında o bölgelerde yaşayanlardan farklı bir gömme geleneğinin de çıktığı gözlemleniyor. Bu kanıtlara göç yolunda bulunan şehirlerin yakılma ve yıkılma kalıntıları da eklenince ortaya büyük bir göç dalgası çıkıyor. Deniz kavimlerinin kim olduğu konusu tartışmalı bir konu. Batı Avrupa da başlayan kavimlerin Miken impratorluğunu yıkarak Anadolu ortalarına kadar gelmeleri, Anadolu da bulunan kavimlerin Mısır'a kadar karadan zorla göç etmelerine neden olmuş. Bunun yanında bir çok yere deniz yolu ile ulaşarak bu etkinin büyümesini sağlamışlar. Bazı kavimlerin isimler yazıtlarda ve arkeolojik kaynaklarda geçte. Yazarın görüşüne  göre deniz kavimleri Anadolundan gelmekte. Fakat karma yapıda oldukları gözüküyor.  Sonunda bu göç hareketi bir dönemin kapanmasına vesile oluyor. 

Daha önce size kitaplar ile anlattığım bu imparatorlukları ve deniz kavimlerini yazar arkeolojik araştırmalar ve o dönemden kalma yazılı kaynakları ile anlatıyor. Bazı yerlerde yazar tekrara düşmekte. Konu hakkında fazla bilgi olmaması nedeniyle bu durumun meydana geldiğini düşünüyorum. Bir dönemin kapanmasına neden olan bu olayı merak edenler için bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.

26 Ekim 2015 Pazartesi

Miken Uygarlığı ve Ahhiyawa



Minos ve Miken Uygarlıklarını merak edip okumaya başlamıştım. Minos Uygarlığı ile ilgili Türkçe bulunan tek kaynağı burada aktardım. Miken Uygarlığı ile de ilgili fazla bir kaynak olamadığı için olanları okuyarak ikinci kitaba geldik. Daha önce fark etmediğim yalnız şimdi farkına vardığım bir tarihi bağlantıyı da anlamış oldum. Merak ile başlayan bu okuma kolu aslında Troya'lılara saldıran Mikenlileri anlamak için güzel bir bakış açışı oldu. Bunun yanında tabi Yunan kültürünün gelişim çağlarını öğrenmek içinde. Burada Yunan kültürü derken onların dediği gibi Minos Kültürü onlara ait değildir. Bunu Minos Uygarlığı yazısında aktarmıştım. Yunanlılar dünyada kültür yağmacılığı yapan, bunu dünyaya kendilerinin olduğunu iddia eden ve Avrupayı buna inandıran tek millet. Yada Avrupa bilerek görmek istemiyor, bu daha akla yatkın. Bununla ilgili araştırmaları zaman içinde burada sunacağım.

Akhalar Yunanistan karasına MÖ 1650 dolaylarında gelerek, Miken bölgesinde bulunan halkları yönetimleri altına aldı. Burada gelişerek ve etraftaki kültürler ile bağlantı kurarak kültürlerini geliştirdi. Bir diğer görüşte Miken bölgesindeki halkların kültürlerini benimsedikleridir. Denizcilikte gelişmeye başlamaları ile birlikte; Anadolu, Mısır, Yunan karası ve çevre adalar hatta Minos Uygarlığı ile irtibata geçtiler. Ticaret, kültür ve çeşitli ustalıkları öğrendiler ve kendi topraklarına taşıdılar. Giderek güçlenen bu kültür Minos Uygarlığının yaşadığı çeşitli doğal felaketler sonucu zayıflaması ile, Girit'i kendi hakimiyeti altına aldı. Minos Uygarlığı kitabında bunun nasıl olduğu daha tartışmalı olarak verilmiş. Mikenler savaşçı olarak nitelenen bir toplum ve çok katı bir sosyal düzenleri var. Minos Uygarlığının bu doğal felaketler sonucunda zayıflaması ile işgal etmiş olabilirler. Diğer ihtimal ise evlilik yoluyla olduğu düşünülüyor. MÖ 1400 Minos Uygarlığının çökmesi ile burayı ele geçiren Mikenler, çok büyük bir ticaret ağına ve gelişmiş bir kültürü ele geçirmiş oldular.


Haritayı biraz açıklama ihtiyacı duydum. Koyu kahve ile gösterilen Ege denizinde bulunan adalar MÖ 2500 - 1900 Kiklad Adalar kültürü, Toprak kavesi (Girit Adası) MÖ 2000-1400 Minos Kültürü, Kum kahvesi ile çizilen sınır alanı MÖ 1600 - 1100 Miken kültürü ve kendi bağlı olan bölge. Eski Çağ Uygarlıklarını düşünürken Miken, Minos, Troya, Hitit, Ur gibi isimler kullanıyoruz. Buraları bugünkü anlayış ile düşünmemek gerekiyor. Bu bahsedilen yerlerin hepsi bir şehirdir ve kendi etki ettikleri bir alan vardır. Haritadaki kırımızı alan Mikenlilerin etki alanı.


Bu miraslardan en büyüğü ekonomik olarak miras aldıkları ticaret yolları ve ilişkileri oldu. Bu Mikenlilerin hızla büyümelerine ve güçlenmelerini sağladı. Diğer en büyük etki ise Minos Uygarlığı'nın geliştirdiği Linear A yazısını kendi dillerine uyarlamaları oldu. Bu yazı tipine Linear B yazısı denmekte ve günümüzde çözülmüş kabul edilmekte. Fakat halen bazı şüpheler var. Yapılan kazılarda çıkan tabletlerin deşifresi neticesinde tabletlerde daha çok ekonomik faaliyetlerin kaydının tutulduğu belirlenmiş. Kendi dönemlerindeki medeniyetlerin aksine hiç kral yıllıkları, devlet sistemi, dini yazılar gibi bilgileri yazıya geçirmemişler. 

Mikenlilerin devlet sistemini, dinlerini ve neye inandıkları arkeolojik olarak anca belirlenebiliyor. Bunlarda tabi diğer medeniyetlerde olduğu gibi açık şekilde olmuyor. Yazılı kaynak gerçekten çok şey ifade ediyormuş. Minos ve Miken'i okuduktan sonra bunu anladım. Miken şehirlerinin en belirgin özelliği şehirlerin büyük surlarının olaması. Yöneticinin ise tam korunaklı bir kalede şehir içinden bile ulaşılması zor bir kalede yaşaması belirgin özellikleri.

Miken 

Miken Uygarlığı bilindiği gibi Troya'ya saldırarak buradaki savaşı kazanmış ve o dönem Troya'nın sonunu getirmiş. Bu konu Troya konusunda değineceğim. Hızlı bir yükselişten sonra MÖ 1200'lerde Dor yada Deniz Kavimleri istilası sonucunda yok olmuşlardır. Daha sonra bu şehirlerde kimse yaşamamış yada nüfus çok fazla düşmüş. 

Elimizde Miken Uygarlığı ile ilgili fazla bir kitap yok. Birinci kitap bu uygarlığın nasıl bulunduğunun hikayesini anlatıyordu. Bu kitap ise daha ayrıntıya giriyor. Fakat dediğim gibi yazsının olmaması çok şey değiştiriyormuş gerçekten. Sadece kremik ve arkeolojik buluntulara göre bir medeniyeti incelemek biraz yavan kalıyor. Merak edenlere bu kitabı okuyabilirler. 

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Agamemnon Mezarı - Miken Uygarlığı




Eski Medeniyetleri okuma kolunda bizi aslında pek ilgilendirmeyen. Fakat merakımı uyandıran bir konu var. Minos Uygarlığı (Girit) ve Miken Uygarlığı dır. Minos Uygarlığı ile alakalı kitaba daha erişmediğim için ona geçemedim. Aslında Ege Bölgesi Uygarlığı içinde ilk Minos Uygarlığı ortaya çıkıp geniş bir alana hükmetmiş ve deniz üzerinden ticaret kolonileri oluşturmuş. Gelişmiş bir medeniyet olup farklı bir yazı kullanmaktadırlar. İstediğim kitaplara eriştiğimde bu medeniyet ile ilgili de yazacağım. Miken Uygarlığı beni neden merak ettirdiği konusu; birincisi bu uygarlık Troya'ya saldıran Agamemnon'un içinde bulunduğu konferederasyondur. İkincisi ise Yunanlılar kendi atalarını buraya bağlamaktadırlar.

Miken Uygarlığı ile alakalı ne yazık ki fazla bir yayın yok. Olanlardan ilki bu kitap. Kitapta Miken Uygarlığı ile alakalı tarihsel, arkeolojik, toplumsal bilgilerini vereceğini düşünürken çok farklı bir kitap karşıma çıktı. Kitap daha çok Miken buluntularının bulunma hikayesini ve sonrasını anlatıyor. 
Heinrich Schliemann
Troya buluntularını keşfeden ünlü arkeolog Heinrich Schliemann'ın kimsenin çözemediği şans eseri bulduğu mezar zinciri ile başlayan ve sonrasında efsane haline dönen Miken Agamemnon Mezarını keşfediyor. Burada mezar içinde ölülerin yüzlerinin üzerinde bulunan maskeler Schliemann'ın burayı soyluların mezarı olduğu düşüncesine sevk ediyor. En son bulduğu içi mücevherler ile dolu mezar ile bu mezarların soylu mezarı olduğunu ve Agamemnon'un mezarının da bulunduğunu ilan ediyor. Schliemann'ın bilimsel olmayan sunumları, arkeolojik tahrip içeren kazıları, buluntuları kendine göre yorumlaması gibi bir çok kötü etken sonucunda Miken Uygarlığı Yunanlıların atasıdır miti uzun süre buraya gelen turistlere söyleniyor. Schliemann'ın bir çok yerde Troya'nın vazgeçmez kaşifi olarak tanıtılması hep onun hayalleri peşinde koşan bir insan olduğunu ve iyi bir şey yaptığını bize gösterdiler. Ama bu kadar tahrip edici kazı uygulamaları ve yanlış bilgi içeren sunumları, yanlış beyanları olduğu söylenmemişti.
Kuyu Mezarda Bulunan Maskelerden Bir Tanesi

Bu şekilde başlayan macera bu bölgede yapılan çalışmalar sonucunda mezarların Troya dönemiden farklı bir zamanda olduğunu kanıtlamış. Daha sonra yapılan sistemli çalışmalar ve kazılan yerlerin tekrar kazılması ile mezarların Troya Savaşından 300 yıl sonrasına ait olduğu ve farklı zamanlarda gömüldükleri anlaşılmış. 
Buda Schliemann'ın ortaya attığı ve Yunan müzelerinde halen yazan metinleri çürüttü. Yapılan ilk kazılarda yazı ile ilgili hiç bir veri bulunamaması araştırmacıları düşündürmüş. Çünkü bu bölgede Mikenlerin yükselmesinden önce bölgeye hakim olan güçlü bir Minos Uygarlığı vardı. Bu uygarlık Liner A denilen bir yazı sistemi kullanıyordu. Halen bu yazı çözülmüş değil. Bundan dolayı araştırmacılar bölgede yazı olabileceğini düşünmüş. Kazı çalışmalarının ilerlemesi ile sonunda tabletlere ulaşılmış. Bulunan yazı sistemi yalnız Liner A dan farklı bir sistem olduğu için bu yazı sistemine Liner B adı verildi.  Tabletler üzerinde yapılan çalışmalar da zorlayarak da olsa Eski Yunanca olduğu savunuldu. Bu konu halen tartışmalı olsa da şimdilik durum bu. 

Bir anda yükselen bir medeniyet bir anda çöken bir medeniyet. Peki bunların etkisi neydi. Gerçekte bunlar kimlerdi gibi sorular benim aklıma yine yanıtlanamadı. Bir sonraki kitapta daha tarihsel ve arkeolojik verilerle desteklenmiş bir çalışma bulmayı umuyorum. Bu kitapta dediğim gibi Miken Uygarlığının bulunma hikayesi ve sonrası anlatılmış. Bunun yanında kitapta yapılan alıntıların hiç biri dip not olarak sunulmamış. Sanki roman yazıyorlar. Bu ya yayıncının hatası yada yazarın. Kitap sonunda bu notları vermiş ama ne nerede belli değil. Bu konu hakkında pek okunmasını tavsiye etmiyorum fakat Schliemann'ın nasıl bir insan ve  araştırmacı olduğu konusunda aydınlatıcı oldu.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...