Mısır Uygarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mısır Uygarlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2021 Pazar

Tunç Çağının Sonu



 Tunç çağının MÖ 1200'lerde büyük bir yıkım ile son bulmasını daha önce size Deniz Kavimleri kitabı  ile anlatmıştım.  Genel kanı kimliği  belirli olmayan,  denizden gelen deniz kavimleri  diye adlandırılan bir göç dalgasının, Tunç çağı devletlerini yok ettiği ve aralarında sadece Mısır imparatorluğunun ayakta kaldığıdır. Bu kitapta Robert Drews Tunç çağının sonlanması hakkında diğer tezlerin aksine bir fikir  öne sürmekte. 

MÖ 1200 yılında gerçekleşen büyük  yıkımdan sonra MÖ 1000'lere kadar tarih karanlık olarak geçti ve yeni toplulukların çıkması zaman aldı. Yıkımın büyüklüğü aşağıdaki haritada daha net anlaşılmakta. 



Yazar başlıklar altında, deniz kavimlerinin meydana getirdiği bu yıkım konusunda daha önce ki tezleri ve kanıtları sıralayarak çürütmeye çalışmakta. Bu tezler hakkında ki düşüncelerini şu şekilde sıralamakta;

- Depremler (doğal afetler) Yunanistan'dan başlayıp, Anadolu, Kıbrıs, Mısır ve Orta Doğuyu etkileyen bir depremin bir anda olamayacağını, bu olaya ilişkin bir kanıtında bulunmadığını, bölgesel olarak meydana gelen doğal afetlerin olduğu ama bu kadar büyük çaplı bir felakete dair bir iz olmadığını belirtmekte.

- Yazar, göç tezine karşın o devirde bu kadar büyük çaplı bir göçün olmadığı, çeşitli araştırmacıların öne attığı Dorların göçünün ve Friglerin Anadolu'ya gelmesinin deniz kavimleri olamayacağını belirtiyor. O dönemde tek göç hareketini, Filistinlilerin Lidya'dan Mısır'a gerçekleştirdiğini, bunu da III. Ramses'in durdurduğunu belirtmekte.

- Sistem çökmesi üzerine incelediği görüşlerde bu tezin mümkün olmadığını, bunun sebebinin ise bu kadar büyük çaplı bir çökmenin olamayacağını savunuyordu. Kuraklığın ve deniz ticaretinin sekteye uğramasının, Tunç Çağı krallıklarının kendi zayıf noktaları olsa bile sistem çökmesinin bölgesel görülebileceğini söylemekte.

- Deniz kavimlerinin karma yağmacılardan oluştuğu tezi de, bazı parçaları uysa da genel olarak oturmadığını belirtmekte. 

Tunç  çağı savaş teknolojisini atlı arabalar oluşturmaktaydı. Bu teknolojinin ortaya çıkışı MÖ 3000 başlarında  Mezopotamya'daydı. Fakat bu araçlar ağır ve öküzler tarafından çekiliyordu.  Atların çektiği, daha hafif, ısıyla bükülmüş tekerlekli, eskisinden daha hafif arabaların ilk kullanımı MÖ 19. yüzyılın erken dönemlerinde başladı. Atların çektiği bu arabalar hızlı ulaşım, eğlence ve saltanat gösterisi için kullanılıyordu. MÖ 17. yy da savaş arabası olarak gelişerek, askeri savaş taktiklerini değiştirdi. Bu teknolojik gelişme ile büyük devletlerin orduları savaş arabalarından meydana geliyordu. Krallar o dönem savaş arabalarının çokluğundan ve iyi kullandıklarından gurur duyarlardı. Bu devletlerin kayıtlarında savaş arabaları için nelerin gerektiği ve yedeklendiği belirtilir. Savaş arabaları üç kişi yada iki kişiden oluşabiliyordu. Sürücü, okçu ve kalkan tutan veya kargı sallayan şeklinde. Yazar, okçuların hareketli araçlardan ok attıklarını düşünmekte. Bu dönemde kompozit yaylar kullanılmaktaydı. Fakat nasıl bir yay kullanıldığı belirli değildi. Genel orduyu savaş arabaları oluştursa da kral muhafızları ve piyade avcı birlikleri de bulunmaktaydı. Yazar, bu devirde süvari birliklerinin olmadığını kitap içinde belirtse de ön yazıda bu konuda hatalı olduğunu, o döneme ait yeni belgelerde süvari savaşçılarının var olduğunu öğrendiğini söylemekte. Bunlar büyük ihtimal  o dönemde yaşayan İskitlerdir. Piyade birlikleri tunç çağı orduları içinde  destek birliği olarak kullanılmış.  Savaş arabalarının gidemediği yerlere gitmek ve savaş esnasında düşman kuvvetlerini kanatlardan sarmak için kullanılıyordu. Bu dönemde piyadeler yanaşık düzende hareket etmiyorlardı. MÖ 1200'den sonra deniz kavimlerinin oluşturduğu felaket  sonrası savaş arabaları  artık ortadan kalkıyor, büyük savaş arabası ordusunu  besleyecek güçte krallar  kalmıyor, bunun yerine piyadeler ön plana çıkıyordu.

Yazarın ana fikri o dönemde askeri taktiklerin ve savaş teknolojisinin  değişmesi sonucunda bu kadar etkili yıkımların meydana geldiği yönünde. O dönemde kullanılan zırhlar, kalkanlar, oklar ve mızraklar konusunda fazla bir değişiklik olmamıştır. Değişen teçhizatlar savaş gidişatını  değiştirecek  nitelikte değildi. MÖ 13. ve 12 yy da 35  cm'lik kısa olan saplama silahları bıçaklar ve hançerler, 35-50  cm uzunluğunda kama, 50-70 cm uzunluğunda kısa kılıç  ve 70 cm uzunluğa varan kılıçlar bulunmuştur. MÖ 1200 tarihine kadar savaş teçhizatı olarak kılıç kullanımı pek yaygın değildi. Farklı bölgelerde  örnekleri bulunsa da savaşta aktif şekilde kullanılmıyordu. Bulunan bu kılıçlar tunçtan yapılmaydı. O dönem kılıç yapımının iki yöntemi bulunuyor. Bunlardan biri metali döverek işleme, bir diğeri ise dökme  yöntemi ile şekillendirmedir. MÖ 1200 öncesinde Ege, İç Anadolu, Mezopotamya ve Mısırda savaş sırasında kullanılan kılıçlar mevcut değildi. Deniz Kavimlerinin akını ile kendine has yapısıyla  kılıç teknolojisi Doğu Avrupa'dan  Mezopotamya içlerine kadar yayıldı. Bu kılıçlar artık demirdendi. 

Yazar deniz kavimlerinin bu kadar etkili olmalarının nedenini askeri savaş taktiklerinin değişmesi, kılıçların savaşlarda kullanılması ve metal işleme teknolojisinin (demir işleme) gelişmesi ile birlikte Tunç çağı imparatorluklarının  bu teknoloji ve taktiksel değişimden dolayı tutunamadıklarını düşünmektedir. Tunç çağının sonlanması ve  deniz kavimlerini merak edenlere bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.




29 Ekim 2019 Salı

Deniz Kavimleri





MÖ 1200'lerde Anadolu da bulunan büyük Hitit İmparatorluğu, Mısır da bulunan büyük bir imparatorluk, Ege karasında bulunan Miken imparatorluğu ve Anadoludan Mezopotamya'ya doğru yayılmış irili ufaklı devletler. Bu devletler MÖ 1200'ler de büyük bir yıkılışa doğru gitmeye başladılar. Sonunda da yıkılarak tarih sahnesinden silindirler. Bu yıkılışın nedeni batıdan başlayan Deniz Kavimleri adı verilen topluluğun doğuya doğru göçünden dolayıdır. Büyük bir yıkım getiren getiren deniz kavimleri kim oldukları kesin olarak bilinmemekte. Bu kitapta bir devri sonlandıran deniz kavimlerinin kim olduklarını araştırmakta. 

Deniz kavimleri etkisi başlamadan önce bilinen dünyada üç güçlü devlet vardı. Bunları ikisine araştırmalarımda değinmiştim; Hitiler ve Mikenler. Diğer güçlü devlet ise kendini diğer devletlerin güneyinde ve uzağında, nil nehrinin verimli topraklarında ve dönemin iyi maden yataklarına sahipti. Bu üç büyük imparatorluk dolaylı ve direk olarak çeşitli zamanlarda bir biri ile temasa geçmiş. Mikenler, Minos uygarlığının çökmesiyle onların deniz ticaretini ve kolonilerini ele geçirerek Yunan karası, Akdeniz ve Ege adaları, Kıbrıs, Batı Anadolu, Mısır ve yukarı Mezopotamya'ya kadar geniş bir ticaret ağı oluşturdular. Troya şehrine saldırarak bu geniş ticaret ağını genişletmek istediler. Burada dolaylı olarak Hitit ve Anadolu da bulunan diğer kavimlerle etkileşime girdiler. Anadolu topraklarında ticaret vasıtası ile bir çok ilişkileri olsa da ilk defa savaş nedeniyle bu topraklara geldiler. Hitit imparatorluğu o dönemde büyük güce sahipti ve topraklarını gün geçtikçe büyüterek Kadeş de Mısırlılar ile savaşmaya kadar geldi. Dönem dönem Anadolu içerisinde bölge devletleri ile sorunlar yaşasa da onları zaman içinde kontrolü altına aldı. 

Mısır imparatorluğu kendi çağdaşı diğer imparatorluklar gibi sürekli mücadele ile geçen bir hayatları yoktu. Libya tarafından gelen akınlar olsa da kendi devletlerini sürekli taciz edecek güçlü komşulara sahip değildi. Nil'in oluşturduğu verimli deltaları kullanarak, madenleri işleyerek ve ticareti geliştirerek geniş bir imparatorluk kurdular. Suriye'ye kadar genişleyerek Kadeş'te Hitiler ile savaşa kadar geldiler.

Bu üç devletin güçlerinin en doruk noktasında oldukları MÖ 1200 civarında meydana gelen çeşitli olaylar sebebiyle iki tanesi yıkıldı. Mısır ise yıkılmaktan kendini zor kurtardı. Bu tarihlerde başlayan kuraklıklar Hitit devletini yiyecek tahıl dahi bulamayacak konuma getirdi. Mısır'dan tahıl talebinde bulundular. Hitit devleti bu durumda iken üç tarafından çeşitli saldırılara karşı gelmekteydi. Mısır iklim değişikliğinin etkisini nil nehri sayesinde daha hafif atlatmıştı. Anadolu da tahıl stokları azalırken Mısır tahıl ambalarlarını doldurmaktaydı. Bunu bilen Libya kabileleri açlığın gösterdiği etki ile sürekli Mısır sınırlarına saldırmaktaydı. Aynı durum Avrupa kabileleri içinde geçerli olduğu söylenmekte. Bu sebeple Avrupa kabileleri Miken topraklarına saldırmaya başladılar.

Deniz kavimlerinin bu dönemde ortaya çıkarak öyle şiddetli bir şekilde etkisini göstermiş ki çığ gibi büyüyüp etkisini Mısır'a kadar ulaştı. Miken ticaret kolonileri Mısır, Kıbrıs, Suriye kadar etkilerini gösterdi. O dönemde bu topraklarda bulunmayan bir kremik çeşidi ile bu göç yolunu takip edilebiliyor. MÖ 1200'de batıda başlayan farklı kremik türlerinin doğuya doğru takip ederek deniz kavimlerinin göç yolu ortaya çıkıyor. Aynı göç rotasında o bölgelerde yaşayanlardan farklı bir gömme geleneğinin de çıktığı gözlemleniyor. Bu kanıtlara göç yolunda bulunan şehirlerin yakılma ve yıkılma kalıntıları da eklenince ortaya büyük bir göç dalgası çıkıyor. Deniz kavimlerinin kim olduğu konusu tartışmalı bir konu. Batı Avrupa da başlayan kavimlerin Miken impratorluğunu yıkarak Anadolu ortalarına kadar gelmeleri, Anadolu da bulunan kavimlerin Mısır'a kadar karadan zorla göç etmelerine neden olmuş. Bunun yanında bir çok yere deniz yolu ile ulaşarak bu etkinin büyümesini sağlamışlar. Bazı kavimlerin isimler yazıtlarda ve arkeolojik kaynaklarda geçte. Yazarın görüşüne  göre deniz kavimleri Anadolundan gelmekte. Fakat karma yapıda oldukları gözüküyor.  Sonunda bu göç hareketi bir dönemin kapanmasına vesile oluyor. 

Daha önce size kitaplar ile anlattığım bu imparatorlukları ve deniz kavimlerini yazar arkeolojik araştırmalar ve o dönemden kalma yazılı kaynakları ile anlatıyor. Bazı yerlerde yazar tekrara düşmekte. Konu hakkında fazla bilgi olmaması nedeniyle bu durumun meydana geldiğini düşünüyorum. Bir dönemin kapanmasına neden olan bu olayı merak edenler için bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...