3 Şubat 2015 Salı

Türk Mitolojisi 1




Daha önce mitolojiye girişte; her köklü milletin kendine has mitolojileri olduğunu söylemiştim. Mitoloji genel olarak bir milletin etrafını, dünyayı, evreni anlama şeklini yansıtan en büyük kültür öğelerinden bir tanesidir. Önemli olduğu için bazı milletler temelleri olmadığıdan kendileri yapay mitolojiler yazmışlar zaman içinde.

Türk mitolojisi de Türk tarihi gibi çok derinliği olan bir konu. Bunun yanında Türklerin farklı coğrafyalara dağılmaları, farklı kavimler ile komşuluk yapmaları mitolojilerde bazı farklılıklar gösterse de ana yapı hiç değişmemiş. Bunun içine Türklerin farklı dinlere girmesinin  de etkisi bulunmakta. Ama din öğesi ne kadar baskın olasa da kendi kültürlerini her zaman ona uyarlayarak devam ettirmişlerdir.

Günlük yaşantı içersin de yaptığımız eylemler, etkilere gösterdiğimiz tepkiler, etrafı, olayları algılayışımız. Halen mitolojilerden gelen unsurlar içermektedir. Bunları biz günlük yaşantı içinde fark etmesek de  incelendiğinde bu görülmektedir. Bundan dolayıdır ki bir milletin mitolojisini bilmek onların hem tarihte ki olayları neden yaptıklarını hemde günümüzde ki davranışlarını iyi anlayabilmek için gereklidir.


Kitabın birinci cildi Türk mitolojisinde bulunan ana konulara etraflıca değinmiştir. Burada her başlığı anlatmak kitap kadar bir uzunluğa sebep olacağından. Kitap içindeki ana başlıkları yazmaya ve onların altına kısa açıklamalar yapmaya gayret edeceğim. Kitap her başlığı çok uzun ve çeşitli kaynakları inceleyerek aktarmış.

1) Büyük Hun Devleti ve Türk Mitolojisi
  
Genel olarak Büyük Hun Devletinin 2. hakanı Mete-Han(Bahadır Han) Oğuz Kağan ile karıştırılmasından dolayı olan bir mitolojik karışıklık vardır. Mete Han'ın (Bahadır Han) hayatı günümüze bir tarihi karakter olarak değilde bir mitolojik karakter olarak gelmiştir. Bundan dolayıdır Mete Han'ın hayatı anlatılırken Oğuz Kağan destanı ile birleştirilmiş. Mete Han Destanı kendi içinde birkaç katmandan oluşan bir anlatımı vardır. Bu katmanlardan bir tanesi de Oğuz Kağan dır. Mete Han'ın yaşantısı, davranışları ve Türk kültürüne etkisi büyük olduğu için bu birleştirme yapılmaktadır. Tarih süreci içersin de Mete Han (Bahadır) dönemine geldiğimizde yaptıklarını etraflıca inceleyeceğiz.

2) Türklerin Kurttan Türeyişi

Türk tarihinde çok gözüken bir figürdür kurt. Genelde en bilinen mitolojik karakterdir. Fakat ne olduğu pek bilinmeyen, bazen dalga geçilen bir figürdür. Ama unutmamak gerekir mitolojide her şeyin bir manası vardır. Bunu da ileride tek olarak değineceğiz. 

3) Ergenekon Efsanesi

Türklerin en büyük efsanlerinden bir tanesidir. Bu efsane gerçekte olmuş mu belli değil. Fakat inanç olarak yansımaları çıktığı dönemden bu yana devam etmiştir. Baharın gelmesi, demirin ve demirciliğin kutsallığı, kurdun yol göstermesi hepsinin Türk kültürü üzerinde etkileri kalmıştır. Kutsal mağralar bu efsane sonucunda çıkmıştır. 

4) Uygurların Türeyiş Efsanesi

Uygurlar döneminde yazıya geçirilen Türeyiş Efsanesi üzerine yapılan bir incelemedir. Burada artık bazı şeylerin değişmesi ve mainizm dinin benimsenmesi ile birlikte mitoloji içine bunlarda girmeye başlamıştır. Fakat ana konu yinede değişmez.

5) Oğuz Destanı

Oğuz Destanı bizi en çok etkileyen Destanlardan bir tanesidir kanımca. Genellikle insanlar Türk milletinin Oğuzuzlardan oluştuğunu düşünürler. Bu yanlış bir düşüncedir. Türkler sadece oğuzlardan değil kıpçaklar, uygurlar, kagnılılar gibi dış oğuzlar yani Türklerde vardır. Oğuzlar dediğimiz Türk grubu Oğuz Han'ın soyundan gelen 24 boydan oluşmaktadır. Bu o kadar içe işlemiştir ki günümüzde bile boyların kendi teşekkülü yaşamasa da isimleri ve bazı ananeleri yaşamaktadır. Oğuz'un yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor. En azından şuanda ben o bilgiye ulaşmadım. Ama Oğuz destanının etkisi Oğuz'un iki hanım ile evlenmesi birisi göğün birisi yerin kızı olması, erken yaşta konuşması yürümesi ata binip ok kuşanması, Hakan olduktan sonra Bozkurt'un yol göstermesi hepsinin simgelsel manası bulunmaktadır. 

6) Türkmenlerin Seceresi ( Şerece-i Terakkime)

Bir moğol şehzadesi olan Ebulgazi Bahadır Han'ın yazdığı Türkleri ve Oğuz destanını anlatan kaynak niteliği taşıyan bir kitaptır. İleride bu kitaba da değineceğiz. Kaynak olduğu için kitap içinde genişçe değerlendirmesi yapılmıştır.

7) Oğuz Destanları Hakkında Bazı Notlar

8) Han-Name

Han-Namede Oğuzları anlatan bir kaynaktır. Fakat yazarının yaşadığı devir bilgi seviyesinden dolayı ortaya çıkan bozulmalar olmuştur. Kitap içinde bu olayları ve kaynak olarak nelerin bize kadar geldiğini değerlendirmiştir.

9) Yaratılış Destanı

Türklerin evreni, dünyayı, insanları ve doğanın nasıl yaratıldığını anlatan destandır. Bu destanda tanrılar, doğa üstü varlıklar, insan nasıl yaratıldığını anlatmaktadır. Bu yaratılış destanı ile kainatı nasıl algıladıklarını ve inanç sistemlerinin nasıl olduğu görünmektedir. 

10) Manas Destanı

11) Türkler ve Moğol Mitolojisi (Benzer ve ayrı taraflar)

12) Türk Mitolojisinde Geyik

Türk mitolojisinde geyik önemli bir simgedir. Özellikle dişi geyik mitolojide tanrıça niteliği taşımakta, insanlara yol gösteren, onlar ile birlikte olan bir karakter şeklinde gözükmektedir. Eski mitolojik kaynaklarda dişi geyikten türeme efsanesi de vardır. 

13) Türk Mitolojinde Kartal

Mitolojide en büyük yer kaplayan hayvanlardan bir tanesi de Kartaldır (Bürküt). Kartalın yanında Atmaca, Şahin gibi avcı kuşlarda önemlidir. Oğuz boylarının onguları olarak her boyun bir vahşi kutsal kuşu vardır. Ongular ne zaman boyların simgesi olduğu bilinmiyor ama eski devirlerden kaldığı düşünülüyor. Tarihte ilerledikçe sadece simgeleri ve belli ananelerin kaldığı görünmektedir. Kartal gibi avcı kuşlar hem doğadaki konumu hemde yaşam içindeki kullanımı ile Türkler arasında kutsal ve saygı duyulan hayvanlardır. Halende Orta-Asya da yaşayan Türkler bu hayvanı avcılıkta kullanmaktadır.

Kitap uzun zamandır baskısı bulunmuyordu. Bu yıl tekrar TTK baskısını yapıp bizi bu kaynağa ulaşmamıza yardımcı oldu. Baskı kalitesi gerçekten çok güzel normal saman kağıtlarından daha kaliteli bir kağıda basılmış. Bahaeddin Ögel Türk Mitolojisinin temel taşlarından bir tanesidir. Kendisinin yaptığı çalışmalar ve araştırmalar Türk Milletinin Tarihi ve Mitolojisinin gelişmesinde büyük katkısını olmuştur. Bundan dolayı bu eser Türk Mitolojisi konusunda ilk okunacak en geniş kaynaklardan bir tanesidir. Konuları o dönemin kaynakları ve araştırmaları yararlanılarak en geniş şekilde incelenmiştir. Tabi eksiklerini de söylemek gerekiyor. İki yerde şimdiye kadar eleştiri gördüm kitap hakkında. Birincisi Türk Mitolojisi konusunda ABD derlenen kaynak kitaplar arasında güvensiz denmiş bu kitap hakkında. İkincisi de Fuzuli Bayat bazı konularda aşırılığa kaçtığını belirtmiş. Ama eleştiride temel kaynak niteliğinin bozulmadığını belirtmiş. 

Türk Mitolojisini merak edenlerin ilk olarak okuyacağı kaynaktır. Merak edenlerin okumalarını tavsiye ederim. 

     


22 Ocak 2015 Perşembe

Mukaddime 1





Milletler neden yükselir ve neden çökerler ?

Her şey bu soru ile başlıyor bu kitabın yazımından. İnsanoğlu sistematik bir şekilde organizasyon kurup, bunun üzerinde düşünmeye başladıktan sonra. Kurdukları bu organizasyonun nasıl yaşaması ve gelişmesi üzerine de kafa patlatmaya başlamışlar. Ama bu ilk olarak insanoğlunun kurduğu en büyük organizasyon olan devletler nasıl yaşar ve daha iyi olur. Yada ideal devlet nasıl olamalıdır? Gibi sorular ile başlayıp bir devlet felsefesinin oluşumuna gitmiştir. İnsanlar dünya üzerinden bir çok büyüklük, küçüklü teşkilatlar meydana getirmişlerdir. Bunların bazıları sınırları kıtaları aşarken, bazıları kendi topraklarından çıkmamış. Bazıları teknik ve bilim bakımdan gelişirken, bazıları neden gelişmez. Gelişen sınırları kıtaları aşan bu teşkilatlar neden çökerler ve yerlerine başkaları nasıl yükselir ve gelişirler? Böyle bir çok soru bu bilim dalının doğmasına neden olmuş. Bunu bilim haline de Rus bilimci Gumilev Etnogenez adı altında sistemleştirmeye çalışmıştır. Zaman içinde onun eserlerine de geleceğiz. Ama bu işi ilk düşünen İbn Haldundur.

İbn Haldun Mukaddimeyi yazmaya karar verdiğinde ilk olarak berberi tarihi, daha sonra genel bir tarihe dönüşen El-İber adıyla bilinen kitabın girişi olarak düşünmüştü. Fakat bu 7 ciltlik kitabın giriş kısmı olan Mukkaddime asıl seriden daha ünlü ve içerik bakımından daha üstün bir yapıt ortaya çıkarmıştır.

Kitap çeşitli konular içermektedir. Umran, asabiyet, medeniyet, bedeviyet-hadariyet, büyüme ve çöküş dönemleri, bu dönemlerin insan ve cemiyetlere etkisi, sanatlar, zanaatlar, şehircilik, ilimler, edebiyat, dini konular gibi bir çok konuya değinmiştir. Bu konular kendinin geliştirdiği sistem üzerine ve insanları etkileyen şartların neler olduğu üzerine olarak düşünülebilir. İnsanları etkilediği içinde devleti etkiliyor. Bundan dolayı ortam şartlarından tutunda yediği gıdaya yaşadığı yere kadar bir çok etken üzerine durmuştur.

Kitabın ilk kısmında İbn Haldun'un hayatı geniş bir şekilde incelenmektedir. Ben burada kısa olarak tanıtacağım kendisini. 1332 senesinde Tunus'ta doğmuş, 1406 senesinde Kahire de vefat etmiştir. Hayatının ilk aşaması olan 15 yılı Tunus da geçirmiş ve Kur'an ezberlemek, kıraat öğrenmek ve ilim tahsil etmekle meşgul olmuş. Daha sonra 25 yıl boyunca siyasi ve idari işlerle meşgul olmuş. Tunus, Cezayir, Fas, Endülüs'ü dolaşmıştır. Daha sonraki 8 yılını İbn Selame kalesinde Tunus da geçirerek El-İber; 7 ciltlik umumi tarihi kaleme almıştır. Daha sonra ölümüne kadar kadılık ve müderrislik yapmıştır.

Mukaddimenin yazıldığı dönemde Arap yükselişi durmuş ve artık çöküşe geçmiştir. Endülüs'ün büyük çoğunluğu Hristiyanlar tarafından ele geçirilmiş. Arap emirlikleri arasında savaşlar ve bölünmeler başlamıştır. İbn Haldun yazdığı bu eserin en önemli yanlarından bir tanesi batı ilminden etkilenmemiş olmasıdır. Arap yükselişinin bilgi kaynakları batılı düşünürlerin kitaplarından etkilenilerek bu düşünceleri geliştirmiştir. İbn Haldun biraz tecrit sayılacak bir ortamda başka kültürlerin düşüncelerinden etkilenmeden özgün bir yapıt ortaya çıkarmıştır.

Bu kitabı yazma sebebi olarak da kendinden önce ve kendi çağında yazılan tarih kitaplarında doğru olmayan  bir çok  meselenin bulunduğu. Buna sebep olan kişilerin asılsız hikayelere, hurafelere, efsanelere, uydurma kısımların olduğunu bununda tarihi anlatımını bozduğunu söylüyor. Böylelikle tarafsız ve kaynakları belli, beşeri bilimlere aykırı olmayan bir tarih anlatımı geliştirmek istiyor. Yani tarih konusunda bir metot oluşturmak ister bu çalışmasında. 

Kitap milletlerin yükselişini ve çöküşünün nelere bağlı olduğunu anlatıyor. Bunun içinde milletleri ve devleti oluşturan insanı etkileyen her şey üzerinden incelemelerde bulunmuş. Bu kısmı ikini bölümde değinmeye çalışacağım.

Kitap bir kaç yayın evi ve yazar tarafından çevrilmiş ve yayınlamış bu zamana kadar. Fakat daha önce de okuduğum İbn Haldun ile alakalı kitaplarda ve incelemelerde Süleyman Uludağ'ın çevirisinin en iyisi olduğu söyleniyor. Bende bu nedenle bu çeviriyi seçtim. Dergah yayınları güzel bir kitap basmışlar fiyatı da bilgi ve hacmine göre uygun kanımca. Baskı konusunda bana göre tek eksiği ciltli olmayışı. Böyle hacimli bir kitap ciltli olması gerekiyordu. Dili akıcı fakat bir roman akıcılığı aramayın, bunun yanında hoca çok fazla Arapça, eksi Türkçe kelime kullanmış. Ben sözlük ile okudum kendi bilgime güvensemde. Hele Arapça kelimeleri bulmak bazen zorladı, ama bazı yerlerde İngilizce karşılığını da verdiği için anlaşılması kolaylaştı. Gözünüzü korkutmak istemem ama ben iki cildi de 6 ayda okudum. Bunun birinci sebebi çok hızlı okumak istemedim her başlığı anlayıp üzerine düşünmek istedim. İkinci etken ise dil konusunun yavaşlattığını düşünüyorum yinede. 

Çok önemli bir kitap toplumların nasıl bir organizasyon kurup, nelerden etkilendiklerine, nasıl yükseliş yolu izleyip, nasıl aşağılara doğru indiklerini anlamak için başlangıç kitabıdır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...