5 Kasım 2014 Çarşamba

Cennetin Ejderleri




En son askerde bilimsel kitaplar okumuştum oda bir yılı aşkın bir süre geçti sanırım. Kendimde gerçi bilimin içinde olmama rağmen bu konuları biraz geriye bırakmam ilginç oldu. Yeniden bilimsel kitaplar okuma konusunda beni heyecanlandıran Eline bir kez kitap geçmeye görsün'e teşekkür ediyorum. Bundan  sonra ara ara fen bilimleri ile alakalı kitaplar okumaya devam edeceğim. Yoksa okuduğumuz çoğu kitap bilimsel ama sosyal bilimlere giriyor :)



Carl Sagan; ABD de yaşamış çok ünlü ve başarılı bir gök bilimci. Yaşadığı dönemde bilimin popülerleşmesi için çalışmış. Bu amaçla Contact (Mesaj) kitabını yazmış. Bu kitaptan uyarlama Mesaj adlı filmde var. Benim çok hoşuma giden bir filmin Carl Sagan'ın kitabından çıktığını bende şimdi araştırırken öğrendim. Bunun yanında Cosmos adında 12 bölümlük evreni anlatan bir belgesel dizisi hazlamıştır. Bu aralar yeniden düzenlenmiş hali yayınlanmakta, onuda size tavsiye ederim. Bunların yanında kendisinin bir çok bilimsel kitabı bulunmakta. SETİ (Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırması) yönetiminde bulunmuştur. Film ve kitaplarını okuduğunuzda göreceksiniz zaten kendisinin eğer uzaylılar ile temasa geçersek nasıl olacağı ile ilgili düşünceleri neden SETİ'ye önem verdiğini gösteriyor. Bunun yanında diğer gezegenlerin ayları, gezegenler hakkında şuan bizim bildiğimiz bilgilerin bazılarını kanıtlamış. Saygım 10 kat arttı :)  Belki çoğunuz duymamış olabilir dünya dışı canlı biliminin (Astrobiyoloji) öncülerinden.


Kitap insan beyni üzerine yazılmış. Ama bunu nasıl anlatsam bilemiyorum. Yazar ilk olarak insan beyninin kapasitesini hesaplamak ile beni şaşkınlığa çevirdi. Gerçekten daha önce hiç böyle bir fikir okumamıştım. Kafatasımızın içinde ne kadar güçlü bir işlemci taşıdığımızı bize gösteriyor. Ama saksıyı çalıştırmazsan o dünyada eşi benzeri olmayan işlemcide bir işe yaramıyor tabi. Bunun yanında insanoğlunun beyninde tuttuğu bilgi seviyesinin ve kapasitesinin yanında. Beyni dışında bulunan bilgi birikimi hakkında da güzel bilgi veriyor. 

Şunu belirtmekte yarar var. Yazar Evrim görüşüne inanıyor. Bundan dolayı bakış açısı bu görüşte üzerine temellendiriyor. Beyinin işleyişi, gelişimi ve güncel olan bir çok konu hakkında bilgi vermiş yazar. Beynin fiziksel özelliklerinin zekaya etkisinide inceliyor. Dinozorların zeka seviyesi konusunda ki bölüm ise gerçekten ilginç. Benim bildiğimin aksine dinozorların zeka seviyesi çok düşükmüş. Halen günümüzde nasıl evrim geçirerek yaşadıklarını da söylüyor.

Kitapta beni baya bir düşündüren bir konu var. Antropologlar (İnsan Bilimciler)  bir çok farklı insansı ve günümüz insanını ilgilendiren kemikler buldular. Bunlar arasındaki geçişleri ve bir biri arasındaki genetik bağlantıyı daha tam çözmüş değiller. Biz sürekli insanı tek tip düşünüyoruz oda şuan ki Homo Sapiens. Fakat bu bulunan iskelet kalıntıları farklı türde insansı türlerinin olduğunu bize gösteriyor. Ben geniş olarak İnsan Bilimi okumadım, bu bilim dalında acaba bu bulunan iskeletlerin büyük maymun, goril tarzı hayvanların atalarının olma olasılığı var mı sorusu aklıma geldi. Ama böyle bir ihtimal yok ise bu Homo Sapiens dışı bulunan iskeletler nedir sorusu bizim için çok önemli. Tabi bu iskeletlere teoloji biliminin vereceği cevapta önemli bence.

İkinci olarak beni en çok merak ettiren şey. İnsanlardan sonra zeka seviyesi görülen hayvanların dillerinin çözülememesi. Bunlardan yunus ve balinaların halen kendi aralarındaki iletişim çözülmüş değil. Maymunlar üzerinde yapılan çalışmalara değindiğinde ise insan daha fazla meraklanıyor. Burada araştırmacılar maymunların gırtlak yapısının konuşmaya elverişli olmadığını keşfetmişler. Daha sonra bir bilim insanı hayvanlara işaret dilini öğretilirse acaba iletişim kurulabilir mi diye düşünerek bu işe koyulmuş ve başarılı olmuş. İşaret dili öğretilen maymun insana tam şekilde yaklaşamasa da iletişim kurabildiğini soyut şekilde düşünebildiğini, şaka yapabildiği görülmüş. Fakat deneyi sonuna kadar devam edememiş. Yazar burada " Dişi maymun acaba doğal hayatında doğum yapsa bu konuşma bilgisini kendi yavrularına öğretir miydi ?" diye bir soru soruyor. Gerçekten çok ilginç bir şey olurdu bu olsaydı. Deneyin devamının olmasını isterdim. Beni de bu konuda meraklandırdı. Bilim kurgu dünyasında ki Maymunlar Cehennemi gibi ileriye dönük bir şey olur muydu? Belki günümüzde bu tür deneyler devam ediyordur. 

Yazarın okuduğum ilk kitabı olsa da bilime bakış açısı hoşuma gitti. Kitap içinde kendisi de incil üzerinden bir kaç yerde hikayeler anlatıyor ama fazla değil. Yazar burada kendi alanı dışında başka bir bilim dalı üzerinde kitap yazdığını da belirtelim.

Kitabın kapağı ise kitabın en ilginç noktasından bir tanesi. Cennetin Ejderleri ismi üzerine mi yapılmış emin değilim. Fantastik romanların kapaklarına yakışır ve bazılarından bile iyi bir şekilde kapak hazırlanmış. Esas kapağı daha iyi, kitap içeriğini tam yansıtmasa da kapakta bir gönderme var. Kitap 1977 de yazılmış. Okurken o zamanın bilimsel ve teknolojisini düşünerek okumanızı tavsiye ederim. 1978 yılında da Pulitzer ödülünü kazanmış.

Beynin ve zekanın gelişimini, beyinle ilgili günümüzde dahi sorulan soruları, evrim, hayvanlar, dinsel hikayeler ile ilgili anlatılar gibi konularda okunacak bir kitap.  Kitap size bilgi verirken düşünmeye de teşvik ediyor.








2 Kasım 2014 Pazar

Trablusgarp Savaşı ve 1911-1912 Türk-İtalyan ilişkileri





Trablusgarp savaşı konusuna okumaya devam ediyorum. Bir konu hakkında okuma karar verdiğim zaman yabancı yazarların o konudaki kitaplarını ve Türk yazarların o konudaki kitaplarını özellikle araştırıp okumaya çalışırım. Bu iki taraflı okuma negatif ve yanlı düşünceleri ortadan  kaldırmak için yapıyorum. Hemde bizimle ilgili olaylarda Avrupa'nın bakış açısı ile, Türk bakış açısını karşılaştırma imkanı sağlıyor.

Bu kitapta artık diplomatik ilişkilerden daha çok bizim içimizde gerçekleşen olaylar ile Trablusgarp Savaşı anlatılıyor. Diğer kitap konuyu diplomasi çerçevesinde anlatılıyordu. Bu kitapta nelerin olduğu, nasıl olduğu, kimlerin hangi görevleri aldığı ayrıntısı ile anlatılmış.

Trablusgarp Savaşı başlamadan hemen önce Osmanlı Devletinin durumu artık iflas etmiş ve çökmekte olan bir devlet. Borçlar ve kapitülasyonlar almış başını gitmiş. Ordu ve donanmanın durumu kötü. Bunların yanında devlet görevlilerinin saflıkları, iş bilmezlikleri, çıkar ilişkileri de eklenince sorunları çözmek zorlaşmış. İtalyanlar aslında Trablusgarp'ı işgal edecekleri çeşitli şekillerde işaretlerini veriyorlar. Osmanlı Devlet adamları, yabancı yayınlar bu konuya değiniyor. Fakat Osmanlı Devleti yönetimi bu uyarıları görmeyerek İtalyanların onları kandırmalarına izin vermişler. Savaş ilan edildiğinde ise çok büyük şaşkınlık yaşamışlar. Tabi elde para yok, donanma zaten 30 yıl önce çürümeye bırakılmış, Trablusgarp da ki birlikler Yemen bölgesindeki ayaklanmayı bastırmaya gitmiş. Bu kadar olumsuzluk içinde birde devlet yönetimindeki kişilerin savaşmak ve savaşmamak diye ikiye ayrılması da eklenince istemeden de olsa savaşın içine sürüklendik.

Osmanlı Devleti ne kadar Trablusgarp savaşında savunmaya yardım yapmak istese de bunu başaramıyorlar. Deniz yollarının tamamen İtalyanların elinde olması, Avrupa devletlerinin yardıma yanaşmaması işi çok zora sokuyor. Anca bir vapur silah ve mühimmat gönderiyor ki onunda macerası tam macera. Bu koşullarda Osmanlı Devletinin genç subayları aynı zamanda İttihat ve Terakki Cemiyeti önde gelenleri kendi aralarında anlaşarak gizli yollardan direniş göstermek için Trablusgarp'a geçiyorlar. Bunlar arasında Enver Paşa, Mustafa Kemal, Nuri Bey (Conker), Ali Fethi Bey (Okyar), Fuat Bey ( Bulca), Halil Paşa (Enver Paşanın amcası), Nuri Bey ( Enver Paşanın kardeşi) , Ekrem Bey , Albay Neşet Bey en ünlü olanları Trablusgarpa geçen kişiler arasında. Bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar  savaştan savaşa koşacak insanların bir kısımını oluşturuyor. Osmanlı Devleti çökmesin diye gösterdikleri gayreti, sonrasın da elde kalan son toprağımızı da kaybetmeyelim çabası, bu insanların hayatlarını sürekli mücadele ile geçiriyor. İnsan tarihi bir bütün olarak okuyunca daha iyi anlıyor bu insanların durumunu.

Mustafa Kemal Mısır'dan geçerken ağır ateşleniyor, burada bir hafta dinlenip tekrar savaşa katılıyor. Fakat tekrar savaş sırasında hastalığın ortaya çıkması sonucu Avrupa'ya tedaviye gitmek zorunda kalıyor.

Trablusgarp'a gelen Türk subaylar oradaki kalan Osmanlı Ordusunu ve Arap aşiretlerini askeri bir düzene içine sokuyorlar. İmkansızlıklara rağmen İtalya gibi teknik ve donanım bakımından güçlü olan bir devlete karşı başarılı şekilde savaşmışlar. İtalyanlar Araplara propaganda yapıyorlar o dönemde. Hangi klasik söz var ya "Biz size özgürlük getirmek istiyoruz, Padişahın egemenliği altından kurtarmak istiyoruz" lafları söylemişler. Uçaklarla broşürler atmışlar. Ama en sonunda kıyı şeridinin içlerine geçemeyince, donanma ile kasabaları topa tutmuş, girdiği kasabalarda kadın, çocuk, yaşlı demeden herkesi öldürmüşler. Batının tutumu tarih sahnesine girdiklerinden bu yana hiç bir zaman değişmemiştir. Bundan sonrada değişmeyecek. Zaten günümüzdeki savaşları gördüğümüzde de değişmediğini görmektesiniz. Bu konuya ileride değineceğim okuduğum kitaplarda.

Balkanların kızışmaya başlaması Osman Devletini İtalya ile bir anlaşmaya varmaya zorlamış. Tabi kitaplarda bu serüvende anlatılıyor. İtalyanın neler yaptığı da. Burada ilginç olan antlaşma yapıldığında Trablusgarp da ki kimsenin bundan haberi olmaması. Padişah üç kere savaşı bırakınız diye hatt-ı hümayün yayınlıyor. En sonunda bir İtalyan askeri beyaz bayrak eşliğinden antlaşmanın kendisi ile bizim Türk birliğine haberi getiriyor. Yinede kimsenin savaşı bırakmaya niyeti yok. Fakat Balkan Savaşının başlaması ve Trakya bölgesinde hızlı ilerlemesi nedeniyle buradaki Türk subaylar savaşı bırakmak zorunda kalıyorlar. Bir çok Türk subayı geri dönüyor fakat burada kalan bazı Türk askerler ile örgütledikleri Arap aşiretleri İtalyanlara uzun zaman boyunca kök söktürüyorlar. Daha sonra bu Arap aşiretlerinin lideri kılıç kuşanmak için Türkiye'ye geldiğinde Atatürk kendisinden büyük övgü ile bahsediyor.

Bu konu hakkında yazılan kitaplar gerçekten çok az. Merak edenler hocanın yayınladığı bu kitabı okuyabilirler. Hocada zaten aynı sorunu dile getiriyor kitabında. Kitabın birinci baskısı baya önce yayınlanmış, bu ikinci baskısı. Fakat o zamandan bu zamana konu hakkında araştırmalar yapılmamış. Hoca kitapta İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yayın organı olan Tanin gazetesinden epey yararlanmış. Bunun yanında o zaman ki arşiv belgeleri, hatıratlardan da yararlanmış. Burada benim yapacağım tek eleştiri Abdülhamit Han'ın hatıratını kaynak olarak göstermesi. O zaman sahte olduğu biliniyor muydu bilmiyorum. Ama ikinci baskısı günümüze yakın olduğu için artık bu konu açığa çıktığından bu hatıratın kaynak gösterildiği yerden çıkarılması uygun olurdu. Ama hoca bunu yapmamış, hatırattan alınan bu kısım sadece bir yerde geçiyor. Fakat yinede ilmi bir çalışma için uygun kaçmıyor. Bunların dışında kitap bu konuda yapılmış az çalışmalardan. Bu konu hakkında bilgi edinmek için güzel bir kaynak.


Not: Tekrar belirtmekte yarar var. Abdülhamit Han'ın hatıratı sahte.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...