29 Ekim 2014 Çarşamba

Trablusgarp Savaşı ve Türk İtalyan Diplomatik İlişkileri






Mustafa Kemal Atatürk'ün tarih sürecinde aldığı yolları bende onun izinde fazla dallandırmadan takip edeceğimi daha önce yazmıştım. Mustafa Kemal'in ikinci kez bu kez sürgün olarak değil İtalyanlara karşı savaşmak için geldiği Trablusgarp 1911-1912 savaşı incelemek için bu kitabı okudum. Kitapta Mustafa Kemal yada diğer Türk subaylardan fazla söz edilmiyor. Daha fazla Enver Beyden söz edilmekte. Buda o dönemi okuyanlar bilecektir. Zaten ilk başta Mustafa Kemal Trablusgarp'a gelir ve ordu içinde aktif görev alarak yükselir. Fakat Enver Bey'in gelmesiyle birlikte Mustafa Kemal tekrar geri plana atılır. Bu iki tarihsel şahsiyetin bir biri ile uyuşmaması Selanikte İttihat ve Terraki Cemiyeti toplantılarında başlar. Daha sonra Enver Bey'in Cemiyet içinde güç kazanması, Meşrutiyeti ilan edilmesi, anayasanın tekrar yürürlüğe girmesi ve meclisin tekrar açılması olaylarının hepsi Enver Bey'e mal edilir. Buda hem İttihat ve Terraki Cemiyeti içersinde, halk içinde hemde Osmanlı yönetimi içersin de Enver Bey'e bir güç ve tanınırlık sağlar. Bundan sonrada uyuşmadığı Mustafa Kemal ve yakın arkadaşlarını uzak yerlere görevlendirerek onları engellemeye çalışır. Aynı durum Trablusgarp savaşında da Mustafa Kemal'in geri plana itilmesinin sebebi budur. 

Mustafa Kemal'in Trablusgarp yolunda, Mısır da rahatsızlanması daha sonra Trablusgarp'a geçmesi ve tekrar rahatsızlanması sonucu Trablusgarp'ı terk etmesine neden olur. Bu konulara bu kitapta fazla değinilmiyor. 


Tarih sürecinde hayret edilecek bir durum ki İtalya gibi bir devlete yenilmişiz. Bunun demekteki maksadım İtalya savaş tarihinde öncesi ve sonra 2.Dünya Savaşında ki duruma bakıldığında gerçekten İtalya çok kötü savaşan bir devlettir. Daha önce sömürge elde etme hevesi ile girdiği savaşlarda kabilelere yenilmiş bunun ezikliği ile yana yana sömürge arama durumunda bir devlettir o dönemlerde. Daha sonra da 2. Dünya Savaşında bakıldığında da bu kadar aciz ve beceriksiz bir devlet görülemez. Kitapta bu konuyu hukuksal şekilde açıklayan yazar İtalyanın durumunu iyi şekilde anlatmış. İşte Osmanlı Devleti bu savaşmayı bilmeyen devlete aslında tam yenilmek sayılmaz ama savaşı kaybetmiş sayılarak toprakları bırakmıştır. Bunun yanında 12 adalarda gitmiştir. Bunda Balkan Harbinin başlamasının da büyük etkisi vardır. 

Abdülhamit Hanın yaptıkları, Osmanlı Devletinin mali durumu, İttihat ve Terakki Cemiyetinin iş bilmezliği ve yöneticilerinin hayal peresliği, Avrupa devletlerinin Osmanlı toprakları üzerindeki oyunları bizim Afrika da ki son toprağımızın kaybetmeye, üstüne de Ege adalarını da vermeye sebep olmuş. Kitabı okuduğunuzda şunu göreceksiniz ki göz göre göre toprağı kaybetmişiz. İtalyanların bu toprak üzerinde ki emelleri ve Roma elçiliğinin uyarıları pek göz önüne alınmamış. Tabi tam Trablusgarp savaşı sırada Balkan Savaşının patlak verince mecburen anlaşma yapılma yoluna gidilmiş.

Trablusgarp savaşı konusunda fazla bir yayın yok. Kitabın yazarı gerçekten güzel bir araştırma yapmış. Hem Osmanlı arşivini, Osmanlı subaylarının ve devlet adamlarının hatıratlarını incelemiş. Hemde İtalyan arşivlerini ve subayları ile devlet adamlarının hatıratlarını incelemiş. Savaş kısmından ve Trablusgarpta ki Osmanlı askerlerinin savaşından pek bahsetmiyor. Genel olarak o dönemdeki diplomatik durumun ve dünyanın siyasi durumu hakkında bilgi veriyor. Adım adım savaşa ve barışa giden yolda dünya devletlerini, İtalyayı ve Osmanlı Devletini izleyerek gidiyorsunuz. 1. Dünya Savaşı öncesi Avrupa'nın durumunu, Osmanlı Devletinin durumunu çok iyi görme imkanı sunuyor. Yazar olaylara gösterdiği tutum ise bana yanlı gelmedi. Kitabın dili akıcı ama yine söyleyeyim diplomatik anlatım olayların ve durumların üzerinden gidiyor sürekli. Bu savaşı merak edenlere ve Osmanlı Devletinin bu dönemini okuyacak olanlara kitabı tavsiye ederim. 


Cumhuriyetimizin 91. yılını kutluyoruz. Ben buraya ne yazsam ne paylaşsam herkes sosyal medya aracılığı ile yapıyor. Sadece şunu demek isterim devletsiz, vatansız ve işgal altında olmanın ne demek olduğunu unutmayın. Sözü üstada bırakıyorum. Bayramınız kutlu olsun.


Sevgili Gençler! Cumhuriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için Afganistan'ı, Irak'ı, İran'ı, Pakistan'ı, Emirlikleri, Suudi Arabistan'ı, Suriye'yi, Mısır'ı, Libya'yı, Tunus'u, Cezayir'i, Fas'ı, Afrika'yı düşünün. Cumhuriyetin önünde hazır bir model yoktu. Yolunu düşünerek, arayarak, deneyerek açtı. Şartlardan, ihtiyaçlardan, imkanlardan, tarihten yararlandı. Para yok, kredi yok, yetişmiş  insan yok, uzman yok, araç-gereç yok. Osmanlıdan borca batık bir miras kalmış. O altın kuşağın iki gücü vardı sadece.Akıl ve yurtseverlik. Bu iki güçle yola çıktılar ve Mustafa Kemal ATATÜRK liderliğinde mucizeler yarattılar.TURGUT ÖZAKMAN(Zafer İlgün aracılığıyla)




26 Ekim 2014 Pazar

Tek Adam 1






Aslında normalde tarihsel olarak okumayı seven bir insanım. Fakat daha Anadolu medeniyetlerinden ve Türk Mitolojisini aşamadığım için okuma programına bir kol daha eklemeye karar verdim. Tarihsel olarak okumayı beklesem Atatürk ile ilgili tüm kitapları okumak, onun yaşadığı dönemi anlamak, onun yaptıklarını tarihsel bir süreç içinde takip etmek çok uzun bir zaman sonra gerçekleşecekti. Bende Tek Adam kitap serisini alarak tarihte Atatürk okuma planına başlamış oldum. Aslında ufak ufak geçmişte bazı dönemlerdeki kitapları okudum ama bir bütünlük içinde bunu gerçekleştirmedim. Şimdi bir tarihsel sıra içersin de bu okumaları yapacağım. Tabi Mustafa Kemal'in tarih sahnesine çıktığı döneme ben bodoslama dalıyorum bu konuyu okuma başlayarak. Çünkü o dönemdeki Osmanlı Devleti ve dünyanın durumu, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Abdülhamit Han, Meşrutiyet dönemi, Tanzimat bu şekilde giderse bu işler benim şuan ki okuduğum tarihi devirlere doğru gider. Çünkü tarihte her bir olayın bir etkeni vardır. O etkeni oluşturan başka bir etkende daha gerilere doğru gider. Bir domino taşı serisi gibi olaylarlar bir birilerini etkileyerek tarihi süreçte ilerlerler. Burada ben Osmanlı Devletine, Osmanlı dönemindeki olaylara, dünyanın durumuna değinmeden sadece Atatürk'ün gittiği çizgideki tarihsel süreci okumak düşüncesindeyim.

Burada tabi size Atatürk'ü anlatma işine girişmeyeceğim. Kendimi kaybeder de bu işe girişirsem beni lütfen uyarınız. Zaten tarihe mal olmuş bir kişilik hayatıyla, yaptıklarıyla tarihin içinde mevcut her şey. Fakat (işte burada biraz Atatürk'ü anlatma işine giriyorum sanırım ) Günümüzde Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk heykeller ve resimler olarak algılanıp onun gerçekte kim olduğunu derinlemesine incelenmiyor. Bundan dolayıda Atatürk ile ilgili düşünceleri savunanlarda heykel ve resim savunuyormuş havası veriyorlar ortama. Bize de bu ortamda resimlerden ve heykelden, okul köşesinde duran büstlerden başka ülkeyi kurtarmış, yeniden kurmuş, ilerletmiş ve ölmüş olarak anlatıldığı eğitim sisteminden geçmiş biri olarak. Atatürk'ü asıl ne zaman tanımaya başladım sorusuna gelince aslında aynı onun yaptığını yaparak diyebilirim. Ne zaman tarih bilimi, siyaset bilimi, fikir kitapları ve Atatürk ile ilgili kitaplar okumaya başladım. O zaman anladım ki Atatürk'ü ben şimdi tanımaya başlamışım. Çünkü bu şahsiyet bir insan olmanın dışında arkasında bir ton kitap ile ortaya koydu bir tarihsel gerçekler bıraktı bize. Bende bazı olayları okudukça "hmm demek ki bundan dolayı bunu yapmış" diyebiliyor, onun neden böyle düşündüğünü ve ne yapmak istediğini anlamaya başlamış oldum. Burada Atatürk'ü anlamak ve tanımak istiyorsanız okuyacaksınız.

Kitaba gelince kitap herkesin bildiği gibi Atatürk'ün hayatını Anne ve Babasının evlenmesinden ve aile hayatından başlatıp, Atatürk'ün ölümüne kadar ki süreci anlatan üç ciltlik bir seri. Birinci cildi Selanikten başlayıp Mustafa Kemal Paşanın Samsun'a gitmesi arasını kapsıyor. Bazı bilim adamları ve yazarlara göre Şevket Süreyya Aydemir'in yazdığı kitabın üzerine daha bir kitap çıkamamış. Kitap yazılmadan evvel uzun bir tartışma süreci ve aile üyelerinin hatıraları dinlemiş. Bunu da daha sonra uzun bir tartışma ve yazma sürecinden sonra kitaba aktarmış. Bugün Şeyket Süreyya Bey'in yazdığı bazı olayların belgeleri o devirde olmasa da babasının ve annesinin soy kütükleri ile ilgili belgeler yakın zamanda ortaya çıktı. Buda kitap yazımında ki kaynakların sağlam olduğunu bize gösterir. 

Kitap sadece Mustafa Kemal Atatürk'ün o dönemde neler yaptığını içermiyor. Çevrede gelişen olaylar hakkında da geniş bir bilgi içeriyor. Gelişen olayları da kestirip atarak değil, açıklayarak ve etkilerini bize anlatmış. Bundan dolayı dönemi anlamak ve gelişen olayları bilmek için güzel bir eser olmuş. Şevket Süreyya Aydemir'in Enver Paşa, İsmet İnönü hakkında diğer kitaplarının da olması bu konular hakkında da geniş bilgi sunuyor. Daha ayrıntılı bilgilerinde diğer kitaplarında olduğunu belirtiyor meraklısına. 


Ben aslında kitabın dilinin ağır olduğunu düşünürdüm hep okumadan önce. Fakat okumaya başladıktan sonra dilinin çok sade anlatımının akıcı olduğunun farkına vardım. Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını okumak isteyenlere ilk önce bu seriden başlamasını tavsiye ediyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...