15 Haziran 2016 Çarşamba

Ön-Türkler



Bundan bir kaç yıl önce Sümerlileri okurken Mu kıtası teorisini de araştırmak istedim. O dönemde Mu kıtası ile alakalı kaynakları okudum. Daha sonra ön Türk araştırmaları karşıma çıkmıştı. Onla ilgili bulduğum kitapları da incelemiştim. Sadece eski bir çok yazıyı okuduğunu söyleyen Kazım Mirşan'ın kitaplarına ulaşamadım. Çok uğraştım telefon ettim kendisine, daha önce kitabı çıkmış yerle irtibata geçtim bir türlü kitapları bulup da inceleme imkanı olmadı. Bilimsel olarak artık tarih okumaya başlayınca bazı şeyler artık zaman çizelgesi içinde oturuyor insanın kafasına. Mu araştırmalarının kanıta dayanmayan, gerçek dışı bir şey olduğu kanaatine vardır. Tabi bu bir çok gerçek bilgiyi göz ardı edilmesi demek değil. Bilim adamları Mayalar ile Türkçe arasında benzer kelimeler olduğunu söylüyor. Bu dillerin ana bir dilden türemesi teorisinin bir parçası olarak görüyorlar ama daha ispat edilemedi. Kazım Mirşan'ın kitaplarına bulamadığımız için okumalarına hangi metodolojiye göre yaptığını öğrenemedik. Bundan dolayıda bilimsel bir yere oturtamadım. Takip ettiğim bazı dil biliciler (bunları ileride dil tarihi bölümünde inceleyeceğim) de bu tür bir şeyin olamayacağını belirtiyorlar. Genellikle piyasadaki kitaplar ve araştırmacılar ön-Türkler dedimi Kazım Mirşan, Haluk Tarcan kitaplarını kaynak olarak gösteriyorlar. Fakat bu kitapların bilimsellikten uzak kanıtlanmamış teoriler ortaya attıklarını göz ardı ediyorlar. Hele ki James Churchward Mu kıtasını anlatan tabletlerden şuana kadar ortaya böyle bir şey çıkmadı.

Bu kadar olumsuzluktan sonra elimizdeki bilimsel verilere bakalım. Çin kaynakları Türkleri MÖ 1040 olarak belirtmişler. Çu hanedanlığı bu dönemde Çin toprakları içine yerleşmiş. Dil bilimi olarak daha araştırmasak da Sümerliler dili içinde bir çok Türkçe kelimenin bugünkü anlamları ile bulunduğu bilimsel olarak tespit edilmiş. Buradan bu dönemde Türkçenin dolaylı yoldan var olduğunu söyleyebiliyoruz. Ahmet Taşağıl kabuklara ve kaplumbağa kabuğu üzerine yazılı olan verilerden, arkeolojik çalışmalardan Türklerin MÖ 3000-2500'e kadar gidebildiğini belirtmişler. Servet Somuncuoğlunun yapmış olduğu kaya üzerine yapılan resimlerin de çok eski devirlere gittiği yabancı bilim adamları belirtiyor. Bunlar elimizdeki bilimsel veriler. İleri ki konularımızda kitaplara geldikçe bunları daha detaylı olarak inceleme fırsatım olacak. 

Bu iki taraflı bakacak olursak bir takım verilerin kanıtsız ve bilimsel olduğu, diğer verilerin ise bilimsel bulgular ile desteklendiğini görüyoruz. Bundan dolayı araştırma yaparken bilimsellikten uzaklaşmadan devam etmek fantaziye kaçmamak gerek. Türklerin çok eski devirlere gitmesini bende isterim ama fantazi ürünlere inanmakta istemiyorum. Bundan dolayı iyi araştırılıp, kaynakların iyi değerlendirilmesinden yanayım. Bu kitap Ön-Türkler konusunu merak edenler okuyabilirler. Ama içinde doğrulu kanıtlanmamış verilerin olduğunu akıllarından çıkarmasınlar.

13 Mayıs 2016 Cuma

Mikrobun Keşfi



Kitabı daha önce D&R'da görmüş ve almak istemiştim. Sonra geldiğimde kitabın bulunmaması sebebiyle bende fuarda aldım kitabı. Bu sene artık tüm Tübitak kitaplarını okumaya karar verdim. Bundan dolayı daha bol bilimsel kitaplar göreceksiniz blogda. Bunun yanında tabi diğer yayın evlerinin kitaplarıda olacak.

Mikroklar günümüzde artık bilinsede 18. yy'da Avrupada bilinmeyen organizmalardan. Bir çok hastalığa neden olmaları ve bunlara karşı ne işlemler uygulanacağı artık biliyoruz. O dönemde Avrupa'lı doktorlar hastalıkların başka sebeplerde aramaktalar. Bunlar hava şartları, sitres, vicut sıvıları gibi etkenler olabiliyor. Her bireye göre farklı şekilde yorumlanan hastalık nedenleri kendilerine göre yöntemler ile tedavi edilmeye çalışılıyor. Bu yöntemler aslında o kadar geri ki ne kadar karanlıkta olduklarının göstergesi. Kitap birde Avrupa üzerine durmuş hastalıkların ve miktrobun keşif aşamasını. Halbuki doğuda bazı hastalıklar bu kadar şiddetli görülmüyor. Aşılama yöntemleri ve temizlik işlemleri ile önleniyordu. Bu bakımdan aynı dönem içinde daha üstündü. Mikroskobun keşfi ile artık daha küçük boyutlarda ki nesnelerin incelenmesi, daha yakından cisimlere bakılabilmesi mikrobun keşfinde ufak bir başlangıç adımı sağladı. Bundan sonra hızlı bir şekilde ivmelenen araştırmalar, deneyler, teoriler bir birini izledi. Daha mikrobu keşfetmeden bazı hastalıkların nedenleri ve onlara karşı önlemler bulunmaya başlandı. Daha sonra mikropların keşfi, onların bilimsel şekilde incelenme yöntemlerinin bulunması gibi bir çok aşamadan ve denemeden geçerek Avrupayı kırıp geçiren, ölüm olanları yüksek olan bir çok bakteriyel hastalığın tedavisi bulundu. 

Mikrobun keşfi kitabı evren gibi ilginç bir konu değil. Ama bilimin nasıl ilerlediğini görmeniz adına çok güzel bir eser. Her gelen bilim adamının bir tuğla koyarak ortaya çıkardığı bina en sonunda mikrobiyoloji biliminin temelini atmıştır. Bunun içinde bilimsel rekabet, sonu gelmeyen deneyler, sorunlara yaklaşımlar, yeni deney düzeklerinin kullanımı gibi bilimsel açıdan bir çok yenilik görüyorsunuz. Bilim insanlarının ortaya çıkan sorunlar karşısında nasıl davradıklarını görmek içinde güzel bir eser. Bu kadar ufak ve bize göre basit canlıların insan gibi karmaşık bir biyolojik varlığı hasta etmesi başka ilginç bir konu. Hastalıkların, aşının, pastorize etmenin ve yeni metotların nasıl geliştiğini görüyorsunuz. Konusu bakımından çok özel ve ilginç olan bu ufak eser merak edenlere tavsiye ediyorum. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...