24 Ekim 2017 Salı

Sapiens



İlk çıktığında çok popüler olan bu kitap popüler olmasından dolayı bende bir çekince yaratmıştı. Bundan dolayı alıp okuma gibi bir niyete girişmedim. Okuyan insanlardan aslında çok iyi yorumlar gelmesine rağmen Türkiye de ki popüler kültürün ortaya çıkardığı şeyler kaliteli olmayabiliyor benim gözümde. Artık zaman geçtikçe zevkler daha rafine oluyor da olabilir. Bu zamana kadar bu kitaba hep mesafeli yaklaştım ve okuma niyetinde değildim. Fakat bir arkadaşım beraber okuyalım ve değerlendirelim deyince kabul ettim. 

Yeryüzündeki En Büyük Gösteri gibi yoğun bir bilim kitabı değilde daha çok geniş kitlelere insanın dünya üzerindeki yolculuğunu daha basit anlatacak bir eser olarak düşünmüştüm. Bunun yanında da insan denen bu varlığın nasıl zaman içinde geliştiği ve dünyayı domine ettiği üzerine fikirleri de okuma düşüncesindeydim. İlk bölümler insan denen varlığında dünya üzerinde nasıl ortaya çıktığı ile başlasa da daha sonra farklı konulara yönelerek bence neden sorusundan uzaklaştı. Bundan dolayı git gide benim gözümde sıkıcı bir hal almaya başladı.

Kitap başlangıç olarak insansı varlıkların dünya üzerine nasıl ortaya çıktıklarını ve zaman içinde yayılımlarını anlatıyor. Nasıl bir kaç tane insansıların olup da nasıl zaman içinde sadece bizim türümüz olan Homo Sapiens ortada kaldığı üzerine de anlatımı var. Homo Sapiens türünün diğer insansılardan daha zeki olmasına karşın neden diğer insansıların yok olduğunu ve Sapienslerin dünya üzerinde gelişerek var oldukları üzerinde pek tatmin edici bir açıklama yapmıyor. Kitap insanların (Homo Sapiens) dünya üzerindeki gelişim aşamalarını birkaç bölümde açıklamış. Bilişsel Devrim, Tarım Devrimi, İnsanoğlunun Birleşmesi, Bilimsel Devrim bu başlıklarda insanın dünya üzerinde hayatını sürdürmeye başlamasından bu güne kadar yaptıklarını belli düzen içinde anlatıyor. Bir bakıma bize dünya tarihi anlatıyor diyebiliriz. Diğer insansıların arasından sıyrılıp gelen, bunca zaman boyunca dünyada var olma savaşını kazanmış, en üstün yırtıcı olmayı başararak beslenme piramidinin en üst noktasına gelmiş, bir çok şey keşfetmiş, icat etmiş, şiirler, kitaplar yazmış bu insanların neden bu noktaya geldiğini ne yazık ki tam olarak açıklayamıyor. Bunun yerine bankacılık sistemininden saçma şekilde bahsediyor. Evet parayı kullanmak ve ekonomi oluşturmak bir zekanın ürünü ama neden bu zeki canlılar buraya kadar geldiğinin açıklamasını ben bu kitapta alamadım.

Kitabın içeriği insanlık tarihi ile aynı. Okunuşu kolay ve anlatılmak istenenler basit bir dil ile anlatılmış. Konular hakkında bir fikriniz olmasa da  size konuları anlayacağınız şekilde sunuyor. Sadece o konuya özel terimler ile size sunmuyor. Buda herkese hitap edebilir olmasını sağlamış.

Benim aradığım soruya yanıt vermemesinden dolayı, ileri ki bölümlerde de bildiğim konulara sıkıcı bir şekilde uzatmasından, kitap bana sıkıcı geldi. İnsanoğlunun zaman içersin de ilerleyişini ve bu zaman dilimi içinde neler yaptığını basit bir şekilde öğrenmek isteyenler bakabilirler. Ama yinede daha iyi kitaplar mevcut. 

1 Eylül 2017 Cuma

Türk Din Etnolojisi



Türklerin dini geçmişi zaman içinde farklı coğrafyalarda farklı dini inançlarla kesişti ve son olarak 19. yıllardan genel topluluk olarak İslam dini benimsemeleri ile bir noktaya geldi. Bu aşamaya kadar geçen süreçte Türkler eski dinleri olan Gök Tanrı dini ve Şamanizmi hiç bırakmayarak yeni benimsedikleri dinlerin içine yerleştirmeyi başardılar. Bu eski inançlarını öyle güzel yeni benimsedikleri inançların içine yerleştirdiler ki bugün dahi bu eski inançların bakiyelerini toplum olarak yeni inancın bir gerekliliği olarak görüyoruz.

Kitapta Türklerin benimsedikleri dinler üzerine kısa bilgiledirmeler verdikten sonra Şamanizm konusuna geniş bir yer ayırmakta. Şamanizm'in ne olduğunu anlatıp. Şuan ki konumunu ve onu canladırma çabaları üzerine durmuş. Şamanizm ile bitkilerin, hayvanların arasındaki bağlantıyı anlatmış. Daha önceki kitaplarda şamanizm hakkında bilgiler vermiştim. İleriki kitaplarda da buna tamamen gireceğim için burada bahsetmeyeceğim. Tabi buradaki anlatım tam araştırmalara girdiğimde eksik kalacağını gösteriyor.

Kitabın ise bana göre bilgi verici tarafı ise halen Orta Asya da Gök Tanrı inancı olarak yaşatılmaya çalışan Ak Can (Ak Din) dir. Bu inanç Gök Tanrı inancının devam eden şekli olarak sunulsa da tarihi geçmişi biraz siyasi, biraz dini ve baskıdan doğan kurtuluş yolu gibi göründü bana. 19. yy'da Rusların Orta Asya Türkleri üzerine gösterdikleri dini baskı (ortodoskluk) daha sonra onları Ruslaştırma politikasına dönüşmesiyle birlikte Orta Asya Türkleri büyük sıkıntı içine düşüyorlar. Bir gün Ak Çolpan adlı bir çobana at üzerinde iki yaşlı bireyin ona 20 emri tebliğ etmesiyle bu din doğmuş oluyor. 20 Emir'e bakıldığında bu dinin eski bazı inançları yıkmaya, Rus baskılarına karışı direniş göstermeye ve yeni bir yön tayin etmeye yönelik olduğunu yazar belirtmiş. Daha sonra Rus Çarlığının yıkılması ve dinlere karşı gösterilen tutumlar neticesinde bu inanç şekli takibe alınmış. Üzerine davalar açılarak inananlar baskı altına alınıp hapse atılmış. Daha sonra çeşitli şekillerde tekrar canlandırılmak istenerek bir bölgeye umut olmuş. Bundan sonar tekrar bir diriliş çabası ile farklı bir şekle evrilerek ortaya çıkmış.  Ak Can konusunda araştırma yapan Natalya Aleksandrovna ile soru cevap şeklinde bir yazıda kitapta bulunmakta.

Bu kitapta beni ilgilendiren konu yukarıda da dediğim gibi Ak Din oldu. Bunun geçmişi bilmek nasıl ortamda ne şartlar altında ortaya çıktığını okumak bilgilendirici oldu. İleri ki kitaplarda çünkü bu dini halen yaşayan Tengricilik olarak göreceğiz. Bu konuda fazla bir bilgi olmasa da merak edenlere kitabı tavsiye ederim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...