6 Temmuz 2016 Çarşamba

Matematik Sanatı




Matematik herkes için belli bir şey ifade eder öğrenim hayatı boyunca. Bazıları kişiler ortaöğretim de zorunlu olduğu için gördüğü ama ileride işe yaramayacağını düşündüğü bir ders olarak bakmıştır. Bazıları da ondan zevk almış yada fen derslerinde kullanabildiği bir araç olarak görerek öğrenme ihtiyacı hissetmiştir. Matematik bizim ülkemizde de genel eğitimde öğrenciler için sorunlu ders olarak görülmekte. İnsanlara matematiği anlatırken onun sayılar ile uğraşılan çok önemli bir ders olduğunun yanında ne işe yaradığınında öğretilse acaba bu aşılabilir mi? Benim de matematik ile iyi zamanlarım ve kötü zamanlarım oldu. Üniversitede bizim bölümde Fizik ve Matematiği geçen kişi için bölümü bitirmiş gözü ile bakılırdı. Bende hepsini son senemde verdim :) Lise yıllarında ise matematikte öğrendiklerimizin ne işe yaradığını çok sorguladım. Ama kimse cevap vermedi doğal olarak. Oysa ki mantık dersinin bilgisayarın temeli olduğunu, koordinat sisteminin uzay cisimlerinin yerini tespit etmekte, i sayısının denizaltıların yapımda yaradığını söylense elbette ilgim artacaktı. Ama bunlar bize öğretilmek yerine kuru bir matematik öğretmek daha kolaydı.

Matematik tüm bilimlerin temelidir. Fen bilimlerini göz önüne alacak olursak piramidin en üstündeki kısmını matematik oluşturur. Bir kişi fizik öğrenmek istiyorsak ilk matematik öğrenmelidir. Kimya öğrenmek istiyorsa matematik sonra fizik öğrendikten sonra kimya öğrenmelidir. Biyoloji öğrenmek istiyorsa matematik, fizik, kimya öğrendikten sonra biyoloji öğrenir. Bu piramitte sizin öğrenmemiz gerek temel eksik olunca aldığınız eğitimde eksik olacaktır elbette. Fen bilimlerine yazarda sürekli laf vuruyor kitabında. Demek ki sadece bizim üniversitelerde fen bilimleri böyle değil. Fen bilimciler kendilerine yeteri kadar matematik öğrenirler. Özellikle kimyacılar. Fizikçiler işleri matematikle iç içe olduğu için genelde daha fazla matematikle haşır neşir olurken kimyacılar o kadar ihtiyaç duymazlar. Duyduklarında hesap makinesi ile işi halletme yoluna giderler. Aslında her alanında uygulamalı matematiği bilim olarak kullanmaktayız. Sadece nereden geldiği üzerine çok kafa yormuyoruz.

Yazar kitabın matematik dışındaki insanlara analtmak için olduğunu söylese de matematik anlatmaya baya girişmiş. Bunun yanında size matematiğin nasıl oluştuğunu neden doğal sayılar, irrasyonel sayılar, kesirli ifadelerin var olduğunu çok güzel anlatıyor. Benimde şuana kadar hiç düşünmediğim bir şeyi yazar çok güzel göstermiş. Neden iki negatif sayının çarpımı pozitif olur? Bu gibi bize sadece öğretilip geçilen ama mantığını bir türlü anlatılmadığı konular hakkında bir çok bilgi sunuyor size. Matematiğin önemini ve bize öğretilen basit işlemlerin aslında neden öyle olduklarını anlatan güzel bir kitap. Merak edenlere okumalarını tavsiye ederim.

15 Haziran 2016 Çarşamba

Ön-Türkler



Bundan bir kaç yıl önce Sümerlileri okurken Mu kıtası teorisini de araştırmak istedim. O dönemde Mu kıtası ile alakalı kaynakları okudum. Daha sonra ön Türk araştırmaları karşıma çıkmıştı. Onla ilgili bulduğum kitapları da incelemiştim. Sadece eski bir çok yazıyı okuduğunu söyleyen Kazım Mirşan'ın kitaplarına ulaşamadım. Çok uğraştım telefon ettim kendisine, daha önce kitabı çıkmış yerle irtibata geçtim bir türlü kitapları bulup da inceleme imkanı olmadı. Bilimsel olarak artık tarih okumaya başlayınca bazı şeyler artık zaman çizelgesi içinde oturuyor insanın kafasına. Mu araştırmalarının kanıta dayanmayan, gerçek dışı bir şey olduğu kanaatine vardır. Tabi bu bir çok gerçek bilgiyi göz ardı edilmesi demek değil. Bilim adamları Mayalar ile Türkçe arasında benzer kelimeler olduğunu söylüyor. Bu dillerin ana bir dilden türemesi teorisinin bir parçası olarak görüyorlar ama daha ispat edilemedi. Kazım Mirşan'ın kitaplarına bulamadığımız için okumalarına hangi metodolojiye göre yaptığını öğrenemedik. Bundan dolayıda bilimsel bir yere oturtamadım. Takip ettiğim bazı dil biliciler (bunları ileride dil tarihi bölümünde inceleyeceğim) de bu tür bir şeyin olamayacağını belirtiyorlar. Genellikle piyasadaki kitaplar ve araştırmacılar ön-Türkler dedimi Kazım Mirşan, Haluk Tarcan kitaplarını kaynak olarak gösteriyorlar. Fakat bu kitapların bilimsellikten uzak kanıtlanmamış teoriler ortaya attıklarını göz ardı ediyorlar. Hele ki James Churchward Mu kıtasını anlatan tabletlerden şuana kadar ortaya böyle bir şey çıkmadı.

Bu kadar olumsuzluktan sonra elimizdeki bilimsel verilere bakalım. Çin kaynakları Türkleri MÖ 1040 olarak belirtmişler. Çu hanedanlığı bu dönemde Çin toprakları içine yerleşmiş. Dil bilimi olarak daha araştırmasak da Sümerliler dili içinde bir çok Türkçe kelimenin bugünkü anlamları ile bulunduğu bilimsel olarak tespit edilmiş. Buradan bu dönemde Türkçenin dolaylı yoldan var olduğunu söyleyebiliyoruz. Ahmet Taşağıl kabuklara ve kaplumbağa kabuğu üzerine yazılı olan verilerden, arkeolojik çalışmalardan Türklerin MÖ 3000-2500'e kadar gidebildiğini belirtmişler. Servet Somuncuoğlunun yapmış olduğu kaya üzerine yapılan resimlerin de çok eski devirlere gittiği yabancı bilim adamları belirtiyor. Bunlar elimizdeki bilimsel veriler. İleri ki konularımızda kitaplara geldikçe bunları daha detaylı olarak inceleme fırsatım olacak. 

Bu iki taraflı bakacak olursak bir takım verilerin kanıtsız ve bilimsel olduğu, diğer verilerin ise bilimsel bulgular ile desteklendiğini görüyoruz. Bundan dolayı araştırma yaparken bilimsellikten uzaklaşmadan devam etmek fantaziye kaçmamak gerek. Türklerin çok eski devirlere gitmesini bende isterim ama fantazi ürünlere inanmakta istemiyorum. Bundan dolayı iyi araştırılıp, kaynakların iyi değerlendirilmesinden yanayım. Bu kitap Ön-Türkler konusunu merak edenler okuyabilirler. Ama içinde doğrulu kanıtlanmamış verilerin olduğunu akıllarından çıkarmasınlar.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...