2 Mayıs 2021 Pazar

İslamiyet Öncesi Türk Destanları

 



Daha önce mitoloji ve destanlar konusunda kitapları okumuş size de burada aktarmıştım. Bu kitabı alalı aslında uzun zaman olsa da şimdi okuma fırsatım oldu. En son yapılan kitap fuarından temin etmiştim. Normalde bir kitabı alacağım zaman araştırım o şekilde okuma listeme eklerim. Fakat birde fuar, kitapçı ve sahaflarda karşıma çıkıp  da aldığım kitaplar var. Bu eserde fuardaki listede olmayıp o an karşıma çıkması ile aldığım kitaplardan birisi. Okuyacağım kitapları araştırarak almış olsam da bazen olta atmakta gerekiyor. Karşımıza güzel bir eser çıkmasına neden olabiliyor bu olta atmak. Kötü kitap çıktığında da hemen bırakıp sonrakine geçmek en iyisi. 

Bu kitabın aslında Türk Destanlarına Giriş gibi destanları anlatan bir eser olarak düşünmüştüm. Fakat üniversitede öğrencilere daha kolaylık olması adına hazırlanan bir eser olduğunu öğrendim. Kitabın okumaya başlayınca ders kitabı formatında olmadığını anladım. Eser iki bölümden oluşmakta. Birinci kısım edebiyat ve tarihçilerin makalelerinden oluşmakta. Kitap bu şekilde olunca da destanların arkasında yatan olayları daha iyi anlıyorsunuz. Makaleler destanların yapısal özelliklerinden destan içindeki karakterin, olayların oluşlarına, neyin neden olduğuna kadar güzel makaleler ile anlatmakta. Bu bakımdan çok doyurucu buldum. İkinci kısım destanları anlatmakta. 

Bir milletin mitolojisi onların kainatı, doğayı, yaşamı nasıl anlamlandırdıklarını anlamak için önemli. Türk mitolojisini incelerken bu devirlerin belirli dönemlerden geçtiğini ve zamanla doğa üstü olayların daha gerçeğe yakın anlatılara dönüştüğünü aktarmıştım. Destan çağı artık kahramanların çağı denebilir. Destanlarda anlatılan motifler doğaüstünden normal hayatta karşılaşılan durumlara doğru evrilir. Artık kahramanların ve olayların anlatımı başlar. Fakat tamamı mitolojiden kopmaz. Eskiden mitolojik olarak anlatılan hikayeler artık daha gerçeğe yakındır. Türkler yüzyıllar geçse de bu destanları bulundukları coğrafyaya göre değiştirerek, yaşadıklarını üzerine ekleyerek Anadolu'ya kadar getirmişler. Mitoloji yada destan içindeki olaylar, karakterler ve yapılanlar farklı formalara girerek yaşamaya devam etmiş. Bu tür eserleri okudukça aslında gündelik hayatta yaptığınız, inandıklarınızın Orta Asya'da ki atalarınızdan geldiğini daha iyi anlıyorsunuz. 

Kitabın birinci kısmını oluşturan makaleler kısmı hoşuma gitti. Destanlar konusunda yazılmış makalelerin bir arada bulunması çok güzel. Yoksa bu makaleleri arayıp okumak normal bir okuyucu için zahmetli bir iş. Makalelerin içeriği de benim için çok doyurucu oldu. Daha önce destanları okuduğum için ikinci kısım üzerinde fazla durmadım. Destanlar konusunda bilgisini daha fazla genişletmek isteyenlere bu eseri öneririm.

12 Nisan 2021 Pazartesi

Türk Tarih Okuması - Yol Haritası

 

Uzun zamandır aklımda olan bir planı artık yazıya dökme vakti geldiğini düşünüyorum. Türk tarihini sistemli olarak okumaya karar verdiğimde ilk olarak Türklerin Mitolojisini okumak istedim. Bundan dolayı yayınlanmış kitapların bir çoğunu okudum. Okumadığım eserlerde mevcut, bazı eserleri ise vakit bulamadığım için okuyamadım. Bazılarını da sahaflarda bulamadım. Temel olarak aklımda Türk mitolojisi ile ilgili konuları yerleşti. Dilim döndükçe de size aktarmaya çalıştım. 

Türk mitolojisini okuduktan sonraki ikinci adım benim için Türklerin eski diniydi. Mitoloji ile karışmış bir halde olan bu konu yeterli kaynağın olmamasından dolayı da tam netliğini kazanmıyor. Bunun  yanında Şamanizm konusu da bu başlık içinde incelemeye çalıştım. Genel kanı Türklerin eski dininin şamanizm olduğu yönünde olsa da bunun doğru olmadığını anladım. Eski Türk dini konusu da mitolojik ve şamanizm baskısından ötürü araştırması zor konu. Kaynaklarında yeterli olmaması bizi zora sokuyor. Bu konu hakkında da okumadığım eksik kitaplar mevcut. Zaman geçtikçe bunlarda okuyup size aktarmayı düşünüyorum. Şamanizm konusunda ise diğer yazılarımda belirttiğim gibi bölgesel inançlar ve uygulamaları farklılıklar gösterdiği için bu tür eserleri es geçtim. 

Burada birde Türk dili konusu var. Türk dilini tarihsel sürecini araştırmak istiyorum. Fakat aklında ki yapı biraz farklı. Belki yüzeysel olabilir. Çünkü harf değişimleri, geçişler benimde ilgilimi çekmiyor. Başlangıcı ve tarih içersin de aldığı yol daha ilgi çekici. Bu konu hakkında ki kitapları da ileride okumaya çalışacağım.


Türk tarihini okumaya  başladığımda  ilk olarak Sümer  ve  Anadolu medeniyetlerinden başlamak  istedim. Atatürk'ün  düşüncesinden yola  çıkarak bu medeniyetleri okudum. Mezopotamya ve  Tunç çağı Anadolu medeniyetleri artık bu  dönemi de bu sene kapadım. Demir çağı medeniyetleri ile devam edeceğim. Bu dönem Türk Tarihi dönemleri ile kesişeceği için bu dönemleri okurken devam etme düşüncesindeyim.

Bunlardan öncede MU Teorisi  hakkında esas eserleri ve yan eserleri okudum. Bunlar tarihsel  olarak aklında bir çizgi oluşmasını sağladı. Mu kıtası teorisi şuan için benimde inanmadığım bir teori. Atatürk'ün sağlık durumu iyi olsaydı eminin kendisi de daha sonra bu teoriden vazgeçerdi. Bu araştıra da mu kıtası olmada bazı olaylar gerçek ve bazılarının üzerindeki sır perdesi hala kalkmadı bence. Eski çağ medeniyetlerinden Mısır kaldı sadece değinmediğim. Aslında Türklük ile alakalı olmasa da biraz olsun Mu Kıtası Teorisinde geçiyor. Benimde merak ettiğim bazı hususlar var. Yeterli kaynak ve zaman bulursam değineceğim.

Bu kadar uzun bir girişten sonra  Türk Tarihi konularına başlayabileceğim. Tabi merakım konular içinde beni farklı yerlere sürükleyebiliyor zaman içinde. Okuma maratonlarının bu başlıklara göre düzenlemeyi düşünüyorum. Türk tarihi çok geniş bir mesele. Uzun soluklu bir okuma maratonu olacak. Türk tarihine başlamışken  aklımda farklı fikirlerde  mevcut.  Fakat  zaman sıkıntısı çektiğim için ne zaman hayata  geçirebilirim bilmiyorum. Şuan için okuma maratonumun  yol haritası aşağıdaki şekilde olacak.



28 Şubat 2021 Pazar

Yıldızların Zamanı

 


Uzay hakkında ki bilgilerimiz son yüzyılda  giderek arttı. Sümerlilerden bu yana insanlar gökyüzünü incelemekte. Güneş, ay ve yıldızlar gözlemleyerek zaman çizelgesi oluşturmakta. Galileo'nun teleskopu  bulmasıyla uzayı  gözlemlemek artık farklı  boyutlara  geldi.  Bu da bizi evreni, galaksileri, yıldızları ve  gökcisimlerinin doğası hakkında bilgi sahibi yaptı. Son yüzyılda evren hakkında bildiklerimiz  kat be kat  arttı. Gökbilimi hakkındaki bilgilerin hızla artması ve tüm bunların son yüzyılda  ortaya çıkması ilginç. Bu konuda size yıldızların zamanı ve kara delikler kitabında bahsetmiştim.  Yıldızların Zamanı kitabı da Tübitak'ın , Tubitak olduğu zamanlarda çıkan bir eser. 

Bu kitapta da evren hakkında gökbiliminin  gelişmesi sürecinde uzaydaki  cisimlerin nasıl keşfedildiğini anlatmakta. Gökbiliminin yeni başladığı zamanlar güneş ve güneş sisteminin araştırılması sürecini anlatmakla başlıyor. Bu süreçte mars, venüs ve diğer gezegenlerin nasıl incelendiğini anlatıyor. Güneş tüm çağlarda kendisine hayran duyulan, yaşam ile özdeşleştirilen bir cisim. Güneşin ne olduğu, nasıl işlediği  ve yaşam döngüsü incelenerek yıldızlar hakkında bir çok bilgi edinildi. Büyük patlamadan bu yana elementlerin nasıl  oluştuğu, yıldızların nasıl doğduğu  ve nasıl yaşamlarının sonlandıkları, son aşamada ne tür bir dönüşüm geçirdiklerini anlatıyor. Güneş artık uzun yaşamının sonuna geldiğinde süper nova patlaması mı yapacak, kendi içine çöküp karadeliğe mi dönüşecek yada nötron yıldızımı olacak bunların nasıl işlediği konusunda bilgiler veriyor. 

  Evrenin büyüklüğü düşünüldüğünde, tespit edilmiş milyarlarca yıldız bulunmakta. Bu yıldızların çevresinde gezegenler var mı ve bu gezegenlerin yapısı nasıl olduğu araştırılmakta. Milyarlarca yıldızın toplandığı yerler olan galaksilerden ise evrende binlercesi bulunmakta. Galaksiler farklı şekillere sahiptir. Bazıları küresel, bazıları sarmal şeklinde. Sarmal şeklinde olanlar çubuklu sarmal yada sarmal olabiliyor. Galaksilerin neden farklı şekillerde olduğunu şuan için bilmiyoruz. Oluşum, gelişim ve varlıklarının sonlandığı evreleri konusunda bilgimiz az. Kara madde araştırmaları galaksilerin araştırılması ile birlikte ortaya çıkan bir kavram. Matematiksel olarak hesaplanan ama daha deneysel olarak ispat edilemeyen bu madde, hiç bir ışıma yapmadığı için bu isim  verilmiş.

Dış uzay araştırmaları hız kazandıkça uzayda çok farklı cisimlere rastlıyoruz. Evrenin bir diğer ilginç  cismi de kuasarların keşfi.  İlk galaksilerin  bunlar tarafından oluşturulduğu düşüncesi ortaya çıkmış. Popüler bilim dünyasında da artık herkesin bildiği karadelikler ise son yüzyılda ortaya  atılan  bir teoriydi. Gözlem teknolojisinin gelişmesi ile artık evrende bu cisimlerin varlığını biliyoruz. Nasıl oluştukları ve doğaları hakkında teoriler üretilebiliyor. Karadelikler hem bilim dünyasında hem popüler bilimde çok bilinse de kuasarlar o kadar bilinen cisimler değil. Karadelikler kendi kütle çekim gücü sayesinde etrafındaki her şeyi (ışık dahil) çektiği için karadelik ismi ile anılmış. Fakat son yapılan çalışmalar Karadeliklerinde belli bir ışıma yaptığı oraya çıktı. Karadelikler ve Bebek Evrenler kitabında daha detaylı anlatılmakta.

Evren insanın aklının alamayacağı büyüklükte bir şey. Uzay teleskoplarının gelişmesi ve uzayın daha derinliklerine bakmaya başlamamız ile evren hakkında bilgilerimizde tabi ki arttı. Evrenin ilk oluşumu Büyük Patlama ve sonrasında evrenin şekillenmesi, bu patlama sırasında oluşan radyasyonun takip edilmesi, evrenin genişlemesi ve evrenin sıcaklığı gibi bir çok konuda bilgi sahibi olundu. Bu kadar bilgi edinmemize rağmen uzay çok büyük. Her bir bilgide yeni bir kapı aralanıyor. Uzay konusunda ilk bilgi edineceklere bundan dolayı bu kitabı öneririm. Uzay araştırmalarının nasıl başladığını, güneş ve gezegenler, güneş sistemi, galaksiler, kozmik cisimler ve evrenimiz hakkında giriş niteliğinde bilgi edinebilirler. Kitabı zamanında sahaflardan  almıştım tekrar bir basım olmamış. Kitabın baskısı olmadığı için sahaflardan temin edebilirsiniz.



31 Ocak 2021 Pazar

Tunç Çağının Sonu



 Tunç çağının MÖ 1200'lerde büyük bir yıkım ile son bulmasını daha önce size Deniz Kavimleri kitabı  ile anlatmıştım.  Genel kanı kimliği  belirli olmayan,  denizden gelen deniz kavimleri  diye adlandırılan bir göç dalgasının, Tunç çağı devletlerini yok ettiği ve aralarında sadece Mısır imparatorluğunun ayakta kaldığıdır. Bu kitapta Robert Drews Tunç çağının sonlanması hakkında diğer tezlerin aksine bir fikir  öne sürmekte. 

MÖ 1200 yılında gerçekleşen büyük  yıkımdan sonra MÖ 1000'lere kadar tarih karanlık olarak geçti ve yeni toplulukların çıkması zaman aldı. Yıkımın büyüklüğü aşağıdaki haritada daha net anlaşılmakta. 



Yazar başlıklar altında, deniz kavimlerinin meydana getirdiği bu yıkım konusunda daha önce ki tezleri ve kanıtları sıralayarak çürütmeye çalışmakta. Bu tezler hakkında ki düşüncelerini şu şekilde sıralamakta;

- Depremler (doğal afetler) Yunanistan'dan başlayıp, Anadolu, Kıbrıs, Mısır ve Orta Doğuyu etkileyen bir depremin bir anda olamayacağını, bu olaya ilişkin bir kanıtında bulunmadığını, bölgesel olarak meydana gelen doğal afetlerin olduğu ama bu kadar büyük çaplı bir felakete dair bir iz olmadığını belirtmekte.

- Yazar, göç tezine karşın o devirde bu kadar büyük çaplı bir göçün olmadığı, çeşitli araştırmacıların öne attığı Dorların göçünün ve Friglerin Anadolu'ya gelmesinin deniz kavimleri olamayacağını belirtiyor. O dönemde tek göç hareketini, Filistinlilerin Lidya'dan Mısır'a gerçekleştirdiğini, bunu da III. Ramses'in durdurduğunu belirtmekte.

- Sistem çökmesi üzerine incelediği görüşlerde bu tezin mümkün olmadığını, bunun sebebinin ise bu kadar büyük çaplı bir çökmenin olamayacağını savunuyordu. Kuraklığın ve deniz ticaretinin sekteye uğramasının, Tunç Çağı krallıklarının kendi zayıf noktaları olsa bile sistem çökmesinin bölgesel görülebileceğini söylemekte.

- Deniz kavimlerinin karma yağmacılardan oluştuğu tezi de, bazı parçaları uysa da genel olarak oturmadığını belirtmekte. 

Tunç  çağı savaş teknolojisini atlı arabalar oluşturmaktaydı. Bu teknolojinin ortaya çıkışı MÖ 3000 başlarında  Mezopotamya'daydı. Fakat bu araçlar ağır ve öküzler tarafından çekiliyordu.  Atların çektiği, daha hafif, ısıyla bükülmüş tekerlekli, eskisinden daha hafif arabaların ilk kullanımı MÖ 19. yüzyılın erken dönemlerinde başladı. Atların çektiği bu arabalar hızlı ulaşım, eğlence ve saltanat gösterisi için kullanılıyordu. MÖ 17. yy da savaş arabası olarak gelişerek, askeri savaş taktiklerini değiştirdi. Bu teknolojik gelişme ile büyük devletlerin orduları savaş arabalarından meydana geliyordu. Krallar o dönem savaş arabalarının çokluğundan ve iyi kullandıklarından gurur duyarlardı. Bu devletlerin kayıtlarında savaş arabaları için nelerin gerektiği ve yedeklendiği belirtilir. Savaş arabaları üç kişi yada iki kişiden oluşabiliyordu. Sürücü, okçu ve kalkan tutan veya kargı sallayan şeklinde. Yazar, okçuların hareketli araçlardan ok attıklarını düşünmekte. Bu dönemde kompozit yaylar kullanılmaktaydı. Fakat nasıl bir yay kullanıldığı belirli değildi. Genel orduyu savaş arabaları oluştursa da kral muhafızları ve piyade avcı birlikleri de bulunmaktaydı. Yazar, bu devirde süvari birliklerinin olmadığını kitap içinde belirtse de ön yazıda bu konuda hatalı olduğunu, o döneme ait yeni belgelerde süvari savaşçılarının var olduğunu öğrendiğini söylemekte. Bunlar büyük ihtimal  o dönemde yaşayan İskitlerdir. Piyade birlikleri tunç çağı orduları içinde  destek birliği olarak kullanılmış.  Savaş arabalarının gidemediği yerlere gitmek ve savaş esnasında düşman kuvvetlerini kanatlardan sarmak için kullanılıyordu. Bu dönemde piyadeler yanaşık düzende hareket etmiyorlardı. MÖ 1200'den sonra deniz kavimlerinin oluşturduğu felaket  sonrası savaş arabaları  artık ortadan kalkıyor, büyük savaş arabası ordusunu  besleyecek güçte krallar  kalmıyor, bunun yerine piyadeler ön plana çıkıyordu.

Yazarın ana fikri o dönemde askeri taktiklerin ve savaş teknolojisinin  değişmesi sonucunda bu kadar etkili yıkımların meydana geldiği yönünde. O dönemde kullanılan zırhlar, kalkanlar, oklar ve mızraklar konusunda fazla bir değişiklik olmamıştır. Değişen teçhizatlar savaş gidişatını  değiştirecek  nitelikte değildi. MÖ 13. ve 12 yy da 35  cm'lik kısa olan saplama silahları bıçaklar ve hançerler, 35-50  cm uzunluğunda kama, 50-70 cm uzunluğunda kısa kılıç  ve 70 cm uzunluğa varan kılıçlar bulunmuştur. MÖ 1200 tarihine kadar savaş teçhizatı olarak kılıç kullanımı pek yaygın değildi. Farklı bölgelerde  örnekleri bulunsa da savaşta aktif şekilde kullanılmıyordu. Bulunan bu kılıçlar tunçtan yapılmaydı. O dönem kılıç yapımının iki yöntemi bulunuyor. Bunlardan biri metali döverek işleme, bir diğeri ise dökme  yöntemi ile şekillendirmedir. MÖ 1200 öncesinde Ege, İç Anadolu, Mezopotamya ve Mısırda savaş sırasında kullanılan kılıçlar mevcut değildi. Deniz Kavimlerinin akını ile kendine has yapısıyla  kılıç teknolojisi Doğu Avrupa'dan  Mezopotamya içlerine kadar yayıldı. Bu kılıçlar artık demirdendi. 

Yazar deniz kavimlerinin bu kadar etkili olmalarının nedenini askeri savaş taktiklerinin değişmesi, kılıçların savaşlarda kullanılması ve metal işleme teknolojisinin (demir işleme) gelişmesi ile birlikte Tunç çağı imparatorluklarının  bu teknoloji ve taktiksel değişimden dolayı tutunamadıklarını düşünmektedir. Tunç çağının sonlanması ve  deniz kavimlerini merak edenlere bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.




22 Kasım 2020 Pazar

İki Kültür

 

 

Eski düşünürler multidisipliner olarak çalışırlardı. Yunan ana karasından Asya'ya kadar gitseniz durum aynıydı. Düşünürler felsefe, tarih, astroloji, matematik, geometri ve fen bilimleri ilgi duyarlar ve bilirlerdi. 19.yy da bilim hızla gelişmeye başladı. 19.yy kadar üretilen bilgi artık günümüzde günlük olarak üretilmekte. Bu  kadar fazla bilginin meydana çıkması ile insanlar bilim dallarının alt bilim  dalında artık uzmanlaşmaya başladılar. Bir bilim dalın tüm bilgiye hakim olmak artık imkansız hale geldi. Zamanın da Heredot'un yazdığı Tarih kitabı o zamanın tarihini kapsıyordu. Günümüzde o zaman dilimini de yaşamış Persler, Yunanlılar, Anadolu Uygarlıkları, Orta Doğu medeniyetleri hakkında bir çok alt bölümler oluşmuş ve bilgi birikimi yüzlerce kitabı aşmıştır. İnsanlar doğal bilimleri yada sosyal bilimler konusun da uzmanlaşmaya başladığında aslında artık bilgisizlikleri de artmaya başladı.

 Bu kitap da ki fikirler C.P.Show tarafından ilk olarak Rene konferansında  sunuldu. Daha sonra kitaplaşarak batı entellektüel toplumunda okundu ve tartışıldı. C.P.Show fikirlerini ortaya koyduğunda bilim insanları tarafından çok sert tepkilerde aldı. Fikirlerini özetlemek için kısa bir soru sorar iki kesime; doğa bilimleri alanında çalışanlara hiç  Shakespeare'in bir eserini okudunuz mu? Sosyal bilimlerde çalışanlara termodinamiğin ikinci yasasını biliyor musunuz?  Bu fikirlerin aslında doğru olduğunu düşününler de çıktı. Bunları kendi eğitim sistemine katanlar ve bilim-sanat konusunu birleştirerek daha iyi verim sağlamayı amaçlayan topluluklar meydana geldi. Show'un demek istediği bilim insanlarının bir edebi eser okumadığı ve edebiyatçılarında doğal kanunları hakkında bir bilgileri olmadığını savunur. Show "Bu iki duyu birbirinden ayrıldığında o zaman hiçbir toplum bilgelikle düşünmeyecek" der. Üniversitelerin verdiği tek taraflı eğitim insanları farklı dallarda bilgi edinmesine engel olmakta. Bu sorun dünyanın en iyi üniversitelerinde bile geçerli olan bir sorundur. 

   Show'un bahsettiği bu sistem aslında Türkiye'nin ilk yıllarında denenmek istendi.  Bunun içinde çalışmalarda yapıldı. Eğitim hayatı boyunca öğrenciler belli bir düzey bilimsel veriye hakim olacak, bunun yanında edebiyat, tarih, coğrafya vb sosyal bilimleri de öğrenecekti. Bunun için İş Bankası klasikleri dilimize çevirdi ve okunmasını sağladı. Daha ileri  giderek Köy Enstitüleri açılarak donanımlı bireyler yetiştirme yoluna gidildi. Fakat dönemler geçtikçe eğitim sistemimiz bozuldu. Günümüzde de bilimden bir haber, algılama yetisi bozuk, kitap okumayan, çevresindeki olayları analiz edecek mantığı yürütemeyen bireyler ortaya çıktı. Bizde bu eleştirilere bakarak kendi genel ve bireysel eğitimizi şekillendirmeliyiz. 

Kitap İngiliz kültürü ve eğitimini eleştirse de bizimde kendimize bakarak çıkarmamız gereken dersler var. Show İngiltere'yi  Amerika ve Rusya ile kıyaslardan aslında onun yaptığı eleştirileri kendimiz içinde düşünmeliyiz. Kitap artık yayınlanmayan Tübitak bilim kitapları zamanında yayınlananlardan. Okumanızı tavsiye ederim. Benim yıllardır aradığım bir soruya cevap oldu. Sizin de ufkunuzu açacaktır. 

 

15 Kasım 2020 Pazar

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Tarihi Devamlılık


Bir  önceki Zümrüt Ayna kitabında Celal Şengör'ün Türk Modernleşmesi  hakkında iki makaleyi size okumanız için tavsiye etmiştim. Bir devletin düştüğü durumu görüp, kendisini düzeltmeye çalışmasını anlatıyordu. Vahdettin Engin'in bu kitabı da bu konuyu daha  da açarak bize son dönem Türk Modernleşmesi ve Türk devletinde ki devamlılığın nasıl olduğunu anlatmakta.

Daha önce Atsız'in Tarih, Kültür ve Kahramanlar kitabındaki makaleden bahsetmiştim. Aslında Türk tarihi bir devamlılık içinde sürdüğünü ve iki devletin var olduğunu Atsız bu makalede belirtir. Bunlarda bir tanesi Batı Türk Devleti, diğeri Doğu Türk Devletidir. Vahdettin Engin'de Türk devlet tarihindeki devamlılığı bu görüş üzerine temellendirerek bize anlatmaktadır. Türk tarihine geniş bir şekilde baktığınızda da aslında  sürekli bir devamlılığın olduğunu sadece hanedan değiştiğini göreceksiniz. 

Türkiye de artık kronikleşmiş bir fikir sakatlığı mevcut. Yazar kitap da  buna da değinmekte. Bazı kesimler Osmanlı imparatorluğunu yere göğe sığdıramayıp, Cumhuriyet devrini yermesi.  Bazı kesimlerin Cumhuriyet dönemini göğe çıkartıp, Osmanlı İmparatorluğunu yermesi. Bu iki düşünce de çarpıktır, sakattır. Siyasilerin ve siyasi düşünceler ile kirlenmiş kişilerin ortaya attığı dayanağı olmayan tarihi fikirlerin peşinden koşmamak gerekiyor. Siyasi düşünceler ile kirlenmiş zihinler kendi görüşlerinin doğruluğunu kanıtlamak için sanal bir tarih yaratıp onu insanlara sunuyorlar. Gerçekten tarihi belgeler ile ve karşılaştırmalı okursanız bunların sunduğu tarihin gerçek olmadığını anlayacaksınız.

3.Selim şehzadeliği döneminde devletin kötü durumunu fark etmiş. Çözüm yollarını düşünmeye ve aramaya başlamıştı. Tahta oturduktan sonra ve Osmanlı-Rus  savaşında 120  bin Osmanlı  askerine karşı 8 bin Rus askerinin Osmanlı askerlerini bozguna uğratması 3.Selim artık işlerin eski düzen gidemeyeceğini anladı. Bunu üzerine ilk olarak orduda daha sonra devlet  işlerinde geliştirmeler yapmaya karar verir.  Bu düzenlemeler Nizam-ı Cedid isminde askeri ve devlet işlerinin daha modernleşmesi olarak yazar aynı isimle iki farklı kola ayırıyor. Nihayetinde devletin bu modernleşme çalışması belli yol alsa da 3.Selim'in öldürülmesi ile sekteye uğradı. Şuan kullandığımız kırmızı üzerine ay yıldız bayrağın kullanılmasını sağlayan ilk devlet başkanı da Sultan 3.Selim dir. 

3.Selim'in şehit edilmesi sonucu ardından gelen 2.Mahmut'da aynı düşüncede idi. Zamanını bekleyerek bir çok alanda modernleşme hareketi yaptı. Kendisi uygun zamanı bekleyerek kesin bir şekilde yenilikleri yaptı.  Bunun sonunda yaptığı yenilikler kalıcılık sağladı ve sonraki döneme geçti. Sultan Abdülmecid  aynı yolu devam ettirerek tanzimat ve ıslahat fermanlarını ilan etti. Osmanlı Devletinin gelişmesi bir yola girmişti fakat halen Avrupa devletlerinin gerisinde idi. Artık bireylerinde devletin gelişmesi gerektiğini savunan gruplar ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan ilki Yeni Osmanlılar hareketi başladı. Bu hareket parlementer bir sistem ve anayasa istiyordu. I. Meşrutiyet'in ilanı ve ardından II. Meşrutiyet'in ilan edilmesi ile süreç devam etti. Bu süreçte tahta çıka Abdülhamit bir çok yenilik de yapmıştır. Abdülhamit'in açtığı okullarda yetişenler daha sonra ülkeyi kurtarmak için Milli Mücadeleyi başlatıp, Cumhuriyeti kuracaklardır. 3. Selimden itibaren başlayan devleti modernleşme hareketi uzun bir süreç alarak devlet yönetiminin cumhuriyet sistemine geçmesini sağladı. Cumhuriyet ilan edildikten sonra yapılan inkılap hareketleri ile modernleşme çalışmaları devam etti.

Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine doğal olarak bir çok kurum devamlılığı sağladı. Kitap da bu süreci Vahdettin Engin detaylı ve sade bir dille anlatıyor. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Tarih kulaktan dolma bilgilerle değil kitaplarla, belgelerle öğrenelim. 

İnkılaplar ile başlayan modernleşme hareketi çok partili sisteme geçtikten sonra sekteye uğradı. Benim kanımca Türkiye halen modernleşme sürecinin içinde. Tarihten ders alıp bu süreci hızlandırıp Atatürk'ün dediği gibi Muasır medeniyetlerin ötesine geçmesi gerekiyor. Yoksa Osmanlı imparatorluğunun yaşadığı sıkıntıların aynısın biz tekrar yaşarız.


1 Kasım 2020 Pazar

Zümrü Ayna

 


Celal  Şengör'ü tv kanallarında bilim ve tarih   konularını takip edenler bilir. Kendisi ülkemizin nadide bilim insanlarından bir tanesi. Bilim kariyeri olarak aslında olması gereken fakat  Türkiye'de ki üniversite akademisyenlerin vasatlığı görününce kendisini ister istemez daha  yükseklere çıkarıyoruz. Kendisinin bilim kariyeri olarak  yine de yükseklerde bunu yanlış anlamayalım. Yaptığı çalışmalar, aldığı ödüller, çalıştığı kurumlar ve akademik yayınları ile Türk  bilim insanlarını temsil etmekte. 

Artık günümüzde bilim insanları olsun, özel sektörde çalışanlar olsun bir konuda uzmanlaşmayı, sadece o konu hakkında bilgi edinmeyi tercih ediyor. Günümüzde bilgi miktarının her geçen gün artığı bir çağda bu kabul  edilebilir  görünüyor. Fakat insanların bir konuda uzmanlaşması bilginin ve teknolojinin artığı bu devirde diğer konularda fazlaca cahil kalmalarına neden oluyor. Kişi kendi mesleği konusunda uzman olmalı, bunun yanında bir iki konuda da bilgi edinmelidir. Tıpkı eski bilginler gibi. Size onları tanıtırken matematik, felsefe, tarih, astronomi vs konularda bilgi sahibidir derler. Celal Şengör de kendi uzmanlık alanı dışında bir çok konuda bilgi sahibi bilim insanlarından. Bunların içinden bir tanesi de tarih.

Celal Şengör'ün bu kitabı Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisinde 1999  yılında yayınlanmış  makalelerinden oluşmakta.  Makalelerin konusu bilim ve düşünceler üzerine, kişiler, tarih, olayları içeren çeşitli makaleler bulunmakta. Makale şeklinde toplanmış kitaplar genelde fazla aklımda kalmaz nedense fakat burada  iki makale dikkatimi çok çekti. Anlatım şeklide hoşuma gitti. Daha önce anlatılan olay örgüsünü tarihin içinde hiç bu şekilde okumamışsınızdır. 

Tarih içinde ki olayların ansızın olmadığını bazı olayların zaman içinde gelişerek sonlandığını görürsünüz. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa devletleri karşısında teknik olarak geriye düşmesinden sonra bazı Padişahlar çözüm yolu aramaya başladılar.  Sultan 3. Mustafa'nın kurduğu imparatorluk deniz mühendislik okulu sonraki padişah 3. Selim tarafından devam ettirilip imparatorluk kara mühendislik okulu, daha sonra daha modern Nizam-ı Cedid birliğini kurdu. Fakat  yeni  çeriler ve yobazların isyanları sonucu padişah şehit oldu. 3. Selim'in başlattığı yoldan giden Sultan Mahmut daha kararlı ve azimli yol izleyerek amca oğlunun karşılaştığı sorunları kesti attı. 1795'de başlayan yenilenme çalışmaları başlangıcı bu kitaptaki makalede bulunuyor. 

2.Mahmut çok genç  yaşta padişah oldu. Kendiside 3.Selim  gibi  yenilenme taraftarıydı. "Avrupa'ya benzemezsek Asya'ya çekilmeye mecbur kalırız" demişti. Fakat  kendisinin tahta geçtiği zaman yenilik hareketlerini devam ettirmeye müsait değildi. 3.Selim'in başına gelenleri çok iyi biliyordu. Dönemin alimlerinin yoldan çıktığı, devlet düzeninin  bozulduğu, her işte rüşvetin döndüğü, yeni çetelerin haraçgüzar olduğu, paşaların bölgesel tiranlara dönüştüğü dönemde  isyanlar ile boğuşan 18 yıl sonunda yaptığı hazırlıklar bitince yeni çerileri ve onlarla birlikte çürüyen yapıyı yıktı. Top  ateşiyle yeniçerilerle  birlikte ocağı yok etti. Önünde engel kalmayınca yenileşme hareketlerine başladı. 1975 de başlayan yenileşme hareketini  Mustafa Kemal Atatürk  1923 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisini açtıktan sonra inkılap hareketleri  ile devam ettirdi. Fakat yine tarih tekerrür etti. Alimlerin dejenerasyonu, yobazların artması, devlet düzeninin bozulması, dış güçlerin devlet işlerine karışmasına izin verilmesi sonucu yenileşme hareketi sekteye  uğradı. Tarihi olayların zaman içindeki olay  örgüsü gelişmesi ne kadar zaman aldığını gösteriyor bu iki makale bize. Aslında 1795'de başlanan bir hareketin zaman içinde nasıl geliştiğini, ne gibi zorluklar çıktığını  ve nasıl başarıldığını gösteriyor. Bu bakımdan çok önemli.

Diğer makalelerde benim ilgimi çeken Ömer Hayyam üzerine olan. Kendisi matematik üzerine  olan etkisi meşhur. Yine Osmanlı zamanında kaybolmuş bir mucit Lagari Hasan Çelebi ilk deniz altıyı yapan kişi. Ama ne yazık ki o dönemde ilgi ve devam gelmeyince tarihte kaybolmuş. Kimse de  bilmiyor, aynı Takuyittinin bir zamanlar ki gözlem evi gibi.

Son olarak akılında kalan Atatürk'ün başlattığı Türk Tarih Tezi hakkında. Bir görüşü körlemesine takip etmek demek bağnazlıktır. Günümüzde Atatürk'ün bazı çalışmalarını ve fikirlerini yeterli araştırma yapmadan körü körüne takip edenler var. Onu anlamak yerine inanmayı tercih ediyoruz. Türk  Tarih Tezi güzel çalışmalara vesile olsa da ilk ortaya atıldığı zaman yeterli çalışma yapılamamış. Bu nedenle Atatürk tarafından eğitimden çekilip bilim adamlarının daha fazla üzerinde araştırma yapmasını tavsiye etmiştir. Kendisi de o zaman ki veriyi yeterli bulmamıştır. Bunda dolayı hala yayınlanan Türk Tarih Tezi kitabını doğru addetmek yanlıştır. Bu aynı Mu Kıtası olayına dönüşmüştür. Bu konuda da yeterli kanıt olmadığı için anlatılanlar kabul edilmiyor. Atatürk'ün sözlerini takip edin. " Eğer bir gün benim sözlerim bilim ile ters düşerse bilimi seçin." 

Kitaptaki makaleler kısa kısa fakat bilgi bakımından doyurucu. Her birinde farklı şeyler öğreniyorsunuz. Makale tarzı kitaplar konuların hepsi benim aklımda kalmıyor. Okuyucuya göre bu değişebilir. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Bir makalede ki konu sizi etkileyebilir, merak ettirebilir, bir kitaba yöneltirse bile bu güzeldir. 

3 Mayıs 2020 Pazar

Tarih, Kültür ve Kahramanlar



Nihal Atsız bir dönemin üzerinde büyük etkisi olan bir kişilik. Yazdığı romanlar bir dönem insanları etkileyip onların tarih sevmesini sağlamış. Benim ve birkaç arkadaşımın kendisini keşfetmemiz bu romanları sayesinde oldu. Romanları dışında önemli tarih eserlerinin yayınlamış ve kendi döneminde çıkardığı dergilerdeki makaleleri ile insanlara fikirleri ile yön vermiştir. İleride Türk Dünyasının önemli kişiliklerini tanıttığım kitapları gibi kendisininde tanıtan kitaplara bakabiliriz. Bu kitabı da kendisinin dergide yazdığı makalelerinin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bir eser. Daha önce yayınlanan Makaleler I-II-III-IV eserlerinin yeniden toparlanıp, konuların bir bütün halinde sunulması ile hazırlanmış. Kitap üç ana başlıktan oluşmakta; Türk Tarihi Hakkında, Dil ve Kültür Meseleleri, Kahramanlar ve Büyük adamlar. 

Nihal Atsız fikir olarak Türkçü ve sert bir karaktere sahip bir insan. Türk tarihi ve kültürü konusunda çok büyük bilgiye sahip. Fuat Köprülünün asistanı iken çeşitli sebeplerden dolayı bu işten atıldı ve sonrasında bazı siyasi olaylar meydana gelerek ilmi çalışmalarından uzaklaştırıldı. Fakat kendisi bu çalışmalar uzaklaşmayıp araştırmalarına devam etti. Bu çalışmalarını kitaplarında ve çıkarmış olduğu dergilerde yayınladı. Kitap içindeki makalelerin bazılarında siyasi ve polemik tarzı yazıları bulunmakta. Bunlarda dergilerden alındığı için o günün şartlarına göre yazılmış makaleler. Siyasi fikirlerini de benimsemiyor olsanız da bu Türk Tarihi konusunda ki yazılarını görmezden gelmeyin derin.

Bunlardan bir tanesi Nihal Atsız'ın ortaya attığı Türk Tarihine bakıştır. Biz her zaman 16 tane devlet kurduk. Bir çok büyüklü küçüklü teşkilatlar oluşturduk demekle yetinsek de aslında kendisi Türk Tarihi içinde sadece iki tane büyük devletin var olduğunu söylemekte. Bunlardan bir tanesi Doğu Türk devleti diğeri Batı Türk Devleti olarak ayırıyor. Bunlar arasında geçişleri yabancı devletlerde olduğu gibi hanedan geçişi olarak sayılması gerektiğini söylüyor. Bu bakımdan okunması gereken makalelerden bir tanesi. Tarih Şuurunun ne demek olduğunu ve insanlara neden verilmesi gerektiğini, tarih içindeki geçmiş olayları, Osmanlı dönemi de ki yaptığımız savaşların sonuçları gibi tarihi makaleleri bulunmakta. Diğer konu başlığında dil meseleleri üzerinde durmuş. Bunlardan bir tanesi Türk dilinde aslında bulunan ama daha sonra kalkan harfler üzerine. Altın giysili adam ve o mezardan çıkan yazı hakkında da o dönemde bulunmasından dolayı yazısı bulunmakta. Kürşad'ı bazı makalelerinde fazla yükseltmiş. Romanında bende çok sevsem de bu karakteri Türk tarihinin en üst yerine koymak zor bence. Kültür dili konusunda ki makalesi de önemli. Bugün geniş coğrafyada farklı Türk lehçeleri konuşan Türkler vardır. Bunların ortak bir dilde buluşması için hangi lehçenin uygun olduğu üzerine tartışmada bulunmuş. Kendisinin de belirttiği benimde okuduğum İsmail Gaspıralın da aynı yolu izlediğini belirtmiş. Son bölümde Ziya Gökalp, Mehmet Akif, Rıza Nur, Zeli Velidi Togan, Prof. Caderoğlu Ahmet vb kişiler hakkında makaleleri bulunmakta. Kimin kim olduğunu ve nasıl bir hizmette bulunduğunu anlamak için güzel makaleler.

Türk tarihi ve kültürü üzerindeki makaleleri okumanızı tavsiye ederim. Bunun yanında Türk kültürüne hizmet etmiş insanları tanımak, katkılarını öğrenmek, kim olduklarını bilmek bizim tarih içinde bu zamana kadar ne safhalardan geçip geldiğimizi öğrenmek için elzem olduğunu düşünüyorum. 

30 Mart 2020 Pazartesi

Türk Kültüründe Kadın Şaman



Türk kültüründe kadın şaman konusunda elimizde ki kaynaktan başka eser yoktur. Yapılan akademik çalışmalarda genel olarak şamanlık kültürü incelemektedir. Kitap olarak sunulmuş daha önce burada da size aktarmış olduğum eserlerde kadın şaman konusu değinilmemiştir. Yazarın şamanizm ile ilgili diğer kitaplarını da bitirdikten sonra artık son olarak bu eseri kaldı konu hakkında. Diğer kitaplarda şamanlık ve eski Türk inançlarının şuan yaşadığımız kültüre ne kadar büyük etkisi olduğunu. Bu kültürün aslında fark etmesek de yaşamaya devam ettiğini çok kez tekrar ettim. Kadın şaman konusunda aslında fark etmediğimiz kültür ögeleri günümüzde de yaşamaya devam etmekte.


Türklerde şamanlık anlayışının ilk çıktığı zamanlar daha anaerkil bir döneme denk gelmektedir. Yazılı kaynaklarda geçen tarihte genellikle erkek şamanlardan bahsedilse de bunlardan önce ilk şamanlar kadınlar olmuştur. Bunlarla ilgili mitoloji ve anlatılar bulunmaktadır. Şamanlığın kadınlarda başlaması daha sonra sosyal yapının değişmesi ile erkeklere geçmiştir. Ama şamanlık görevi cinsiyete bağlı bir işlev yürütmemiştir. Hem erkeklerin hemde kadınların şaman olabilirler. Genel olarak erkek ve kadın şamanların işlevleri aynıdır. Fakat kadın şamanların bazı özellikleri erkeklerde bulunmaz. Şamanların en güçlüsünün kadın olduğu her zaman vurgulanır. Bundan dolayı erkek şamanlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar. Hiç bir vakit kadın şamanlar kadar güce erişemezler. Buda anaerkil bir toplumdan geçişi gösteren unsurlardan bir tanesidir. Manyak denilen elbisenin erkek şamanlar tarafından kullanılması, saçların uzatılıp örülmesi kadın şamanlardan erkek şamanlara geçen unsurlardır. Kadın şamanlar genel olarak hastaları iyileştirmek, ölen insanların ruhunu öteki dünyaya taşımak, kısırlığı tedavi etmek, fal bakmak, evi kötü ruhlardan temizlemek, kurban sunmak, mevsim ritüellerini yapmak, sığırlara ve atlara zarar veren ruhları kovmak, yağmur yağdırmak, koruyucu amuletler yapmak gibi aslında erkek şamanların yaptığı her şeyi yapmaktadırlar. Bunların yanında şaman olma ritüelleri, eğitimi, toplum içindeki konumları şamanlık konusunda ki ile aynıdır. Bunda da aslında şamanlığın bir cinsiyete bağlı kurum olmadığı anlaşılıyor.

Kadın şamanların bir çok özelliği erkek şamanlara devretmesiyle etkisi azalmış gibi gözükebilir. Daha öncede bahsettiğimiz gibi şamanlık kendini islam kültürü içinde de devam ettirdiği için. Kadın şamanlık da kendini devam ettirmiştir. Bugün etrafımıza baktığımızda aslında bunun kültür içinde yaşadığını görebilirsiniz. Kadın şamanlık konusu çok özel bir konu, en eski kültür ögelerinden gelmekte. Bu konuyu merak edenlerin okumasını tavsiye ederim.

8 Mart 2020 Pazar

Ana Hatlarıyla Türk Şamanlığı



Artık şamaniz konusunun sonlarına doğru gelmekteyim. Öğrendiğim ana temel şey var ki buda halen Türklerin hangi coğrafyada olursa olsunlar, hangi inancı benimsemiş olsunlar eski kültürlerinden geleneklerini devam ettirdikleri oldu. Müslüman olan Türkler ise eski Gök Tanrı inancını ve şamanik gelenekleri islam kültürüne sokarak bunu sanki islamın bir parçası haline getirerek yaşatmaya devam ettirdiler. Bu konuyu inceledikçe şuan yaşadığımız bir çok olayın şamanik kültürün evrilmesi sonucu olduğu gördüm. 

Diğer bir husus ise diğer yazılarda belirttiğim gibi Türklerin eski dinlerinin şamanizm olduğu üzerine bir yanılgının yaygın olarak devam etmesi. Bu araştırmada da bu konunun bütünüyle yanlış olduğunu gördüm.

Bu kitapta ise diğer kitaplarda bahsedilen şaman kavramı, şamanik yolculuk, şaman olmak ve bunun aşamaları üzerine duruyor. Eski kültürde şaman olmak iki türlü meydana geliyor. Bunlardan bir tanesi ve en güçlüsü olan soydan gelen şamanlık görevi. Diğeri ise başka güçler tarafından kişinin şaman olarak seçilmesi. Burada şaman olarak seçilen kişi artık litaratüre bile şaman hastalığı olarak geçmiş farklı bir ruh haline bürünüyor. Bu seçilmeden ruhlar şamanın ruhunu belli bir kutsal yere götürerek orada kemiklerini etinden ayırıyorlar. Kemiklerin miktarı kişinin şaman olmasından önemli bir etken olarak görülüyor. Kemikleri sayan ve sonra tekrar dizen ruhlar, daha önce yüzmüş oldukları etleri çeşitli işlemden geçirdikten sonra tekrar şamanın bedenine yerleştiriyorlar. Burada artık şaman farklı yeteneklerle bürünmüş olarak tekrar doğuyor. Artık göğün 7 katına çıkabilir, yer altına inebilir, doğa ile konuşabilir, ruhlarla bağlantıya geçebilir, kimsenin duymadığını duyar ve kimsenin görmediğini görebilir. Bundan sonra şamanın bir çok olay meydana geliyor. Hocasından yani bir başka şamandan şamanlığı öğrendiği gibi bir ruhtan gizli öğretileri de öğreniyor. Bu bir olabildiği gibi birden fazlada olabiliyor. Dişi bir albastı olduğu gibi bir hayvanda olabiliyor. Daha önceki kitap tanıtımlarında da bahsettiğim şamanın üzerindeki ve davulunda ki simgelerin hepsinin bir anlamı vardır. Bunlar kendilerini korumaya yaradığı gibi, hayvan ruhunu simgeleyen eşyalarda olabilir. Bu eşyalar kişiye, boya ve coğrafyaya göre değişmektedir. Aynı şekilde şaman davulunda da geçerlidir.

Şamanlarda sık olarak gözüken aslında temelinde yatan bir hususta şamanların cinsiyet değişimi yada kadın gibi giyinmeleridir. Bu olaya araştırmacılar farklı yorumlar getirmeye çalışmışlar. Şamanlar hem gökte hemde yer altına gidebildikleri için buradaki ruhlara göre erkek yada kadın olmaları gerekmektedir. Ruhların cinsiyete göre yaklaşımlarının farklıdır. Diğer bir görüşte şamanlığın aslında anaerkil bir yapıda ortaya çıktığıdır.  ilk şamanların kadın olması ve kadın şamanların aslında en güçlü şamanlar olmalarından dolayı onlara benzeme düşüncesi yatmaktadır. Şamanlık zaman içersin de avcılığın erkeklere geçmesi, demir işlemeciliğinin erkekler tarafından yapılmaya başlanması ile demirin kutsiyet kazanmış, toplum içersin de erkek egemen düşünce armış, demirci şamanlar ve ardından erkek şamanlar ortaya çıkmıştır.  Şaman giysilerinde bulunan erkek ve kadın motiflerinin ilk düşünceye daha fazla ihtimal olduğunu düşündürmektedir. Bundan sonraki okuyacağım kitapta kadın şamanlar hakkında daha fazla bilgiye edineceğim. Onuda size aktaracağım.

Şamanlığın sonradan Türk kültürüne girdiği belirtisi olarak eski inanıştaki ögelerin şamanizm  içibde olmamasıdır. Gök Tanrı'ya adak sunmak, atalar kültü, iyeler, ikizler olgusu, şamanizm yoktur. Bunlardan dolayı şamanlık rahiplik rolü yerine zaman içinde icracı rolüne geçmiştir.

Kitabın birinci kısmında şamanları açıklarken ikinci kısmında şaman'ın tarihte ki yerinin nereden geldiğini irdelemektedir. Tarihte nereden çıktığı, isminin manası, kültür içindeki yerini anlatmaktadır. Geniş manada bilgi almak isteyenlere tavsiye edeceğim bir eser. Genel olarak Şamanizm üzerine yazılanlar bölgesel araştırmalar olmakta. Şamanzim aslında bölgeler arasında değişse de genel olarak okumak daha uygun olacağını düşünmekteyim. 

10 Kasım 2019 Pazar

Atatürk'ün Not Defterleri -I




Daha önce size Atatürk'ün Harp Akademisinde öğrenci iken tuttuğu not defterini yazmıştım. Ciltler arasında tarihi sıra ile çıkmadıkları için farklı ciltlere atlayabileceğimi söylemiştim. Atatürk'ün yazdığı bu notları da 31 Mart isyanını bastıran Harekat Ordusunun kurmay heyetinde bulunan Kurmay Yüzbaşı Mustafa Kemal'in notları ile Harekat Ordusu Karargahı Kayıt Defteri bulunmakta.

Harekat Ordusu Erkanı ile Selanik'te III.Ordu I.Tümen Subayları 

Selanik'den İstanbul'a harekat kararı alındığında birliklerin gideceği güzergahı, erzak miktarını, konaklama yerlerinin belirlenmesinde bir çok emirler ve yapılacaklar listesi not etmiş Atatürk. Günlük yapılacak işler, sorulacak sorular ve beklenen haberlerin hepsi bulunmakta. İstanbul'a vardıklarında harekat sırasında yaralanan, şehit olan ve tedavi gören askerlerin künyeleri; nerelerde tedavi gördüklerini belirtmiş. İstanbul'da sıkı yönetim ilan edildiğinde karargahların durumu ve devriyelerin yerleri belirtilmiş. Bunların yanında yazılı ve sözlü emirleri de defterine not etmiş. İstanbul'da sıkı yönetim ilan edildiğinde 3 maddelik kural listesi oluşturmuş. İstanbul'a hitaben 8 maddelik beyanname yazmış. 

Harekat Ordusu Karargah Defteri 

Ordu sevkinde Atatürk ciddi notlar almış. Harekat sırasında, dini gereklilikler yerine getirilirken ve devriye sırasında zorluk çıkaranlar olursa silahlı müdahaleye kadar gidileceğini belirtmiş. Harekat ordusu ve Atatürk işlerini ne kadar ciddiye aldıklarını, ne kadar kararlı olduklarını bu notlardan anlaşılmakta. 

Atatürk notlarında şu yazı bulunmakta "Sarık saran gizli örgüt mensuplarının din perdesi altındaki fesat ve reklamları menfaatten başka bir şey değildir. Din, şeriat ve vatan sevgisini gerçek menfaati, Kuranıkerim'in hükümlerinin gereğinden olan Kanunuesasi'yi ( Meşrutiyet Anayasası'nı) muhafaza etmektir. İşte bizim hareketimiz gibi."  

Tarih ondan ders almayanlar için sürekli tekerrür eder. Osmanlı döneminde, Kurtuluş savaşında, Cumhuriyetin ilk yıllarında ve Cumhuriyet döneminde dini kullanarak kendi çıkarları için isyan çıkartan, devlet yönetimi içine sızıp devlet gücünü kendi menfaatleri için kullanmak isteyen bir çok dini grup ortaya çıktı. Çıkmaya devam ediyor ve şuanda bunlar halen faaliyetlerini sürdürüyor. Bunların çoğu dış güçlerin oluşturduğu, desteklediği ve yönlendirdiği gruplar. Bunlar ülkeye zarar vermek için halkın kendi öz duygularını yöneterek hareket ediyorlar. Ülkeyi tarihte olduğu gibi çeşitli çatışmalara kadar götürüp zarar veriyorlar. Bu karanlık gayri nizami örgütlerle savaşmak için ilk önce okumak, araştırmak gerekiyor. Atatürk hiç bir zaman kendisini körü körüne takip eden bir topluluk istemedi. Her zaman aklın gösterdiği yolda ilerlenmesini istedi. Bundan dolayı şuan ve gelecekte karanlık ile kuşatılmaya çalışılan ülkemizde, karanlık ile savaşmak için ilk önce okumamız gerekiyor. Okuyup bilgi sahibi olmada karanlık ile mücadele edemeyiz. Bugün bizim görevimiz Ulu Önder Atatürk'ün ölümüne üzülüp onun gelmesini beklemek değil. Atatürk'ün bize bıraktığı mirası daha ileriye götürmek, bize sunduğu idealleri gerçekleştirmek için çalışmalıyız. Şunu unutmayın Cumhuriyetin ve Atatürk'ün temellerinde büyük  bir kütüphane bulunmakta. 


1.Cilt : Hareket Ordusu Kurmay Başkanı Kurmay Yüzbaşı  Mustafa Kemal'in Not Defterleri İle Harekat Ordusu Karargahı Kayıt Defteri


3.Cilt : Mustafa Kemal'in İkinci Viyana Kuşatması Öncesi Rus Seferi, İkinci Viyana Kuşatması ve 1768-1774 Rus Seferi Hakkında Tuttuğu Notlar

4. Cilt : Mustafa Kemal'in 1897 Türk- Yunan Savaşı İle İlgili Tuttuğu Notlar

5.Cilt : Mustafa Kemal'in 1870-1871 Alman-Fransız Savaşı ile İlgili Tuttuğu Notlar ile 1905-1908 Yılları Arasında Tuttuğu Günlük Notlar

6.Cilt : Mustafa Kemal'in İstikam ve Topçuluk, Stratejik Taarruz ve Stratejik Savunma ile Subaylar için Yazılmış Olan Hizmeti Seferiye Talimnamesine Ait Tuttuğu Notlar

7.Cilt : 19. Tümen Komutanı Albay Mustafa Kemal'in Not Defteri ile Mustafa Kemal'in Samsun'a Çıkışından - Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılışına Kadar Tuttuğu Günlük Notları

8.Cilt : Mustafa Kemal Atatürk'ün 1921 Yılına Ait Günlük Notları, 1922 Yılına Ait İç Olaylar İle İlgili Notları, Askeri ve Siyasi Konulardaki Notları, 1922 Yılına Ait Çeşitli Konularda Tuttuğu Notlar

9.Cilt : Mustafa Kemal'in Türk Tarihi ile İlgili Notları, Mustafa Kemal'in İstanbul Üniversitesi ile İlgili Notları, Fransızcadan Osmanlıcaya Çevirisi Yapılmış Bazı Kelimeler ve Şahsi Eşyalarının Yazılı Olduğu Not Defterleri

10.Cilt : Mustafa Kemal'in 5. Ordu Karargahında Görevli İken Tuttuğu Notlar ile Trablusgarp Cephesindeki Günlük Emir Notları

11.Cilt : Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyet Halk Fırkasının İkinci Büyük Kongresinin Açış Konuşması, İkinci Kez Cumhurbaşkanlığına Seçilmesi Nedeniyle TBMM'de Yaptığı Konuşma, TBMM'nin 3. Dönem Açış Yılı Konuşması ve Afgan Kralı Amanullah Han'ı Ankara Ziyareti Onuruna Verilen Ziyafette Yaptığı Konuşmayı İçeren Not Defterleri

12.Cilt : Mustafa Kemal Atatürk'ün Hukuk Alanında Yapılması Tasarlanan İnkılaplar ve Ankara Hukuk  fakültesi Açılışı, Milli Mücadele ve Cumhuriyet Dönemlerinde Gerçekleştirilen İnkılaplara Karşı Gösterilen Tepkiler ve 1931 Yılı Ocak-Şubat-Mart Aylarında Yaptığı Yurt Gezileri ile İlgili Olarak Tuttuğu Notları İçeren Not Defterleri

29 Ekim 2019 Salı

Deniz Kavimleri





MÖ 1200'lerde Anadolu da bulunan büyük Hitit İmparatorluğu, Mısır da bulunan büyük bir imparatorluk, Ege karasında bulunan Miken imparatorluğu ve Anadoludan Mezopotamya'ya doğru yayılmış irili ufaklı devletler. Bu devletler MÖ 1200'ler de büyük bir yıkılışa doğru gitmeye başladılar. Sonunda da yıkılarak tarih sahnesinden silindirler. Bu yıkılışın nedeni batıdan başlayan Deniz Kavimleri adı verilen topluluğun doğuya doğru göçünden dolayıdır. Büyük bir yıkım getiren getiren deniz kavimleri kim oldukları kesin olarak bilinmemekte. Bu kitapta bir devri sonlandıran deniz kavimlerinin kim olduklarını araştırmakta. 

Deniz kavimleri etkisi başlamadan önce bilinen dünyada üç güçlü devlet vardı. Bunları ikisine araştırmalarımda değinmiştim; Hitiler ve Mikenler. Diğer güçlü devlet ise kendini diğer devletlerin güneyinde ve uzağında, nil nehrinin verimli topraklarında ve dönemin iyi maden yataklarına sahipti. Bu üç büyük imparatorluk dolaylı ve direk olarak çeşitli zamanlarda bir biri ile temasa geçmiş. Mikenler, Minos uygarlığının çökmesiyle onların deniz ticaretini ve kolonilerini ele geçirerek Yunan karası, Akdeniz ve Ege adaları, Kıbrıs, Batı Anadolu, Mısır ve yukarı Mezopotamya'ya kadar geniş bir ticaret ağı oluşturdular. Troya şehrine saldırarak bu geniş ticaret ağını genişletmek istediler. Burada dolaylı olarak Hitit ve Anadolu da bulunan diğer kavimlerle etkileşime girdiler. Anadolu topraklarında ticaret vasıtası ile bir çok ilişkileri olsa da ilk defa savaş nedeniyle bu topraklara geldiler. Hitit imparatorluğu o dönemde büyük güce sahipti ve topraklarını gün geçtikçe büyüterek Kadeş de Mısırlılar ile savaşmaya kadar geldi. Dönem dönem Anadolu içerisinde bölge devletleri ile sorunlar yaşasa da onları zaman içinde kontrolü altına aldı. 

Mısır imparatorluğu kendi çağdaşı diğer imparatorluklar gibi sürekli mücadele ile geçen bir hayatları yoktu. Libya tarafından gelen akınlar olsa da kendi devletlerini sürekli taciz edecek güçlü komşulara sahip değildi. Nil'in oluşturduğu verimli deltaları kullanarak, madenleri işleyerek ve ticareti geliştirerek geniş bir imparatorluk kurdular. Suriye'ye kadar genişleyerek Kadeş'te Hitiler ile savaşa kadar geldiler.

Bu üç devletin güçlerinin en doruk noktasında oldukları MÖ 1200 civarında meydana gelen çeşitli olaylar sebebiyle iki tanesi yıkıldı. Mısır ise yıkılmaktan kendini zor kurtardı. Bu tarihlerde başlayan kuraklıklar Hitit devletini yiyecek tahıl dahi bulamayacak konuma getirdi. Mısır'dan tahıl talebinde bulundular. Hitit devleti bu durumda iken üç tarafından çeşitli saldırılara karşı gelmekteydi. Mısır iklim değişikliğinin etkisini nil nehri sayesinde daha hafif atlatmıştı. Anadolu da tahıl stokları azalırken Mısır tahıl ambalarlarını doldurmaktaydı. Bunu bilen Libya kabileleri açlığın gösterdiği etki ile sürekli Mısır sınırlarına saldırmaktaydı. Aynı durum Avrupa kabileleri içinde geçerli olduğu söylenmekte. Bu sebeple Avrupa kabileleri Miken topraklarına saldırmaya başladılar.

Deniz kavimlerinin bu dönemde ortaya çıkarak öyle şiddetli bir şekilde etkisini göstermiş ki çığ gibi büyüyüp etkisini Mısır'a kadar ulaştı. Miken ticaret kolonileri Mısır, Kıbrıs, Suriye kadar etkilerini gösterdi. O dönemde bu topraklarda bulunmayan bir kremik çeşidi ile bu göç yolunu takip edilebiliyor. MÖ 1200'de batıda başlayan farklı kremik türlerinin doğuya doğru takip ederek deniz kavimlerinin göç yolu ortaya çıkıyor. Aynı göç rotasında o bölgelerde yaşayanlardan farklı bir gömme geleneğinin de çıktığı gözlemleniyor. Bu kanıtlara göç yolunda bulunan şehirlerin yakılma ve yıkılma kalıntıları da eklenince ortaya büyük bir göç dalgası çıkıyor. Deniz kavimlerinin kim olduğu konusu tartışmalı bir konu. Batı Avrupa da başlayan kavimlerin Miken impratorluğunu yıkarak Anadolu ortalarına kadar gelmeleri, Anadolu da bulunan kavimlerin Mısır'a kadar karadan zorla göç etmelerine neden olmuş. Bunun yanında bir çok yere deniz yolu ile ulaşarak bu etkinin büyümesini sağlamışlar. Bazı kavimlerin isimler yazıtlarda ve arkeolojik kaynaklarda geçte. Yazarın görüşüne  göre deniz kavimleri Anadolundan gelmekte. Fakat karma yapıda oldukları gözüküyor.  Sonunda bu göç hareketi bir dönemin kapanmasına vesile oluyor. 

Daha önce size kitaplar ile anlattığım bu imparatorlukları ve deniz kavimlerini yazar arkeolojik araştırmalar ve o dönemden kalma yazılı kaynakları ile anlatıyor. Bazı yerlerde yazar tekrara düşmekte. Konu hakkında fazla bilgi olmaması nedeniyle bu durumun meydana geldiğini düşünüyorum. Bir dönemin kapanmasına neden olan bu olayı merak edenler için bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.

21 Temmuz 2019 Pazar

Şamanizm



Şimdiye kadar okuduğum kitaplarda gerek Türklerin Eski Dini gerekse Şamanizm hakkında ki eserlerde Türklerin şamanizm inancının nasıl olduğu ve günümüze yansımalarının ne şekilde olduğu ile ilgiliydi. Türkler tarihin bir döneminde şamanizm inancını benimsemişler, bunlarla ilgili ritler oluşturmuşlar ve mitler meydana getirmişler. Ama araştırmalarımda gördüğüm üzere hiç bir zaman tamamen bir inanç olarak benimsememişler. Hatta bir inanç olma mertebesinde ne seviyede olduğu kesin değil. Daha çok ruhlar ile insanlar arasında bulunan bir aracı olarak gözükmekte. Doğa ile bağlantı kurabilen, şifacılık yapan özellikleri de bulunmakta. 

Dünyanın çeşitli yerlerinde de şamanizm inancı görülmekte. Daha önce belirttiğim üzere Tunguzca bir isim olan Şaman kuzey Asya dan tüm Asya içlerine kadar yayıldı. Fakat ilginç olan dünyanın çeşitli yerlerine nasıl yayıldı bilinmemekte. Diğer okuduğum kitaplarda şamanizm konusunu sadece bizim kültür çerçevemizde inceleniyordu. Asya içlerinde ne şekilde yaşandığı, mitolojisi, ne tür inançları ve ritleri olduğu gibi özellikleri üzerinde durulmuştu. Şamanın giyimi, davulu ve takılarının manası üzerine de bilgiler bulunmaktaydı. Bunun yanında şamanizm inancının yada Eski Türk Dinin kalıntılarının günümüz yaşantımızın içinde ne şekilde halen yaşadığı üzerine de incelemeler bulunuyordu. Fakat bu kitapta Eliade daha geniş bir çerçeveden bakmayı tercih etmiş. Dünyada bulunan tüm şamanizm inançlarını inceleyerek bize ne şekilde teşkil ettiklerini anlatıyor yazar. 

Şamanizm diğer inançlardan farklı olarak bir şekilde çağrılma ile şaman olunabiliyor. Bir kişi genç yaşına da belli davranışlar göstermesi, özellikleri olması onun şaman olabileceğinin göstergesi olarak nitelendiriliyor. Bundan sonra da yaşlı bir şamanın yanına verilerek eğitimine başlanıyor. Kitapta hangi bölgelerde ne şekilde çağrılmalar meydana geldiğini ve sonrasında eğitimlerinin nasıl olduğu detaylı şekilde işleniyor. 

Şaman olabilmek için belirli bilgilerin ona gelmesi gerekiyor. Buda eğitimle birlikte çeşitli ritlerle beraber sırra erme denilen ritüelle öğreniliyor. Şaman adayı rüyalarında yada geçirdiği ağır hastalıklar sonucunda bu sırra erişip şaman olma yolunda adım atmış oluyor. Şamanların normal insanlardan nasıl farklı karaktere sahip olduğunu burada daha iyi analiz edebiliyorsunuz. Toplum içindeki tuhaf kişiler genellikle şaman oluyorlar. 

Artık şaman olacak kişi eğitimi ile birlikte şaman güçlerini elde etmesi gerekiyor. Kendince yaşça büyük şaman onu eğitirken, onunda kendisinin belli sırlara vakıf olması gerekiyor zaman içinde. Çeşitli ritüeller ile koruyucu ruhlara sahip oluyor. Doğayı anlayabilme, göğe çıkmayı ve yer altına inmeyi öğreniyor. Kişilerin ruhlarının yer altına gittiğinde nasıl geri getireceğini, bir kişi hastalandığında onu nasıl iyileştireceğinin eğitimini alıyor. Bunların bazıları hocası tarafından öğretilirken bazıları ise sır olarak kendisine geliyor. Bunların nasıl olduğu ise kitapta çok detaylı ve karşılaştırılmalı şekilde anlatılıyor. 

Tabi ki şamanların giyinişleri, takıları ve davulları önem arz ediyor. Çünkü Şamanlar bunları giyerken süs olarak değil hepsinin bir manası olduğu için takıyorlar. Kafalarına giydikleri börkler geyik boynuzu veyahut kurt postu olabiliyor. Omuzlarında kuş (kartal veya yırtıcı bir kuş) tüyleri bulunuyor. Giysisinin üzerinde çeşitli takılar bulunuyor. Bunların hepsi şamanı koruması, şans getirmesi, göğe yada yer altına indiğinde ona yardımcı olması için takılıyor. Davullarının üzerinde çeşitli simgeler bulunuyor. Hayat ağacından, kutup yıldızına ve bir çok mitolojik unsur işleyebiliyorlar. Daha önceki kitaplarda bunlara değinilmişti. Fakat burada daha detaylı olarak ele alınıyor. Burada ilginç bir şey dikkatimi çekti. Daha önce Osmanlılarda Padişahların içlerine giydikleri kuran ve duaların yazıldığı iç gömleklerinin Orta Asya geleneğinden geldiğini okumuştum. Şimdi şamanizm konusunu okuyunca bunun oradan geldiği benim için netleşmiş oldu.

Dünyanın çeşitli yerlerinde Şamanizm görülmekte. Asya, Sibirya, Alaska, Amerika Kıtası, Avusturalya ve Afrika gibi kıtalar da Şamanizm görülüyor. Bunlar arasında ritler ve inanışlar, giysiler ve davullar arasında benzerliklerde bulunuyor. Fakat bu şamanizm kültürünün bu kadar geniş bir alana nasıl yayıldığı ise halen gizemini koruyor. Amerika Kıtası için ilk yerleşenlerin getirdiği bir Gök Tanrı dini ve şamanik ritüeller bulunuyor.

Kitabın sonunda Şamanizm nereden geldiği üzerine durulmuş. Bazı araştırmalar göre kelime olarak Tunguzcadan değilde Hindistandan geldiği üzerine duruyor. Lamanizm ve Budizm yardımıyla çok geniş alanlara yayıldığını belirtiyor. Bazı araştırmacıların taş çağından önceye kadar bunu götürdükleri üzerine durmakta. Bazı yerlerde tunç devrine ait kalıntıların şamanik unsurlar içerdiği üzerine araştırmalar yapılıyor. Asya toplulukları içine şamanizmin bir şekilde yayıldığı kesin. Ama şamanizm gelmeden önce yazarın da belirttiği gibi bu topluluklarda bir Gök Tanrı inancı bulunduğu ve atalar kültünün var olduğunu belirtiyor. Şamanizm geldikten sonra bile Gök Tanrı'ya yapılan sunularda ve törenlerde, atalar kültü törenlerine şamanın katılmadığını söylemekte.

Bizim kültürümüzde çok etkisi olan Eski Türk Dinin ve Şamanizm geleneğinin bu araştırmasında bu kitap detaylı incelemesi ile hoşuma gitti. Yalnız araştırmada bir kez daha ortaya çıktı ki Türklerin Eski Dini Şamanizm değil Gök Tanrı, Atalar Kültü, yer-sular  olduğu. Merak edenlere bu kitabı tavsiye ederim.




21 Nisan 2019 Pazar

Tarihte ve Bugün Şamanizm





Şamanlık meselesi Türk toplumu içinde tam olarak anlaşılmamış bir konudur. Türkiye de Şamanizm dendi mi insanların aklına eskiden Türklerin inandıkları bir din olarak gelmektedir. Bu konu yeterli kaynakların bulunmaması ve aynı coğrafyanın farklı bölgelerinde bile uygulama, mitolojik olgular farklı olmasından dolayı tüm şamanizmi kapsayacak şekilde bir kurallar silsilesi ortaya çıkarmak güç olmuştur. Benim yaptığım araştırmanın çerçevesi genel olarak Türk halkı içinde bulunan Şamanizm nasıldı ve ne idi üzerine olacak. Bazı boylarda bulunan Şamanizm üzerine yapılan araştırmalar mevcut. Fakat yukarıda da bahsettiğim gibi Türk boyları arasında ki uygulamalar bile farklılaştığı için boylara ait Şamanizm kaynaklarını burada incelemeyeceğim.

Kitap şamanizm’in tarihi içersin de ki yerini anlatmakla başlıyor işe. Burada şamanizm’in ne kadar eskiye dayandığı konusu biraz karanlıkta kalmakta. Bazı araştırmalar bunun ilk Türk dini olduğunu savunurken bazıları ise sonradan Türklerin içine girmiş bir inanç olduğunu savunmakta. Zaman içinde Şamanizm içine giren tufan, öteki dünya, insanların yaratılışı ve kıyamet gibi kavramlar Hristiyanlık ve Musevilik yolu ile Şamanizm içine girmiş olduğunu yazar değinmekte.

Türk mitolojisinde anlatılan Ateş kavramı, Yer-su, Yada taşı konusu burada da geçmekte. Zaten bu üç kavram Türk toplulukları içine öyle yerleşmiştir ki şamani kavramlar her boy içinde farklılık göstermesine rağmen bu kavramlar sabit olarak her boy içinde aynı olarak kalmışlardır. Buda bana göre bu kavramların daha eski bir dönem inançlarından geldiğinin göstergesidir.

Şamanların yada Türklerde bahsedildiği adı ile kamların hayatları, yaptıkları ayinler, giyimleri, kullandıkları aletler, baktıkları fal teknikleri gibi bir çok konuda bize bilgi sunmakta kitap. Şamanların giyindikleri her şeyin bir manası bulunmaktadır. Bunların bazıları büyü gücünü artırıcı özellikte eşyalar olsa da bazıları koruyucu tılsımlardır. İptidai zamanlarda en güçlü şamanlar kadın şamanlardır. Bununla ilgili özel bir çalışma inceleyeceğim. Şamanlık kadınlarda ortaya çıkan bir kurum olarak görülmektedir. Kadın şamanların yerini yavaş yavaş erkek şamanlar almış olmasına karşın erkek şamanların giysileri kadın şamanların giysilerini devam ettirmişlerdir. Bir Şaman da davulu mutlaka olması gereken bir eşyadır. Şaman davulunu yaparken hizmetinde olduğu ruh vasıtası ile nasıl olacağını belirlenir. Bundan dolayı her şamanın davulu kendine özgüdür. Kutsal sayılır şaman öldüğünde kırılıp mezarının başına asılır. Şaman olan kişilerin nasıl oldukları tam olarak çözülmüş bir mesele değil. Bazı durumlarsa soydan da geçse bazı durumlarda kişinin kendisinde de meydana gelmektedir. Genel olarak farklı karakterde kişilerdir ve toplumdan ayrı olarak yaşarlar. Şamanlık her boyda farklı olduğu için farklı boylarda şaman olma şeklide farklılık gösterebilir.  Şamanlar Türk kültürünün içinde otacı (şifacı), falcı, ruhi rehber olarak görev yapmaktadır. Bunlarda özelleşmiş yada hepsini bir yerde toplamış da olabilir. Şamanlar kişilerin ulaşamadıkları büyük ruhlara ve tanrılara erişen aracı bir kişidir. Ayinlerde kendilerinden geçerek ruhlarının göklere yada yer altına inerek gezdiğini, oralardan haberler getirdiğini söylerler. Bu şekilde kehanetlerini dile getirirler. Şamanların her birinin bir töz’ü yani yardımcı hayvan ruhu vardır. Bu hayvan ruhuna kendi ruhunun bağlar. Kendi töz’üne bürünebildiği söylenir. Bu töz şamanın hem yardımcısı hem de koruyucusu dur.

Şamanların en büyük görevlerinden bir tanesi insanlar ile ruhlar arasında bir köprü olmasıdır. Türk inancına göre her şeyin bir ruhu (tin) bulunur. Bundan dolayı şamanlar zaman zaman bu ruhlara adak adar ve tören yaparlar. Aynı şekilde büyük ruhlar (tanrılar) içinde törenler düzenlerler. Bu törenlerde çeşitli sunular yaparlar. Bunlar kanlı olduğu gibi kansız da olabilir. Şamanların Gök Tanrıya ayin yapamaz ve sunu sunamazlar. Belki bundan dolayı kendi mitolojilerini ve tanrı sistemlerini ortaya çıkarmışlardır. Türk Mitolojisi 1-2 kitapta bu konuda geniş bilgi bulunmaktadır.

Şamanların yukarıda bahsettiğim gibi otacı ve falcılık yaptığını söylemiştim. Günlük işlerden, ruhlara seslenişe kadar bir çok konuda şaman falcılık yapmaktadır. Bunlar kitapta geniş olarak verilmekte. Burada en ilginç olanı ve insanların bu fiziksel olguyu gördüklerini, çeşitli kaynaklar ve kişilerin nakillerinden belirtmektedir. Türklerde yada (cada-sata) taşı diye yağmur, kar yağdıran bir taş vardır. Bu taşa sahip olan şaman her nerede olursa olsun istediği zaman yağmur, kar, dolu yağdırabilir. Türkler içinde büyük öneme sahip olan bu taş, ne kadar zaman geçse de kültür içinde varlığını sürdürmüş fakat işlevi gözden kaybolmuştur. Bu taşın işlevi Çinlilerden Müslümanlara kadar bir çok komşu milletin dikkatini ve ilgisini çekmiş. İslam Halifelerinin bile peşine düştüğü bir nesne olmuş. Yada taşı kültürü Türkler Müslüman olduktan sonrada devam etmiştir. Anadolu da yağmur duaları ile benzerlikleri buradan geldiğini gösterir.

Her kavim için ölü gömme geleneği o kültüre has ayırt edici bir özelliktir. Türklerde de bu özellik Çin sınırlarından Avrupa içlerine kadar her coğrafyada aynılık gösterir. Bazı uygulamalar halen günümüzde dahi devam etmektedir. Daha önce Türklerin ölü gömme gelenekleri hakkında bilgi vermiştim. İleride birkaç kitapta bunlar üzerine ayrıca durmayı düşünüyorum. Yazar bu konuda uzunca bu konu üzerine değinmiştir.

Şamanizm konusunda Türkiye de ilk araştırmalardan bir tanesi olduğundan okunması konusunda tavsiye ederim. Kitaplar hakkında yazılar uzun sürede hazırlasam da yazmaya devam edeceğim.

3 Ocak 2019 Perşembe

Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri Şamanizm




Bu çalışma yazar tarafından Atatürk’e zamanında hazırlanıp sunulmuş bir eser. Elde olan verileri inceleyerek, bir araya toplayarak ve öne sürülen bazı bilgileri tenkit ederek ortaya çıkmış. Biliyorsunuz Cumhuriyet kurulduğu ilk yıllarda Türk Tarihi çalışmalarına önem verilmiş. İslamdan önce ve sonraki Türklerin ananeleri ve tarihleri konusunda bir çok çalışmaya destek verildi. Eski Türk inancı da bunlardan bir tanesini oluşturmakta. Geçmişi anlamadan günümüzü anlamanın güç olduğu bilen Atatürk günümüz geleneklerinin nereden geldiğini merak edip, bu konularında araştırılmasını istedi.

Bunun sonucunda çeşitli çalışmalar yapılsa da devamlılığı gelmediği için belli bir aşamada da kaldı. Günümüzde de bu konular üzerinden fazla araştırma yapılmaması nedeniyle konu kısıtlı bir araştırma çerçevesinde kaldı. Bende bu kısıtlı alanda size şamanizm’in ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Her şeyin bir temeli olduğu gibi inançlarında bir temeli bulunmakta. Kitap ilk olarak bu temeli anlatmakla başlamış. Yazarın burada görüşünü de ortaya koyarak bir şeyleri anlatmak daha yararlı olacaktır kanımca. Yazar Şamanizm’in kurumsal bir din olduğu görüşünü savunmakta. Türk milletinin ilk inançlarını ne olduğunu temel Şamanizm hangi şartlarda ortaya çıktığını anlatıyor. Animizm, Totemizm, Natürizm ve en sonda Şamanizmin devirler içinde nasıl oluştuğunu açıklamaya gayret göstermiş. Şamanizm ilk gelişmesinden sonraki devirlerde ne şekilde insanlar içinde bir inanç şeklinde yayıldığına değiniyor. Diğer kitaplarda olduğu gibi benzer unsurlara da değinmekte. Ne tür törenler düzenledikleri, Gök Tanrı, Yer-su, giyimleri, davulları, ateş kültü, yada taşı, sihir yetenekleri gibi şamanlığa ve eski Türk inançlarında bulunan gelenekleri ve inançları açıklamış. Bunların çoğunu mitoloji kısmında ve Gök Tengri inancı içinde size açıklamaya çalışmış ve kaynaklar vermiştim.

Türkler var oldukları zaman içinden günümüze kadar birçok dini benimsediler. Fakat bunlardan İslam hariç diğer hiçbir din kaidesine Gök Tanrı ve Şaman gelenekleri kadar bağlı kalmadılar. Hangi din içine girseler bu inançlarını onlara uydurarak yok olmasını engelleyip yaşamasını sağladılar. Türkler Müslüman olduktan sonra da eski inançlarını korumayı ve Müslümanlık içine yerleştirip yaşamayı sürdürdü. Öyle bir hale geldi ki halk fark etmeden yaşadıkları ananelerin eski inançlardan geldiği unutup direk onun İslam içinde mevcut olduğu inanarak yıllardır korudular.  Son devirlerde bunun en büyük örneklerden biriside Alevilerin yaşattıkları geleneklerdir. Kitapta Alevilik’in nasıl eski Türk inancından ve Şamanik gelenekten gelişerek islam ile birleşip meydana geldiğini anlatmakta. Yaşanan geleneklerin hangi eski kaidelerden günümüze kadar geldiğini örneklerle göstermekte. Alevilik günümüzde de devam eden inanç sisteminden bir tanesi ve ne yazık ki hem ülkemizde yaşan bir çok insan ve bu inanca sahip kişiler bunun temellerini bilmemekte. Bu bakımdan bu eser güzel bir örnek olmakta. Alevilik eski Türk inançlarının bir devamı olduğunu belirtmeliyiz. Günümüzde de sadece Türk toplulukları içinde olduğunu da söylemek lazım. Farklı toplulukların içinden bu tür bir söylem çıktığında ise şüpheyle bakılmalıdır benim kanaatime göre.

Şamanlığın dünyada çeşitli yerlerde görülmesini, ilk doğuş yerinin Orta olması nedeniyle yayıla evresinin buradan olduğu kanaatine varmış yazar. Orta Asya da meydana gelen dinlerin köklerinde şamanik unsurlar olduğunu da savunmakta. Zerdüşlük ve Hirstiyanlık ile karışarak bu dinlerde farklı mezhepler oluşturmuş. Aynı bizde Alevilikte olduğu gibi. Müslümanlık içinde insanın gündelik hayatındaki kültür aktivitelerinin içinde günce olarak yaşayan Şamanizm kendini Müslümanlık içine adapte ederek yaşamaya devam etmiş. Bunu daha önce söylemiştim.

Eski Türk inançlarını Müslümanlık içinde yaşadığını çeşitli kitaplarda örnekler göstererek anlatmıştım. Şamanzm konusuna da yeni girerek bu kitaplarda Şamanizm Türkler tarafından ne kadar benimsendiği, tam teşekkülü bir inanç mı yoksa yardımcı bir unsur mu olduğunu araştıracağım. Bu kitapta zamanında yapılan ilk araştırmalardan biri olması sebebiyle okunmanızı öneririm. 

25 Kasım 2018 Pazar

Karadelikler ve Bebek Evrenler



Stephen Hawking zamanımızın en tanınmış bilim insanlarından bir tanesi.  Geçen sene onun Zamanın Kısa Tarihi kitabını okumuştum. Bu sene yazma sırasına göre okuma listeme eklediğim bu kitabına sıra geldi. Bu sene kendisini kaybettik. Bu bende üzüntüye sebep oldu. Bir büyük beyin daha evreni anlamamız için çabalarken gitti. 

Kitaba gelecek olursak, Hawking'in çeşitli yerlerde verdiği konuşmalarından ve farklı yerlerde yayınlanan makalelerinden oluşuyor. Her başlık farklı bilimsel konulara değiniyor. İlk makalelerinde kendi hakkında, çocukluğu, öğretim hayatı ve ALS hastalığı sürecini aktarmakta. Diğer makalelerinde bilimle ilgili. Tabi gözünüzü korkutmasın, Hawking kendisi de kitapta anlattığı üzere kitabı herkesin anlayacağı şekilde yazabilmek için editörü ile çok uğraşmış. Diğer bilim kitaplarının aksine konular ile alakalı genel bilgisi olan herkesin anlayabileceği bir eser. Evrenin doğasından, Einstein'ın rüyasına, bilim geleceğine, kara deliklere, evrendeki en büyük cisimlerden en küçük cisimlere kadar bunların fizikle anlama, bir formülde birleştirme üzerine düşüncelerini aktarıyor. Okuduğunuz da aslında evreden çok tuhaf cisimlerin var olduğunu anlıyorsunuz. Kütlesi milyarlarca ton olan kara deliklere, sonsuz evren, yeni doğan mini evrenlere, ışığın bile kaçamadığı kara deliklerden kaçan parçacıklara, beyaz deliklere, kuantuma kadar bir çok ilginç konu barındırıyor. 

Bu bilimsel makalelerin dışından benim dikkatimi çeken makalelerden bir tanesi insan hayatı öngörülebilir mi üzerine yazılan oldu. Hawking evrenin büyük patlama da önce dahi fizik yasalarına tabi olduğuna inanıyor. Bundan dolayı her şeyin teorisinin bulduklarında evrende olan her şeyin anlayacağınızı düşünüyor. Tabi insan beynini oluşturan binlerce parçacığın olması Heisenberg belirsizlik ilkesi gereği bu parçacıkların konumlarının bilinmemesi, çözümlenemeyecek kadar büyük denklemlerin ortaya çıkacağını söylüyor. Tanrı insanlara irade verdi mi yoksa vermeyip her şeyi önceden bildiği sorusu üzerine çok güzel bir makale olmuş. 

Bilim ve kara deliklere ve evrene merakınız var ise okumanızı tavsiye ederim.

5 Kasım 2018 Pazartesi

Kitabın Tarihi




Kitabın tarihi insanın iletişim olarak dili düzenli şekilde kullanması ile başlıyor. Bu kadar geriye gitse de fiziksel bir kitap ortaya daha çıkmamış. Ama onu oluşturacak dilin ortaya çıkışı yavaş olarak meydana geliyordu. M.Ö. 60.000 yıl öncesine dayanan bu dil ve onun yansıması olan yazı ilk defa kayalara çizilen resimler olduğu söylenebilir. İnsanlar doğada gördükleri olayları  ilk olarak resim olarak kayalara çizmişler yada kayalara vurmuşlardır. Böylelikle ilk yazılı bilgiler ortaya çıkmış oldu. Dilin zaman içinde gelişmesi ile insanlar bunları her şeklin bir nesneyi ifade etmesi ile kullanmaya başladı. Daha sonra bunlar hecelere kadar indirgendi. Her şekil artık bir hece ifade ediyordu. Daha da ilerleyerek günümüzde kullanılan her sesin bir harf olarak ortaya çıkışı görüldü. Günümüzde halen bir şeklin bir nesneyi ifade eden yazı tipleri kullanılmakta. Çinlilerin ve Japonların kullandıkları yazı sistemleri buna örnek olarak gösterilebilir. M.Ö. üçbinler de Mezopotamya da kullandıkları dili sistemli hale getirip bir yazıya ilk döken millet tabi ki Sümerlilerdir. Yazıyı keşfetmeleri ile yazılı kültürün ilk başlangıcını da aslında atmış oldular. Daha önce bir çok kez bahsettiğim gibi sadece dini belgeleri değil, günlük hayatı, yemek tariflerini, gök yüzünün ile ilgili verileri, okul notları ve yönetici belgeleri gibi bir çok konuda arkalarında yazı bırakmışlardır. Sümerlilerde ilk olarak resim yazısı ile yazılı kültüre başlayıp daha sonra çivi yazısını keşfetmeleri ile kil tabletler üzerine yazılmaya başlandı. Kil tabletler üçgen şekilde bir aletler yazı şekillerinin üstüne bastırılması ve daha sonra fırınlarda pişirilmesi ile oluşturuluyordu. Kil tabletin yanında dünyanın çeşitli yerlerinde ağaç kabukları, kemikler, bakırdan levhalar ve deniz kabukları kullanıldı. Bunların hiç biri kil tablet kadar dayanıklı olmadı ve zaman içinde kayboldu. Mısır da ortaya çıkan papirüs ise farklı bir yöntem ile yazıyı çoğaltıp, dağıtımını yapmayı sağladı. Fakat papirüs iklimlerden etkilendiği için en fazla Roma'ya kadar uzanabildi. Roma da papirüs etkili şekilde kullanamadığı için parşömene gelişti. Hayvan dersinin çeşitli işlemlerden geçtikten sonra kullanılıyordu. Papirüse göre bir çok avantajı vardı. Ama yinede pratik üretimi yoktu. Çinlilerin kağıdı keşfetmeleri ile birlikte her şey değişti. Doğudan batıya doğru kağıdın üretim metodu yayıldıkça üreticilerde artı. Artık yazılı eserleri ortaya çıkması ile birlikte bunla alakalı meslekler de ortaya çıkmaya başladı. Kitap zaman içinde rulolardan, kodexlere ve sonunda da şimdiki kullandığımız haline gelene kadar uzun bir zaman geçti.

Kitabın oluşması ile bunun yanında dağıtılması, basılması ve saklanması gibi çeşitli konularda ortaya çıkmaya başladı. Roma devrinde kopyalama ofisleri olmasına karşın bunlarında kitabın orjinalliğini koruma gibi sorunları vardı. Zamanla Çin'den, Uygurlara ve batıya kadar bir çok matba metodu gelişmeye başladı. Böylelikle orjinal kopyanın aynısı ve daha ucuz bir şekilde kitap çoğaltılması sağlandı. Bilginin dünya üzerinde dolaşmaya başlaması ile insanlığın bilinç düzeyi de gelişmeye başladı. Bilgi doğudan batıya her yeri etkiliyor, bilgi gelişerek ilerliyordu.

Yazılı kaynakların saklanması ve insanlara sunulması da yazılı kaynakların oluşması ile birlikte ortaya çıktı Asurbanipal'in kitap tabletlerden oluşan kütüphanesinden iskendiriyede bulunan kütüphaneye, roma mahalle kütüphanelerinden büyük şehir kütüphanelerine kitapların okuyucu ile buluşması ve bilginin saklanması için yerler ortaya çıkmaya başladı. Böylelikle bir meta olarak ortaya çıkan kitap insan bilinci üzerinde büyük bir etki oluşturdu.

Kitap okuma konusunda çok akıcı. Kitap ve onun etrafında gelişen tarihsel olayları tadında anlatıyor. Gelişim aşamasını hristiyan dünyası çerçevesinde anlatsa da müslüman dünyası hakkında da bilgiler içermekte. Kitabın oluşumu ile ortaya çıkan meslekler, gelişen olaylar hakkında güzel bilgiler bulunmakta. Her kitap okuyucusuna tavsiye edebileceğim güzel bir eser.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...